• Tarifsiz hislerle sonuna geldim Oğuz Atay serüvenimin. Oğuz Atay külliyatını bitirmiş olmanın verdiği mutluluk ve burukluğu bir arada yaşıyorum. Bir yazar düşünün ki her eserinden bir kahramanı ile bağ kurduğunuz, kendinizden bir şeyler bulabildiğiniz. 7 eserinde okuduğum tutunamayan karakterlerden anladım ki Oğuz Atay insan psikolojisini çok iyi analiz etmiştir. Ya da her eserinde kendinden yola çıkmıştır...

    Eylembilim'de tutunamayan, anlaşılamayan karakterimiz SERVER GÖZBUDAK. Matematik profesörü olan Server Gözbudak'ın vefatından sonra avukatı Dilâver Kalas, Server'in kendince yazmaya çalıştığı hatıratını düzenler ve okuyucuya sunar.

    Bu hatıratta ilk dikkatimi çeken Server'in iç hesaplaşması oldu. Eşi Süheyla Hanım tarafından bile anlaşılamamış, hislerini kendi içinde yaşamak zorunda kalan karakterimiz yazarak anlatmaya çalışmış kendini. Kendisinden bazen ben, bazen de üçüncü tekil şahıs olarak bahsetmiş. Yazmasının en büyük sebeplerinden biri de içine sürüklenmiş olduğu bir olaydır. Olay ülkede öğrenci çatışmaları olduğu dönemde geçiyor. Server Gözbudak'ın görev yaptığı üniversitede öğrenciler, çatışmalar sırasında öldürülen arkadaşlarını üniversitenin bahçesine defnetmek isterler. Bunun üzerine akademisyenler ve profesörler ortak toplantı kararı alırlar. Bu toplantıdan çıkacak kararı ve gelişecek olayları büyük bir heyecanla okudum. Öğrencilik yıllarında eylemci olan Server Gözbudak, toplantıda büyük bir rol oynamaktadır.

    Seni de çok sevdim SERVER GÖZBUDAK...

    Çok severek, sindire sindire okudum fakat tek üzüldüğüm nokta, Oğuz Atay'ın ömrünün eseri tamamlamaya yetmemiş olması. Çünkü eserin yazıldığı kadarıyla görüyorum ki çok güçlü bir hikayesi var. Ömrü yetmiş olsaydı, muhtemelen unutulmayacak bir son yazardı Oğuz Atay bu eserine.

    Eserde yine Oğuz Atay'ın kara mizahtaki ustalığına bir kez daha şahit oldum. Bütün eserlerini bitirmiş olsam da Oğuz Atay bir kere okununca anlaşılacak bir yazar değil. Bu sebeple ömrüm yettiğince tekrar tekrar okumayı düşünüyorum Oğuz'cum Atay'ı. Hem kendimi de bu müthiş adamdan mahrum bırakmamış olacağım.

    Yazarla tanışmak isteyenler için güzel bir başlangıç olabilir. Tavsiye ederim. Keyifli Okumalar...
  • Siteye üye olalı 4 yıl kadar bir zaman geçmiş düşünüyorum da Allah'ım bu süre zarfında tayin oldum, evlendim, çocuğum oldu ve nerdeyse 1 yaşına basacak bazı seneler ne kadar da dolu yaşanıyor sittinsenedir aynı şeyleri yaşar gibiyim. Halbuki sadece 4 yılcık .. Bir kez daha anladım ki zamanın nitelikli olmasının yaşanmışlıklarla doğru orantıya sahip olduğunu. Yaşanmışlık, zamanı dolu ve anlamlı kılan tek şey.
  • Hüznün Şairi Ahmet Erhan

    Öncelikle etkinliği düzenleyen ve bu güzel kitabı PDF olarak bana hediye eden DUA ve İbrahim... arkadaşımıza teşekkür ederim. Bunu unutmayacağım :)
    İkinci teşekkürüm ise, inceleme ve alıntılarıyla bende Ahmet Erhan merakı uyandıran Mete Özgür'e hüznün şairini benimle tanıştırdığı için.

    Şiir okumayı kolay sanırdım Öteki Şiirler'i okuyana dek. Şiirleri öyle alelade okur geçerdim.Dizelerin içinde durup düşündürecek sözler arardım. Ama Ahmet Erhan şiirlerinde durum hiç de öyle olmadı.Bazı dizeleri defalarca okudum. Hüznü her sözcüğünde hissettirmiş şair."Ne yaşamış böyle dedim ?" Sonra hayat hikayesini öğrenip tekrar okudum.Hayat hikayesinden sonra daha anlamlı geldi şiirleri.Ama nereden baksan hüzün vardı tepeden tırnağa.Özleminde de, acısında da, sevgisinde de... Topladım çıkardım Atilla İlhan'ın dediği gibi elde hüzün kaldı.


    Adını anımsayamasamda sözleri tanıdıktı Ahmet Erhan'ın.Sanki defalarca duymuştum, yaşamıştım o şiirleri. Ben biliyordum bu hüznü, anneye babaya olan bu özlemi.

    İnternette araştırma yaptıktan sonra yanılmadığımı anladım. Meğer yıllarca dinlediğim şarkılarda varmış Ahmet Erhan. Ahmet Kaya'nın çok sevdiğim "Bugün de Ölmedim Anne" şarkısındaki şiir ona aitmiş.80 döneminde her gün ölen isimsiz gençlere yazılan ve tüyleri diken diken eden o muhteşem şiir için bile sevebilirdim Ahmet Erhan'ı.

    "Yüreğimi bir kalkan bilip sokaklara çıktım
    Kahvelerde oturdum çocuklarla konuştum
    Sıkıldım, dertlendim, sevgilimle buluştum
    Bu gün de ölmedim anne."

    https://youtu.be/S5xhwYVkh_4

    Selda Bağcan'ın "Oğul" şarkısı.

    "Anne ben geldim, ağdaki balık,
    Bardaktaki su kadar umarsızım,
    Dizlerin duruyor mu başımı koyacak
    Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın."

    https://youtu.be/21VtK7cQI48

    BABASI
    Şairimizin asıl adı Erhan Bozkurt.Ahmet, babasının adı. O kadar çok seviyor ki babasını, o öldükten sonra Ahmet'i adının başına koyuyor.
    Belki de hayatına en çok babası dokunduğu için bu kadar seviyor.Edebiyata olan ilgisi de babasıyla başlıyor.Kendisi küçükken, babasının gözleri iyi görmediği için ona kitaplar okumuş.Dostoyevski'nin o kalın romanlarını yüksek sesle okurmuş. Sonra birgün babasını, gazetedeki küçük puntolu haberi okurken yakaladıktan sonra
    gerçeği farketmiş.Meğer babası okuma alışkanlığı kazansın diye böyle bir yalana başvurmuş.

    Babası genç yaşta(51) ölünce her şeyi alt üst olur Ahmet Erhan'ın. Bu olaydan sonra alkole başlar. Alkolle birlikte şiirlerindeki hüzün artar. Nasıl ki bir afyon insanın fiziki acılarını bastırırsa, O da alkolle duygusal acılarını bastırmaya çalışmış.

    ANNESİ
    "Niye doğurdun anne beni"
    Annesine karşı daha sitemkardır. Bir şekilde hayattaki yenilgilerini, mutsuzluğunu doğumuna bağlar. Ardından annesinin ölümü de yaralar şaiiri. Artık dizlerine başını koyacağı bir annesi yoktur.
    "Dizlerin duruyor mu başımı koyacak,
    Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın."

    SEVDİKLERİ
    Çok da güzel insanlar sevmiş Ahmet Erhan.Nazım Hikmet'i, Turgut Uyar'ı ve arkadaşı Behçet Aysan'ı.Behçet Aysan Madımakta katledildiğinde bir kez daha yenilmiş hayata.

    "Ben bu kadar yenilgiyi haketmedim."

    Yenilginin en çok yakıştığı şair Ahmet Erhan'la buluşmam diğer kitaplarıyla da devam edecek.Teşekkür ederim okuduğunuz için.
  • Yazar: Roquentin
    Hikaye Adı : Umutsuzluğa Mektup
    Link: #31576830
    Müzik Parçası : Sessiz Veda

    Melih Kibar - Sessiz Veda
    https://youtu.be/rsUwajVpDSI

    Son umudum sende anlıyor musun ?

    Uzun yıllardır görüşmüyoruz ama kalbimin en derinliklerinde hep sen vardın Füsun. Belki geç gelen bir itiraf ama bunca yılımı sana daha fazla zarar vermemek için böylesine suskun, böylesine perişan geçirdim. Senden hiç bir şey istemedim ya da isteyemedim bugüne kadar, başka çarem kalmadı beni anlayabilir misin ? Peki ömrümün bu son dakikalarında yüce gönlünü bana açarsın, son isteğimi yerine getirirsin değil mi? Üstelik sadece kısa bir süre, en az bir yıl, mümkün olmaz mı?

    Son beş yıldır hayatımdaki en büyük değişikliği biliyorsun; Umut... Ona umut olmak hayatımın en büyük amacı oldu da görmedi hiçbir şey gözlerim. Artık benim için her şey bitti ama gözlerim arkamda kalıyor Füsun. Insanın bir ömrüne elinin kolunun bağlı olduğu, çaresizliğin dibine girdiği kaç an sığar bilir misin ? Belki çok kez fakat insan denen ... bir şekilde sıyırır kendini bu darboğazlardan, peki ya ben ... ben başaramadım. Kendime de hayatımdaki tek destekçim anneme de ömrümün en güzel yıllarını birlikte yaşadığım Umuduma da verdiğim sözleri tutamadım.
    Ah bilsen, senden başka güvenecek kimsem de yok ki.

    Onu ilk gördüğümde canavar gibi bir çocuktu, meraklı, heyecanlı, aykırı hem zehir gibi de bir zihni vardı. Az mı sıkıştırmıştı o gece beni yemek masasında; atomla, izotopla yetmedi kütle kanunuyla,olasılıkla, söz sanatıyla ... Hele ben bilemeyince büyüyünce bunlar bilinmiyor mu ya diyerek kocaman gözlerini açarak şaşırmış, kitap okur musun bari diye de alaylı sormuştu benden umudu kesmiş bir tavırla. İşte orda yakalamıştı beni. O gece en sevdiğimiz yazarın aynı olmasıyla tüm köprüler kuruldu da en yakın arkadaş olduk bilir misin? Yıllarca hep birleştirici gücüne inandığım Yaşar Kemal burda da kurtarmıştı beni.

    Senden isteyeceğim iyiliği kabul etsen öyle rahatlaycak ki ruhum.
    Ömrümde ilk kez inanacağım aksi olursa kemiklerimin sızlayacağına.
    Ah Füsun bu tertemiz çocuk öylesine şanssız gelmiş ki dünyaya. Gözleri önünde öldürülen anası için mi ağlasın, dört bir yana dağılan ve bir daha hiç göremediği kardeşleri için mi , yoksa küçük yaşta düştüğü yurtta her ağladığında yediği dayaklar, karanlıkta korku içinde geçirdiği geceler için mi ya da hiç başının okşanma hissini yaşayamadığı için mi isyan etsin hayata. Tam oldu derken yapamadım, yetişemedim bu kirli dünyada bir çocuğu tam olarak kurtarmaya. Elimi kolumu bağlıyor bu lanet hastalık. Işte bu yüzden önünde eğiliyorum , yalvarıyorum sana. Umudun ihtiyacı var elinden tutulmaya. İnan beni öylesine düşünüyor ki korkuyorum geleceğini karartmaktan. Dünyada güvendiği tek insanın artık olmayışı büsbütün öldürür umutlarını, hele oraya o cehenneme geri dönmesi fikri... daha hızlı öldürüyor beni.

    Yıllarca annemin ölmeden önce defalarca söylediği "bir ışık yak" cümlesini çok geç anladım biliyor musun? Ilk duyduğumda koşarak evin tüm ışıklarını yaktım da annemi memnun edemedim diye yüreğim kan ağlamıştı. Ne yapayım ben de çocuktum o zaman. Çınladı durdu beynimde yıllarca her bir cümlesi anamın. Ancak yıllar sonra annemin büyük özenle sakladığı fotoğrafların arkasına yazılmış küçük yazıları sökünce onu gerçekten anladım. Aydınlandım. "Bir ışık yak" diyordu annem. Her zaman tekrar ettiği 'aydınlat birilerini, yardım et, ihtiyacı olana koş... ' öğütlerinin şifresiymiş bu. Ve ben bunu Umudu bulduktan sonra çözdüm.
    Şimdi
    Şimdi tamamlanıyor sürem, başlıyor yolculuğum. Ve benim için her şeyin bittiği bu soğuk, hissiz odada; tüm kalbimi,tüm sevgimi,tüm hislerimi, tüm varlığımı gönderiyorum sana Umutla.
    Bir Umudum sende anlıyor musun ?
  • "Bilirsiniz ya haller sirayet eder"sözleriyle yüreğime konuveren Ayşe Şasa'ya
    Ayşe abla demek istiyorum müsadenizle(:.
    Ona Ayşe hanım dersem aramızdaki samimiyete engel olmuş olacak hissiyatı içindeyim.Hani kitapları okurken yazarıyla konuştuğumuz söylenir ya her kitap için bu sözün geçerliliğinin olmadığını düşünüyorum ama "delilik ülkesinden notlar"'da Ayşe ablayla çok güzel ve özel anlar yaşadım.Kitabı analitik olarak incelemekten ziyade her zaman ruhsal incelemenin Içimde sirayet ettiğini görüyorum.

    İçime sine sine,Içime aşk devşirircesine okudum,okudukça içinde bulunduğum dertlerin abartılı görüntülerinden utandım biraz da.Çünkü akılla imtihan anlıyorum ki bambaşka.

    Şizofren bir bedenin Allahı tanıyamayan bir gönlün dervişliğe giden yolunda "bize Allah'ı tanıtmadılar,O'nu hissetmeden büyüdük"sözleriyle hayıflanmalarının verdiği hüznü iliklerime kadar hissettim.

    Bu kitabı okurken balon gibi sönmüş bazı duygularıma Ayşe abla yeniden nefes üfledi,sönmüş balona verilen nefes gibi hislerimi, kalbimdeki coşkuyu yüreğinin Allah sevgisini yüreğime bir nakkaş gibi işledi de benim pili zayıflamış kalbimi adeta şarj etti , coşturdu yeniden..
    Işte o an bir kez daha anladım ki bir kitap sadece sayfaların,kelimelerin olduğu basit bir maddeden ibaret olamaz

    Bir kitap eğer gerçek bir aşk ile kendini arayan/anlamlandırmaya çalışan bir ruh ile yazılmışsa o kitap yeri gelir size mürşid olur.
    Solan çiçeklerinizi her bir harfiyle yeniden sular can verir,can olur,canlara canan oldurur.

    Bu kitap niçin okunmalı
    Çünkü,
    Nasıl bir nimet içinde yüzdüğümüzü göremiyoruz
    Yalnız bunu görmek adına bile okunabilir!

    Bu kitap niçin okunmalı
    Çünkü
    Biz sevdiğimizi gerçek manada seviyor muyuz?
    Yalnız bunu belirlemek adına bile okunabilir?

    Bu kitabı bilhasa kimler okumalı?
    Tıbbı ikiye bölen şizofrenliğin tartışılan hallerine tanıklık etmek için evvela ilgi duyan herkes
    Ve beraberinde
    ruh hekimleri mesleki bakış açılarına katacak farklılık açısından mutlaka okumalı.Öyle ki tıp dünyası bu kitaptan sonra ikiye bölünmüş.Psikiyatristler tarafından Ayşe ablaya Şizofren teşhisinin konulmasına rağmen kitabı değerlendirmek amacıyla okuyan üç psikiyatrist Ayşe ablanın Şizofren olamayacağı iddiasındalar.

    Şizofrenliğin biyolojik bir rahatsızlık olduğunu söyleyen hekimler bu hastaların inançla tedavi edileceğini reddedercesine fikirler beyan etmişler

    Oysa kıymetli Ayşe Şasa hastalığını ibn-i Arabi'nin Fusus'u Hikem ile tedavi edildiğini ve nasıl etsekde bu bilgiyi benim durumumda olan herkese ulaştırabilsek heyecanı içinde, öylesine inanç dolu yüreğiyle bunları söylerken hekimlerin bu hususu kabul etmekte güçlük çekmelerini imani zaafiyet olarak değerlendiriyorum çünkü hastalığı veren yaradan onu istediği şekilde yeri gelir bir şahıs vesilesiyle,yeri gelir bir tek kelimeyle yeri gelir bir kitap ile tedavi etmeye şifalandırmaya muktedirdir,o halde bunca itiraz niye..!?

    Zaten Ayşe abla harikulâde bir şekilde durumu izah ederek diyor ki aslında hastalanan ruhlarımız değil nefislerimiz,nefsi tedavi etmek lazım.

    "şizofreni...ölümcül bir iletişimsizlik çukuru..Hiçliğin, karanlığın, saçmalığın alaca karanlık uğultusu"

    Bu serzenişler ise ancak ve ancak tıbbın yanında güçlü bir iman desteğiyle tedavi olur ve kuvvet bulur,kitaptaki yolculuğum boyunca buna şahit oldum ve en yakın zamanda "Fusus'u"okumayı düşünüyorum.

    Söylemezsem içimi kemirip duracak olan bir durum var ki Ayşe Şasa'nın eşi yine kendi gibi senarist ve beraberinde oyuncu olan Bülent Oran beyefendiyi hayat arkadaşına gösterdiği nezaket dolu sabrından dolayı takdir ve tebrik ettim okurken.Düşündüm ki Bülent bey Ayşe abla'nın bu zor rahatsızlığına sabretmesi beni bile hoşnut ettiyse ya Allah'ı nasıl memnun etmiştir kim bilir?Öyle değil mi!

    Googleda fotoğraflarını incelerken denk geldiğim beraber çekildikleri siyah beyaz bir fotoğrafta
    Bülent beyin Ayşe ablaya
    sevgi dolu,
    aşk dolu,
    muhabbet dolu bakışına hayran hayran bakakaldım.

    Günümüzde kilo aldı, görüntüsü bozuldu diye boşanmalar sudan sebeplerle ayyuka çıkmışken her birimize örnek bir kişilik Bülent Beyin davranışlarıyla şekillendirdiği bu tablo..
    Çünkü Allah için bir muhabbet ancak böylesine sonsuz olabilir inancındayım,nefis hesabına olan herşey solmaya,yok olmaya mahkumdur..

    Sevgi dolu kitapları sevgi dolu bu günlerde yarınlarda okumamız dileğiyle..

    Öyle kitaplar okuyalım ve tercihlerimizi öyle dikkatli yapalım ki
    Okuduğumuz her satır şifa olsun sadrımıza inşallah..
  • Sezai Karakoç'un Gündönümü adlı eserinde kendisini tanıma şansı yakaladım.Çünkü insanların düşünceleri ,kişinin kendisini ele verir .Bunu bu eserde bir kez daha anladım.İslam'a inanan biz müslümanların inandığımız ve bildiğimiz halde yaptığımız yanlışlar ,Sezai Karakoç bu eserinde geleceğin gençlerinden çok umutlu ,geleceği "diriliş vakti" olarak görüyor .Tavsiye ederim.İyi okumalar ,değerli okuyucular...
  • Bir öğretmen düşünün, farklı bir düşüncede en yumuşak yapıda, en güzel yapıda, hem de çok sert bir okulda, dört yapraklı bir yonca gibi. Öğretmenliğin ne kadar kutsal bir görev olduğunu, bu kitapla bir kez daha anladım ki filmi de bir harikaydı. Mutlaka okumanız gereken kitaplar arasında olan Ölü Ozanlar Derneği özellikle çocuk yetiştirme niyetinde olanlar için tavsiye ediyorum.