...savaş bitip insanlar evlerine geri dönse de bu eski hayatlarına döndükleri anlamına gelmeyecek asla. Eski günlerimize, eski hayatlarımıza bir daha geri dönemeyeceğiz. Bu mümkün olmayacak çünkü.
Aldatma Zihniyeti
Ama daha korkutucu neden, Sibel'in olağanüstü bir irade ve aşkla sürdürdüğü "beni iyileştirme" çabasının bir işe yaramadığını ya da daha kötüsü, "iyileşsem bile" gelecekte hem onu hem Füsun'u idare edeceğimi düşünmesiydi. Bu son ihtimale en kötü zamanlarımda ben de inanmak ister, bir gün Füsun'dan haber alacağımı, bir anda eski mutlu günlerimize dönüp gene her gün Merhamet Apartmanı'nda buluşacağımızı, aşk acımdan böylece kurtulduktan sonra da tabii ki Sibel'le de sevişebileceğimi ve onunla evlenip çocuklu, mutlu, normal bir aile hayatı yaşayacağımızı hayal ederdim.
Sayfa 185·Kitabı okuyor
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Her hareketimizden önce bütün sonuçlarını tahmin etmeye çalışsak, bunları ciddi olarak düşünsek, önce kesin sonuçları, sonra olası sonuçları, sonra rastlantısal sonuçları, daha sonra da hayali sonuçları düşünmeye kalksak, kımıldayamayız bile, tek bir adım atamayız. Sözlerimizin ve hareketlerimizin iyi kötü sonuçları, kuşkusuz, gelecekteki bütün günlerimize, hatta bizim bu sonuçları doğrulamak, kendimizi kutlamak ya da başkalarından özür dilemek için artık bu dünyada bulunmayacağımız sonsuz günler dahil, oldukça düzenli ve dengeli biçimde dağılır, zaten bu durumun, üzerinde bunca konuşulan ölümsüzlük denen şey olduğunu ileri sürenler de vardır, Tamam da, bu adam öldü, bizim de onu gömmemiz gerekiyor.
Sayfa 86·Kitabı okudu
Seçimlerimiz sonuçlarını görüyoruz
Gelişmek, seçmeyi ve seçmenin bazı şeylerden vazgeçmek anlamına geldiğini bilmek demektir. Hayatın sağlam iskeletini de işte bu vazgeçilen şeyler oluşturur. Varoluşa, mümkün olduğu kadar çok şeyi ve fırsatı kapma koşusu olarak bakan bulimik dünyamızda bize her şey ve her şeyin zıddı olmamız ve bunun uyumlu tutulması-önerilirken seçim konusu özellikle önem kazanır. Seçim elbette zamanımızın ıssız bölgelerinden birine daha, istek alanına da adım atmayı gerektirir. Seçmemize izin veren, oluşturmamıza, günlerimize kesin bir anlam kazandırmamıza izin veren hep istektir. İstek işbaşında olmasa hayatımız nehirlere atılan ve bir koya varana kadar akıntıyla sürüklenen plastik bir nesneden farklı olmazdı.
Sayfa 70·Kitabı okudu
Bu sular, bu sahiller kendilerini daima seyredenlere onlar ezelî dostlarıymış gibi daima bir şeyler mırıldanır, sayıklar ve söyler. Karşımızdaki değişen manzaralar ve sabit yalılar sanki geçmiş günlerimize, mevsimlerimize, akrabalarımıza ve sevgililerimize benzer. Burada herkes kendi gönlünden olduğu kadar bu tabiatın içinden gelen bir şiiri dinler. Her gönül birçok hülya ve hatıralarının şiir haline gelmiş varlığını sezer. Hüzünlü ve güzel Boğaziçi'nin şiirine dayanan bu yalnızlık, bu sessizlik, bu hayat, durgun havasıyla Boğaziçi gibi hisli ve tatlı günlerin ve gecelerin içinde insana bir saadet rüyası nasip eder. Her şeyi neşeye, sevince çeviren bazı genç ve mesut vücutlar ve ruhlar olduğu gibi Boğaziçi de tabiatın hakikatlerini bir nevi hüzünlü ve içli büyük şiire ve her şeyi güzelliğe döndürür.
Sayfa 38·Kitabı okudu
Peki, dâhi çağı nedir? Ne zaman olmuştur? Burada tıpkı Milanolu Bay Bosco gibi tümüyle gizeme bürrünmeliyiz ve sesimizi alçaltıp fısıltıyla konuşmalıyız. Yüzümüzdeki çok anlamlı gülümsemelerle akıl yürütmelerimizi belirlemeli ve tartıya gelmeyen şeylerin narin maddesini bir tutam tuz gibi parmaklarımızın arasında ufalamalıyız. Kimi zaman, sahte mallarını abartılı el kol hareketleriyle göstererek görünmez dokumalar satan tüccarlara benzersek bu bizim suçumuz değil. Peki, bu dâhi çağı olmuş mudur, yoksa olmamış mıdır? Buna yanıt vermek güç. Hem evet, hem hayır. Çünkü sonuna kadar olmayacak bazı şeyler vardır ve olayların içine sığdırılmayacak kadar büyük ve mükemmeldiler. Sadece olmayı deniyorlardır, gerçeğin zemininin kendilerini taşıyıp taşımayacağını deniyorlardır. Gerçekliğin kırılmasıyla bütünlüklerini yitireceklerinden korkarak sürekli geri çekilirler. Eğer sermayelerini bölerlerse, bedenlenme sırasında şunu ya da bunu yitirirlerse çok geçmeden, özvarlıklarını kıskançlıkla geri alırlar, yeniden bir araya toplarlar, yaşamöykümüze girer, beyaz lekeler, kokulu alameti farikalar bırakırlar geride; sonra yaşamın dolgunluğu artar, durmaksızın kendini tamamlayıp bizi zaferle mest ederken, gecelerimize günlerimize kocaman adımlarla yayılan, meleklerin çıplak ayaklarının solmuş gümüş rengi ayak izlerini de bırakırlar. Ancak, bu bütünlük bir anlamda bölük pörçük bedenleşmelerin her birinde tam ve yekpare olarak yer alır. Burada temsil olgusunun ve varlığının vekilinin olayı ortaya çıkacaktır. Bu olayın kaynağı, çevresi ufak ve değersiz olabilir, ancak göze yaklaştırınca, tam ortasında sonsuz ve parlak bir perspektif açılabilir, daha yüce varlık, burada bu sayede de kendini ifade etmeye çalışır ve ateşli bir biçimde parlar. İşte biz de bu göndermeleri, bu dünyevi
Sayfa 124