İş İşten Geçtikten Sonra Yakınmanın Bir Anlamı Yoktur
An itibariyle sevinmemiz gereken durum henüz tam anlamıyla iş işten geçmiş olmamış olmasıdır.
Çabamın da bir yakınma olduğunu düşünenler olabilir.
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan her varlığını sorgulatan böyle düşünür.
On yıl önce niyet okur bir nitelik ile farkındalık üretmeye başladım. Yalnız bu çabam on yıl önce başlamadı. On yaşında başladı yaşam boyu hazırlıkla geçti. Evrensel kozmik döngünün tamamlanmasına uygun bir şekilde Anadolu üzerinde planları olan Türk düşmanına karşı bir ön alma kuvvetinin tinsel tesirler ile duruma el koyması demek doğru olur.
Anadolu da Türk olarak dünyaya gelmiş olmak başlı başına bir farkındalık üretme niteliği için yeterlidir.
Organize edilmiş eşgüdüm içinde art niyetli örgütlü kötülüğün ulus devleti parçalamak niyetine karşı sadece yaptıklarını hatırlatan çaba uyanışı sağlamak içindi. Bu bile yeryüzünde dünyanın tümünü sömürge eden çetenin sarsıntı geçirmesine yeterli geldi.
Artık biz ne yapmamız gerekiyor ona odaklanma vaktidir. Bize göre kötülük üretme çabası içine girmiş olmaları sonun geldiğini gösteriyor.
Bir kez daha üstüne basa basa yazmak istiyorum. Türk ırklar birliği bir bilincin adıdır. Bu sebeple yeryüzünde sevgi ve huzuru hakim kılan güçtür. Dünyada herkes Türk'e karşı güçlerini birleştirerek veya bizi yanına çekerek bizim gücümüzü kendi gücü gibi kullanmak istemeye yeltenmis ise bilin ki yeryüzü çetesinin sonu gelmiş demektir.
Evrensel matematik ölçüye uygun her döngü tamamlandığında yeryüzünde Türk gereğini yapmak için görev üstlenir ve devrim ile zulüm son bulur. Bir zulüm daha yeryüzünde son buluyor.
Korku üreterek ve mitolojik uyduru ile insan avlayarak bunu durdurmak isteseler bile yeryüzü çetesi kötülüğün bunu başarması artık mümkün
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Fikirlerinden çok etkilendiğim onlarca yazar ve düşünür bir yana, bugüne kadar beni en çok çarpan dizilerden birinin (Six Feet Under) unutulmaz bir karakteri "Hayat, içine erdem atıp mutluluk aldığın bir otomat değildir" der.
Ege Erim
Anti-Darwin.— İnsanın geniş kapsamlı alın yazılarını incelediğimde beni en çok şaşırtan şey, karşımda daima Darwin’in ve ekolünün bugün gördüğü veya görmek istediği şeyin: Yani daha güçlü olan, daha iyi durumda olan lehine seçimin ve türün ilerlemesinin tam tersini görmek oluyor. Tam tersi hissedilmektedir: Şanslı talihlilerin yok edilişi, daha gelişmiş türlerin yararsızlığı, vasat olanların, hatta vasatın altında olanların kaçınılmaz egemenliği. Bize insanın yaratıklar arasında neden bir istisna olduğu gösterilmediği takdirde, Darwin ekolünün her yerde yanıldığına dair önyargıya eğilim gösteriyorum.
Tüm değişimlerin nihai nedenini ve karakterini fark ettiğim güç istenci, seçimin neden istisnalar ve şanslı talihliler lehine yapılmadığına dair nedenler sunmaktadır: Organize sürü içgüdüleri, güçsüz olanların korkaklığı... Salt çoğunluk karşısında en güçlü ve en talihli olanlar bile güçsüzdür. Değerler dünyasına ilişkin genel görüşüm, bugün insan üzerinde hüküm süren üstün değerleri ellerinde tutanların şanslı talihliler, seçkin türler değil, daha ziyade çökmüş türler olduğunu gösterir—belki de dünyada bu istenmeyen manzaradan daha ilginç bir şey yoktur—
Ne kadar tuhaf gelirse gelsin, güçlüleri daima güçsüzlere; talihlileri talihsizlere; sağlıklı olanları dejenere olmuş ve kalıtsal lekelerden dertli olanlara karşı savunmalıyız. Gerçekliği bir ahlaklılık olarak tercüme ettiğimiz takdirde, bu ahlaklılık şöyle olur: Sıradan olanlar istisnalardan daha değerlidir; çökmüş biçimler sıradan olandan daha değerlidir; hiçliğe duyulan istenç yaşam istencine hüküm sürmektedir—ve Hristiyan, Budist ve Schopenhauer terimleriyle hedef: “Olmaktansa olmamak daha iyidir.”
Gerçekliğin bir ahlaklılık olarak tercüme edilmesine isyan ediyorum: Bu nedenle, korkunç bir gerçekliğin üzerine
"Geçmişi bırak, geleceği bırak, sadece bugüne odaklan" anlayışını pek gerçekçi bulmuyorum çünkü insan geçmişi bıraksa bile geçmiş insanın peşini asla bırakmıyor. İnsan aslında geçmişiyle şekilleniyor; bizi biz yapan ve bugünlere getiren yegane şey yine o geçmiş oluyor; bu yüzden "bırak" deyince öyle kolayca bırakılamıyor. Aynı şekilde gelecek kaygısını da tamamen yok sayamıyoruz çünkü insan aklıyla, muhakemesiyle yaşıyor, yarını düşünüyor ve sorumluluk
alıyor. İş, okul, çocuk, sağlık ya da para gibi hayati konuların hepsi
bir gelecek planı gerektiriyor; bu nedenle "ne geçmiş var ne gelecek"
cümlesi kulağa hoş gelse de insanı hayatın gerçeklerinden koparabiliyor, hatta bazen gerçekçi olmayan beklentilerin içine sokabiliyor.