Off ama :(((
Oysa bu dehşet verici buluşun da ötesinde, Max Böhm'ün kaderindeki sır çekirdeğini de anlamıştım şimdi; cangılın derinliklerinde, PR 154 denetimi sırasında olanları; oğlunun kalbi, babasına nakledilmişti.
Sayfa 180 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
1000Kitap
Max Böhm elmas kaçakçısı, leylekler de kuryeleriydi.
Sayfa 125 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
‘Hitler ise müzikten, Wagner dışında, zerre kadar anlamamıştır, zaten kendisi de müzisyen değil, mimar olmak istemiştir, mimar, ressam, şehir planlamacısı filan. Gene de o kadar olsun özeleştiri yeteneğine sahipti Hitler, bütün şeyliğine.. ölçüsüzlüğüne rağmen. Müzisyenler zaten nasyonal sosyalizme o kadar açık olmamışlardır. Bakın, Furtwängler, Richard Strauss vesaire bir yana, biliyorum, zor kişiler bunlar ama bütün bu müzisyenlere olduklarından fazla yüklenilmiştir, çünkü hiçbiri politik anlamda Nazi değildi, asla. Nazizm ve müzik -isterseniz açın Furtwängler'i okuyun- imkânı yok bir araya gelmez şeylerdir. Asla! Elbet o zaman da müzik yapılmadı değil. Gayet tabii! Müzik öyle ha deyince bitivermez ki! Karl Böhm ustamız örneğin, sanatının doruğunda o zamanlar. Ya da Karajan. Kendisini Fransızlar bile işgal altındaki Paris'te coşkuyla karşılamıştır; öte yandan toplama kampındaki mahkümların da kendi orkestraları vardı, bildiğim kadarıyla. Aynı şekilde, daha sonra bizim savaş tutsaklarımızın da onların tutsak kamplarında orkestraları olduğu gibi. Çünkü müzik insani bir şeydir. Politikanın, dünyada olup bitenin ötesinde bir şey. Bütün insanlığa özgü bir şey, diyebilirim, insan ruhunu ve insan beynini oluşturan bir temel unsur. Ve müzik her zaman olacaktır, Doğu olsun batı olsun her yerde, gerek Güney Afrika'da gerekse İskandinavya'da, gerek Brezilya'da, gerekse Gulag Takımadaları'nda. Müzik, haliyle, metafizik bir şey olduğu için. Anlıyorsunuz, değil mi, metafizik, yani sırf fiziksel türden olan varlığın ötesinde, zamanın ve tarihin ve politikanın ve fakirin ve zenginin ve hayatın ve ölümün ötesinde. Müzik sonsuzdur. Goethe şöyle der: "Müzik öyle yücedir ki hiçbir akıl sırrına eremez; müzikten, her şeye egemen olan ve kimsenin hesabını tutamayacağı bir etki yayılır."
Sayfa 35 - Can Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Bohm, evreni canlılar ve cansızlar diye ayırmanın da bir anlamı olmadığını söylüyor. Canlı ve cansız nesneler ayrılmaz biçimde birbirinin içine girmiştir ve yaşamın kendisi de, tüm evrenin içine gizlenmiş durumdadır. Hatta kayaların bile bir biçimde canlı olduğunu düşünüyor Bohm, çünkü yaşam ve zeka yalnızca maddenin değil, "enerjinin", "uzayın", "zamanın", "tüm evreni oluşturan kumaşın" ve bizim holo-eylemden soyutladığımız, yanılgıya düşerek ayrı şeyler gibi gördüğümüz her şeyin içindedir.
1000Kitap
Gerçekten wooovvv
Max Böhm elmas kaçakçısı, leylekler de kuryeleriydi.
Sayfa 224 - DK·Kitabı okudu
Arthur Schopenhauer
Bu yüzden Kant, Locke, Hume, Malebranche, Spinoza ve Cartesius okuyan kimse, kendisini mutlu ve aydınlanmış hisseder. Bu duygu, toplumun asil bir görünüme bürünmesini sağlar, düşündürür ve düşünmeye sevk eder. Bunun tam tersiyse yukarıda saydığımız üç sofisti okuduğumuzda gerçekleşir. Bunların üzerine kitap yazacak olan özgür ruhlu bir insan, sofistlerinin sesinin, eğitmek isteyen bir düşünüre mi ait olduğunu, yoksa sahtekârlık peşinde koşan bir şarlatanın ses tonu mu olduğunu sorgularsa en fazla beş dakika tereddüt içerisinde kalır; zira bu eserler baştan aşağıya namussuzluk kokar. Bugüne değin felsefeyi karakterize eden sakin araştırma, şarlatanlığın tüm zamanlarda ve her türde aynı olan anlayışıyla yer değiştirdi. Bu şarlatan anlayış, burada sözüm ona doğrudan entelektüel fikir ve öznenin bağımsız düşüncesi üzerine kurgulanmıştır. Bu eserlerin her sayfası, her satırı okuru yanıltmaya ve aldatmaya yöneliktir. Bunlar okuru bir an önce tatlı sözlerle kandırıp aptal yerine koymayı hedefleyen, saçmalıklarla uyuşturmaya yönelik densiz yazılardır. Maskaralıklarla okuru şaşırtıp onu sersemleştirerek mistikleştirmeye çalışır. Bu yüzden teorik olan yazılardan bu tür yazılara geçerken hissettiğimiz duygular, pratik bir bakış açısıyla ancak şerefli insanların oluşturduğu bir topluluktan çıkıp yankesicilerin arasına girdiğimiz zaman hissedebileceğimiz duygularla karşılaştırılabilir. Onurlu bir adam olarak bu üç sofist tarafından hiç dikkate alınmayan Christian Wolf, bu söylediklerimiz için iyi bir örnek teşkil eder. Zira Wolf’un gerçek düşünceleri vardı ve sadece bunları kamuoyuna sundu. Oysa sofistlerin sadece yanıltma maksadıyla kullandıkları kelime oyunları ve safsataları var. Bu Kant sonrası okulun başkalarından ayrışan felsefi karakteri, sadece ve sadece namussuzluktur.
Felsefe-Düşünce
Reklam
Reklam