Toplumsal Çöküş
Puan vermedi
Bir toplumda ahlaki ve vicdani çöküş ne zaman başlar? Herkes yanlışlara karşı "kör" olursa o toplumda değerlerden söz edilebilir mi? Ahlaktan uzaklaşırsa ne denli vahşileşebilir insanlar? Bu kitap bütün bu sorulara yanıt veriyor. Bir gün bütün dünyada körlük salgını başlıyor. Bunun bir salgın olduğunu anladıklarında körlük hastalığına yakalanan birkaç kişiyi bir akıl hastanesinde karantinaya alıyorlar. Üstelik gün geçtikçe daha çok insan geliyor hastaneye. Kapıya askerler koyuluyor, insanların hastaneden çıkması yasaklanıyor. Kaçmaya çalışanlar askerler tarafından devlet eliyle öldürülüyor. Hiçbir ilk yardım malzemesi yok. Bu sebeple bir adam bacağındaki yara enfeksiyon kaptığı için ölüyor üstelik. Peki bütün bunlar olurken sadece bir kadının görebildiğini söylesem. Kör olan kocasını karantinada yalnız bırakmak istemediği için kadın görevlilere Kör olduğunu söylüyor ve kocasıyla birlikte karantinaya alınıyor. Ama bir süre sonra körlük herkese bulaşıyor ve kapıdaki askerler de gidiyor. Hastanede çıkan bir yangın sonucu karantinadaki yüzlerce insandan sadece birkaç kişi hayatta kalıyor ve şehre iniyorlar. Ama şehirde de durumlar en az hastanedeki kadar kötü. Herkes kör olduğu için elektrikler ve sular kesilmiş, insanlar evleri ve dükkanları yağmalamış üstelik herkes bunu normal karşılıyor. İşin en can alıcı noktası ise kilisedeki figürlerin gözleri beyaz boya ile boyanmış. Sanki din bile kör olmuş, yanlışları göremeyecek duruma getirilmiş insanlar tarafından. Peki herkesin bir anda gözü açılırsa ne olur? İnsanoğlu kaybettiklerini nasıl yerine koyar? Günümüzdeki insanları anlatıyor diye düşünmüştüm bu kitabı okuduğumda. Gerçekten insanlar yanlışları çok kolay görmezden gelip normalleştiriyorlar bugünlerde. İşte toplumsal çöküş tam bu noktada başlıyor. Şimdi bu yazıyı
Duygu ve Düşünce
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022131,8bin okunma
7/10
·300 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 22:41
Daha önce şiir şeklinde yazılmış bir roman okumamıştım. Kitabı elime ilk aldığımda şaşırdım. Nasıl bir okuma deneyimi yaşayacağımı bilmiyordum. Sonunda ise şunu söylebilirim çok akıcı bir şekilde okudum. Karakterlerin hikayeleri beni çok etkiledi. Kadınların her birinin etkileyici hikayeleri vardı. Yazar bu romanı ilk kez tiyatro oyunu olarak yazmış ve sahnelenmiş. Sonra ise bu okuduğumuz şekle getirilip basılmış. 3 farklı kadının hayatla mücadelesi bu savaş verilirken erkeklerin yeri ve davranışları. Kadınların savaşmaya hayatta kalmaya devam etmesi. Günümüzde de devam eden bir mücadele...
Kan Su BoyaJoy McCullough · Yabancı Yayınları · 2023146 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·48 syf.··
2026 37. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 07:28
Boş Pet şişe, tek kullanımlık malzemeler ve kırık leğen… Görevlerini tamamlamış bu eşyalar ne işe yarar? Mina ve arkadaşları her şeyin bir amacının olduğunu biliyordu, bu eşyaları da değerlendirmek üzere beklettiler. Sonunda kar yağmıştı. Üç arkadaş karın tadını çıkarmak için dışarı çıktılar. Kırık leğen‘den kızak yapıp kaydılar, Pet şişelere doldurdukları renklerle renkli bir kardan adam yaptılar, tek kullanımlık malzemeleri kullanarak kardan kule yaptılar… Onlar kullanılmaz denilen şeyleri çöpe atmak yerine dönüştürdüler. Yalnızca eğlenmediler; aynı zamanda “işe yaramaz” denilen şeylere farklı bir gözle bakmayı da öğrendiler. Bu sıcacık hikâye, çocuklara geri dönüşüm bilincini eğlenceli bir macera eşliğinde anlatırken hayal gücünün sınırlarının olmadığını da gösteriyor. Bazen bir kırık leğen kızak, boş bir pet şişe boya kabı, tek kullanımlık malzemeler ise bir kalenin yapı taşı olabilir. Yeter ki bakmayı ve dönüştürmeyi bilelim. Doğaya saygıyı, üretken olmayı ve sahip olduklarımızın değerini hatırlatan keyifli bir okuma oldu.
Çocuk Kitapları
Yeşil Kalkan: Dönüşüm OperasyonuTuğba Soydan · Çınaraltı Yayıncılık · 202610 okunma
Spoiler vardır! 19.yy'da İskeleden İnmek
10/10
·656 syf.··
Beğendi
·
2026 112. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 19:27
Şuan ,inşaat iskelesinin tepesinde, parmaklarım kireçten kaskatı kesilmiş halde oturuyorum sanki... Dışarıda öyle bir soğuk var ki, insanın içine işliyor. Yanımda fırçalar, boya kovaları, bir de Robert Tressell’in Baldırı Çıplak Hayırseverler kitabı. Elimden bırakamıyorum, bırakamıyorum çünkü okudukça sanki sadece bir kitap değil de, bizim hikayemizi, o çok iyi bildiğimiz 'neden hep başkaları kazanıyor?' sorusunun cevabını okuyorum.Kitabı okurken sanki zaman durdu. 19. yüzyılın o kasvetli, kömür dumanlı İngiltere’sinde, o sefalet kokan inşaatlarda yaşıyormuşum gibi hissettim. Üstelik okurken o kadar çok tanıdık yüze denk geldim ki... Sanki Steinbeck’in Gazap Üzümleri’ndeki o kamyon kasasında yolculuk eden yorgun göçmenleri, Orhan Kemal’in Bereketli Topraklar Üzerinde’siyle Çukurova’nın sıcağında kavrulan ırgatlarını almışlar, Tressell’in İngiltere’deki iskelelerinde yan yana oturtmuşlar. Hepsi aynı kaderin, aynı sızının insanları; coğrafyalar değişse de derdin, yokluğun ve emeğin türküsü hep aynı tonda söyleniyor.Hele o 89. sayfa... Kitabı elimden bırakıp dakikalarca boşluğa baktığım o yer! Evde bir lokma ekmek kalmamış, mutfak duvarındaki çiviye kanlı bir kağıt iliştirilmiş ve üzerinde o kahredici cümle: 'Bu benim değil, toplumun suçu!' O an anladım ki, Tressell sadece bir roman yazmamış; o günün soğuğunu, açlığını ve çaresizliğini bugünün vicdanına bir bomba gibi bırakmış.Bu hissi Bereketli Topraklar ÜzerindeBereketli Topraklar Üzerinde o gençlerin, nasır tutmuş elleriyle toprağı kazarken kanayan parmaklarını hatırladım; tıpkı Tressell'in işçilerinin kireçten çatlayan elleri gibi. Steinbeck’in Gazap ÜzümleriGazap Üzümleri Kaliforniya yollarında açlıktan şişmiş karınlarla direnen o insanların bedenlerindeki o derin çöküş, sanki bu kitabın sayfalarında başka bir surette tekrar canlanıyordu.Kitapta geçen bencillik meselesi ;Hani o 'ya
1000Kitap
Baldırı Çıplak HayırseverlerRobert Tressell · Alfa Yayınları · 202426 okunma
Boya o tuvali!!!
Puan vermedi·112 syf.··
2026 12. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 13:08
İlk başta kitap çok sıkıcı ve boş gelmişti çünkü anlama kabiliyetine henüz erememiştim. Kitap ilerledikçe ana karaktere olan ilgim arttı nedeni ise her şeye çok anlamsız ve boş gözüyle bakıyordu ipleri öyle bir salmış ki ne ucu ne sonu gözüküyor e durum bu haldeyken Şu an ne? Sonrası ne olucak? Eskiden ne oldu? umrunda bile değil ki zaten umrunda olup olmadığından bile bi haber. At gözlüklerini takıp sadece önüne bakıyor yiyor içiyor uyuyor hayatı bu döngüden ibaret ve hal böyleyken hayatın yaşanmaya değmeyecek kadar boş ve anlamsız olduğunu düşünüyor saniyeler akarken o, Zaman nedir? diye sorgulamaktan bile acizken hayatın anlamsız olduğuna ısrarla inanıyor ölümün aşikar bir son olduğuna inanıyordu hayattan böylesine elini ayağını "umutlarını" çekmişken Nasıl olurda görebilirdi en güzel çiçekleri? Nasıl hissedebilirdi aşkı,sevgiyi? Nasıl huzura ererdi? Nasıl?? E son zaten bariz bir şekilde ortada... Şimdi bir örnekle kendi hayatıma ve bu incelemeyi okuyanlara bir ışık,umut bırakmak istiyorum. Düşünün bir tuval var önünüzde ilk başta boş sade gelecektir ta ki o fırçayı boyaya sürüp tuvalde o renkleri görene kadar yani anlatmak istediğim şey şu ki dünya nötr bir tuval sen, ben, bakış açılarımız, anılarımız ve idealarımız birer renk eğer biz dünyadan yani tuvalden bir şey beklersek hiç bir şey olmayacaktır çünkü o eylemi ancak sen gerçekleştirebilirsin. Sana fırça da boya da tuval de verilmiş sıra sende! Ya donuk donuk ölene dek bomboş renksiz olan o tuvale bak yada o boyayı al ve değiştir her şeyi! Kendi benliğini, kendini bul "her bir rengin içinde" seçim senin! "Bu dünyaya bakışımız bizi değiştirecek olandır." -from me!!! YabancıYabancı
Felsefe
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137bin okunma
7/10
·1072 syf.··
2026 58. kitabı
Dünya tarihi dediğimiz şey aslında çoğunlukla b*k gibi heriflerin tarihi. Misal, ilk epik kahramanımız Gılgamış'a bakacak olursak, herkesi bitkin düşene kadar güreştirip hemen ardından tanrılara dua ederken gidip eşleriyle aynı yatağa giren zorba herifin teki olduğunu görüyoruz. Sokrates'i fazla konuştuğu(!) için idam eden Atinalılar ya da Caligula, Claudius ve Nero'nun suikast ve manipülasyonla hüküm sürdüğü yılları anlatan Tacitus da konuya birer örnek olabilir. Fakat bunların yanında kendine özgü, aklı selim kişiler de yok değildi. Sezar, Odysseus ya da Şehname'nin Rüstem'i. Elbette ki bunların hiçbiri etraflarını saran ahmak herif güruhunun drama ve entrikalarından kaçamıyor ve epik şiir söz konusu olduğunda Şahname, okuduklarım arasından en iç bunaltıcı olanı diyebilirim. Söz konusu b*k gibi herifler olduğunda Şahname'den ileri bir tek İlyada'yı örnek verebilirim sanırım. Eser boyunca birbirini takip eden kan davaları, ölümcül (ve bir o kadar da trajik) yanlış anlamalar, küçücük onur meselelerinin tetiklediği düellolar, babalar ile oğullar arasındaki çatışmalar, oğulların annelerine, amcaların herkese karşı cephe alması, güvensizlik, dedikodular ve açgözlülükten kaynaklanan ihanetler bolca mevcut. Şunu da söylemek lazım ki bu herifler saçma ya da "karikatürvari" kötüler değil. Neredeyse her birinin iyi bir yanı, bir onur anlayışı var, fakat sorun şu ki çoğunun duygusal zekası anasınıfı çocuklarıyla eşit derecede. Bu durum bana hep A Distant MirrorA Distant Mirror 'daki soyluları hatırlatıyor (Haçlı Seferleri'nden elde edilen tüm altını ipek cüppelere harcayıp savaş meydanına zırh ve erzaksız gidiyorlardı). Karakterlerin eylemleri ise, bana kalırsa, olabilitesi yüksek eylemler; ancak yine de bazı kişilerin neden sürekli aynı dangalak hataları tekrarladıklarının açıklamasını isterdim.
Edebiyat
ŞahnâmeFirdevsi · Kabalcı Yayınları · 2016343 okunma