Ama yine de bu acıları çekmek adeta bir zevkti. Hayli uzun zaman kör ve duygusuz, sürüklenip gitmiştim; kalbim hayli uzun zaman susmuş ve yoksulluk içinde bir köşeye çekilip oturmuştu, dolayısıyla bu kendimi suçlamaların, bu dehşetin, ruhumu saran bu çirkin duygunun, başımın üzerinde yeri vardı. Nihayet bir duygu uyanmıştı varlığımda, nihayet alevler fışkırıyordu ruhumdan, bir yürek içimde çırpınıyordu! Bütün bu sefaletin ortasında aklım karışmış, kendimi esenliği ve baharı çağrıştıran bir duyguya kaptırmıştım.
Tanrı'ya inanmak, bu eylemi kelimelerle ifade etmenin çok ötesinde bir durum. Bu inancın en büyük ispatı, yine kişinin kendi bilinç ve fiiliyatındadır. Sadece inanıyorum diyerek hareketlerimle, inancımla desteklemeden veya dua etmeden iman etmiş olamazdım. Tanrı'nın iradesine tam olarak teslim olmayı arzulamadıkça ve inandığım şey için dimdik ayakta durmadıkça Tanrı'yı seviyorum diyemezdim. Eğer gerçek dini yaşamak istiyorsam bunu göstermeliydim aksi halde riyakar olurdum.
Durum böyle olunca, resulleri bekleyen şey insanlar değil sistemlerdir, kurulu düzenlerdir. Resullerin muhatapları, yıkmak için çalışacakları şey sistemlerdir, kurumlardır. Sistemleşen arzulardır, kurumlaşan heva ve heveslerdir.
Harp eninde sonunda bir cinayettir tamam, bir tür toplu öldürme ayinidir kabul ama sadece bu değil. Çok daha büyük bir anlamı var harbin. Vatanı müdafaa etmekten falan bahsetmiyorum, insan olmaktan bahsediyorum. İnsanın bütün hislerinin, bütün zekasının, bütün korkularının, bütün vahşetinin, bütün cesaretinin bir anda ortaya çıkmasından… Harbin, insan mevcudiyetinin bir parçası olmasından bahsediyorum. Bizlerin nasıl bir mahluk olduğundan… Ne yazık ki, insan, tek ya da topluca öldürmekten zevk alan yegane hayvan türü. Evet, işte bunun için sana harbi anlatıyorum çünkü bu kanlı olayların beni nasıl etkilediğini, nasıl değiştirdiğini anlamanı istiyorum.