• Kitap gayet güzeldi ve merak uyandırıcıydı. Kitapta olaylar o kadar karmaşık ki, fikir üretmek söz konusu bile değil. Aslında kitap sürükleyiciydi ama ben, bu aralar kitap okumak konusunda sıkıntı yaşıyorum; okumak isteyip de okuyamama durumu ama kendimi itileye itileye beklediğimden geç de olsa kitabı bitirdim. Bu kitap Dave Gurney için zor bir kitaptı; çünkü bu sefer karmaşık bir olayla uğraşırken, diğer taraftan da karısı konusunda karmaşık duygular yaşıyordu. Biz okuyucular için de Dave için de beklenmeyen garip bir durumdu. Birde şu ilgimi çekti; diğer kitaplarda Dave ile eşi Madeleine'nin ilişkilerine yer verilse de hep yüzeyseldi ama bu kitap da daha bi' yakınlardı ve eş durumu daha iyi hissettirilmişti.

    Dave Gurney, yine Jack tarafından garip bir işin içine çekilir. Kürt Gölü diye bilenen bir yerde yaşan Richard Hammond adında bir psikologun, hipnoz terapi uyguladığı dört hastasının, aynı rüyaları gördükten sonra intihar ettikleri ortaya çıkar. Bu durum büyük yankı uyandırırken, çoğu kişi Psikolog Richard'ı suçlar. Bu olaya bir şekilde karışan Dave Gurney, olayların garipliğiyle uğraşırken, bazı şeyleri gizli tutmak isteyen kişilerde Gurney ile uğraşır ve olaylar daha da garip ve tehlikeli bir hâl alır.

    Insanlar, kötülük söz konusunda o kadar özgün ki, aynı şey iyilik söz konusu olduğunda düşünmekte zorlanılıyor. Bu kitapta kötülüğün ve bununla gelen bencilliğin örneklerini okuduk. Dave'nin, duygular söz konusu olduğunda ne derece acemi olduğuna tanık olduk. Gerçeğin peşinde olan bir polisin, asıl kişiler yerine hedef olduğunu okumak rahatsız etti. Gerçekten, bu her kitap oluyor neredeyse ve zaten Dave'nin olayı bu, kendini ön plana atmak, adam resmen bundan besleniyor. Güzel bir polisiye okumuş olmaktan dolayı mutluyum ve bu seriyi herkese tavsiye ederim.
  • KİTAP OKUMAYA BAŞLADIKTAN SONRA YAŞADIĞIMIZ DEĞİŞİMLER

    Kitap okumanın bedenimizde yarattığı değişiklikler, üzerinde az durulan bir konu olsa gerek. Sözgelimi bir klasik roman okurken satır aralarında kaybolmak ve düşünsel faaliyete geçmek fizyolojimizi düşünmekten daha çekicidir elbette. Gelgelelim biz yine de University of Virginia kütüphanesinin 2015 yılında yaptığı ve yayımladığı bu çalışmayı paylaşarak keyifli bir bilgi vereceğimize inanıyoruz. Özellikle kitap kurtlarının ilgisini çekecek bir konu olduğu aşikâr. Bakalım kitap okurken yaşadığımız değişimler nelermiş?

    1. Okuma sonrası ilk 10 dakika

    Kitabı elimize aldık, az biraz inceleyip onu araladık. Okumaya koyulalı 10 dakika geçtiyse şunları yaşarız: Vücudumuzdaki sistem anında uyarılır, zira artık yeni bir şeyle karşı karşıyayızdır. Nesnenin, yani kitabın dokunulabilir olması bizi ilk etkileyen unsurlardan biridir. Görsel tasarımın altın yumurtlayan tavuğu olan tipografinin etkisini yaşarız. Yani yazı karakterinin. Okuduğumuz kitapla yeni bir dünyaya açıldığımızın bilincindeysek bu bizi yeni bir boyuta taşır. Bir kurgu kitapta duyu organlarımızı harekete geçiren bir diğer unsur kitabın kokusudur. Özellikle eski bir kitapsa elimizdeki, sayfalarına karışan o hoş kokudan etkileniriz. Ek olarak yeni bir anlatıcı, dil ve terminoloji ile karşılaştığımız için bakış açımız buna bir süre direnir. Ortama uyum sağlama çabası sinir sistemimiz tarafından sağlanmaya çalışılır.

    2. 30 dakika

    Dönüşümler artmaya başlar. Bazı okuyucular için metin içi işitsel ve görsel etkiler uyanır. Metindeki anlatıcının sesi kafamızda dolaşır. Cümleleri onun sesinden okumaya koyuluruz. Kimi okuyucular metindeki tasvirler sayesinde fantastik görüntüler görmeye, hayal etmeye başlarlar. Çoğu okuyucu bu sürede kitaba fiziksel müdahalelerde bulunur. Önemli gördükleri cümlelerin altını çizmek, yanına notlar almak bunların başlıcalarıdır.

    3. 1 saat

    Kitaba giriş kısmını geçtiğimiz ve derine indiğimiz esas süre. 60’ıncı dakikayla beraber kitabın içine giriş başlar. Okur, metindeki duygusallıklara bağlı olarak değişken hisler yaşayabilir. Derinlemesine bir okur bu süreçte kitaptaki kurgu ve karakterleri gerçeklik olarak algılayabilir. Periyodik zamanlarda kitaba kısa aralar verir ve düşünmeye başlar. Böylesi bir okuma süreci, okurun yeni bilgiler edindiği, onları belki ret belki de kabul ettiği bir süreçtir. Bu bilgi, fikir alışverişine de ‘’öğrenme’’ denir.

    4. 1 saatten sonrası

    Kitap şimdi okuru içine almış durumda. Kitabın sonlarına doğru gelmek, biteceği gerçeğine yaklaşmak okurda öfkeye, huzursuzluğa neden olabilir. Okurun şu anda o kitabın devam etmesine yönelik tutkulu isteği onu fizyolojik ihtiyaçlarından bile edebilir. Örneğin; yemek yeme, tuvalete gitme, su içme gibi ihtiyaçlarını erteleyip kitap okumayı sürdürebilir.

    5. Saatler, günler, haftalar

    Okurun okuma hızına göre değişebilecekse de genellikle bu zamanlarda kitap biter. Okuyucu bu bitiş sonrası büyük hüzünlenmeler yaşayabilir. Esasen bu denli etkilenmiş pek çok okuyucu aynı kitabı tekrar tekrar okumaya yönelip ilk okuma sonrası aldığı hazzı, duyguyu bir daha tatmaya çalışır. Böylesi bir süreçten sonra okuyucu, kitabı okumadan önceki daha az karmaşık hayatına dönmeyi isteyebilir. Yaman bir çelişkidir ki böyle bir okur aynı zamanda talepkârdır. Mevcut kitabın tesirinden çıktıktan sonra kendine daha karmaşık kitaplar aramaya koyulur.

    6. Yıllar

    Kitap, okuru etkilemeyi sürdürür. Birçok okuyucu bu zamanlarda genel bilgilerle donatılır, okumak ciddi bir etkinliğe dönüşür, okuma alışkanlığı günbegün artar ve entelektüel merak ciddi oranlarda artış gösterir.
  • Biz sevdamızı yarıştıramayız aslanım..
    Dikkat edersen biz diyorum

    çünkü bu aralar ben çok kalabalığım...
  • Belki siz de zor bir zamandan geçiyorsunuz. Belki sizin de benim gibi bitirmeniz gereken bir yazı, bir ödev, kapatmanız gereken bir hesap var. Uzun zamandır ertelediğiniz bir iş var. Belki de bir davranışın size ne kadar zarar verdiğini fark ettiniz ve farklı şekilde davranmak istiyor fakat bir türlü "beceremiyorsunuz". Belki bedeninizi dilediğiniz gibi kullanamıyorsunuz. Belki içinde bulunduğunuz ortam size hiç mi hiç iyi gelmiyor artık, biliyorsunuz ama içinden çıkabilecek imkânınız yok. Belki de çok sevdiğiniz biriyle vedalaşmak zorunda kaldınız. Artık bu hikâyeye daha farklı biri olarak devam edeceksiniz. Belki bu aralar siz de zor bir zamandan geçiyorsunuz... Acı, ağrı, hayal kırıklığı, üzüntü, özlem sık sık ziyaretinize geliyor. Kendinizi çoğu zaman başarısız, güçsüz hissediyor; hiç düzelmeyeceğini, buradan sonrasının artık hep yokuş aşağı olduğu düşünceleri yapışıp kalıyor zihninize. Oysa ne hissettiklerimiz ne de bedenimize yansımaları bizim elimizde. Aklımızdan geçenler ve bedenimize yansımaları bizim suçumuz değil. İnsan olmak böyle bir şey. Bir yerlerden, çok eskilerden, büyüdüğümüz ortamdakilerin davranışlarından öğrendik bazı durumlarda kendimizi tehdit altında hissetmeyi, bazı insanların etrafında rahatsız olmayı, bazı meselelere çok kafa yormayı, başarı kotamızı çok yukarılara koymayı, bize bizim onlara baktığımız gibi bakmayacak insanları hayatımıza almayı, değersiz olduğumuza inanmayı... Kendimizle böylesine acımasızca konuşmayı. Oysa içimizde ne yapmanız gerektiğini, bunun da geçeceğini bilen bir taraf var. Ve aslında her birimiz şefkat vermeyi sandığımızdan çok daha iyi biliyoruz. Sevdiğimiz bir dostumuz, annemiz-babamız, evladımız, yardıma muhtaç bir hayvan, küçük bir çocuk acı içindeyken ona nasıl yaklaşmamız gerektiğini biliyoruz. İçimizdeki bu kaynakları kendimiz için de kullanabiliriz. Siz de öz-şefkate bir şans vermek isterseniz, bir dahaki sefer acı ziyaretinize geldiğinde, acıdan kaçmak, acı çektiğiniz için kendinize kızmak veya kendinizde hata aramak yerine, acınıza yüzünüzü dönüp kendinize, "Şu an acı çekiyorum, böylesine zor bir anda kendime nasıl yardım edebilirim?" diye sorabilirsiniz. Bu soru yumuşak olduğu kadar da cesurcadır da çünkü zor duyguların varlığını kabul etmek, onlara yer açıp, onlarla beraber harekete geçebilmek cesaret gerektirir. Öz-şefkat hem nezaket hem de cesarettir. Öz-şefkat herkesin acı çektiği bu hayatta, kendimize destek çıkmak demektir. Kendi elimizden tutup, sevdiğimiz birine gösterdiğimiz hassasiyeti, anlayışı ve kabulü kendimize de göstermek demektir. Dilerim hayat bize adil davranmadığında, biz kendimize adil davranırız. Çünkü elimizde olmayan onca şeye rağmen, kendimize nasıl davranacağımız kendi elimizde. Bizim elimizde acıyan yerlerimize nasıl bakacağımız. Dilerim ki, acımız geçene, dinene kadar, acele etmeden, her şeyin bir zamanı olduğuna güvenerek kendimize destek olur, iyi bakarız bundan böyle... Şefkatle.
  • İnsan kendi evinde de kalıyor, arkadaşının evinde de, akrabasının evinde de. Yeri geliyor, gezmeye çıkıyor, otelde kalıyor. Ama bir türlü insan bir geceliğine, bir saatliğine de olsa kendinde kalamıyor. Kendisinin karşısına geçip de "Yahu biz ne yapıyoruz, nereye gidiyoruz?" diye kendisiyle hasbihal edemiyor. Niye? Telefon çalıyor, birisi sesleniyor, kimse seslenmese masada birikmiş projeler sesleniyor... Kendinde kalmak büyük maharet bu aralar... Büyük maharet.
  • Bu aralar nesil farkları arasında kafamda çıkmazlara düşüyorum, bizim(gençlerin) ailemizi anlamadığımızı onların da bize göre eskide kaldığını düşünüp sonra da bunu düşündüğüm için üzülüyorum.Ama bir türlü de aşamıyorum bunu.Öyle bir zaman gelecek ki bize de eski gözüyle bakılacak ya da mesela eskiler zamanında ne büyük işler yapmışlar,zamanının ekolleri olmuşlar ama şu an için pek de önemi yok.İnsanın bunu kaldırması da zor olur diyorum,biz de mi böyle olacağız diyerekten günlerimi harcıyordum.Kitap da tam da bu noktaya değinmiş.Kuşak çatışması, nihilistlik,romantiklik gibi...
    Hani şöyle kendini bir şey sanıp da,küçük dağları ben yarattım edasıyla gezen üniversitelilerin aslında bir hiç olduğunu anlamasını sağlayan zamanlar.Tecrübenin teorikten daha büyük olduğunu ve eskilerde daha fazla olduğunu ve aslında onların da bizm geçtiğimiz yoldan belki biraz farklı ama mutlaka geçtiğini gösteren eser.
    Her ne kadar sanat tanımayan,duyguları önemsemeyen her şeyi bilimde bulacağını sanan Bazarov'u anlamasam da fikir savunma şeklini sakinliğini severek okudum.Arkadi'nin arkadaşlığı,Bazarov'u sahiplenmesi ama aynı zamanda insancıllığı,fikirleri daha bir ölçüp tartması,ayrıca gereksiz betimlemeler,tasvirler yapılmaması,olacak bir olayın fazla uzatmadan yaşanması diyeceğim o ki bu iki üniversitelinin gözünden hayatı okuyun.

    "Kişilik" sayın bayım "kişilik", en önemlisi budur işte: İnsanın kişiliği bir kaya gibi sağlam olmalıdır, çünkü her şey onun üzerine bina ediliyor.Dünyanın bir ucunda taşrada oturuyorum ancak gene de kendimi bırakmıyorum,çünkü kendime saygım var."