• Bu zaten erkeklerin ortak özelliğidir. İpler biraz bizim elimizde olmalı, anlatabiliyor muyum? Eğer evlenme ve boşanma yetkisini kadınlara verseydik, bir tek evlilik sağlam kalmazdı.
  • 651 syf.
    ·11 günde·Beğendi·9/10
    Heeyy, içinde bir sürü soru barındıran, hepsi birbirinden farklı karakterler içeren, her olaydan sonra hadi ama dostum böyle de olmaz demek istediğiniz bir roman mi okumak mı istiyorsunuz? Buyrun baylar,bayanlar işte karşınızda "Sahilde Kafka"demek istiyorum.

    Haruki Murakami kitaplarıyla ilk defa tanıştığım bir yazar. Dili çoğu yerde pürüzsüz, sakin ve net bir şekilde olabiliyorken kimi zaman en yoğun anlamları içeren cümlelerle de karşılaşabiliyorsunuz. Ama bu sizi asla kitaptan uzaklaştırmıyor. Buna emin olabilirsiniz.

    Romanımız, babasının kendisine söylediği kehanetten kaçmak için yıllarca 15 yaşını bekleyen Kafka Tamura ve 2. Dünya savaşı sırasında bir okul gezisinde bir sınıf öğrencinin toplu bir şekilde bayılması sonucu oluşan bir dizi olayın kesişimini, kehanetleri, doğa üstü olayları, metafizik varlıkları ve daha bir çok konuyu barındıran hacimli bir içeriğe sahip.

    Ben bu romanı okurken bir şeyden eminsem o da okumakta çok çok zorlandığımdır. Çünkü ensest bir aile ilişkisi, kedilere yapılan iğrençten de öte davranış (siz de benim gibi kedilere fazlaca düşkünseniz 2 gün kitabı okuyamayacağınıza bahse girebilirim) bazı yerlerde anlamakta zorluk çekeceğiniz cümleler olduğundan bir solukta okumayacaksınız.

    Sahilde Kafka çoğunlukla okuduğumuz romanlardan farklı bir mekanda -Japonya-geçtiği için benim çok hoşuma gitti. Acıkınca yedikleri erişteyi düşününce benim de yurtta geceleri yiyecek bir şey bulamayınca yediğim noodle aklıma geldiğinden çok da zor olmadı onu yerken ki duygularını hissetmek. :)

    Her ne kadar baş karakter Kafka Tamura olsa da benim favori karakterim Nakata oldu. Kedilerle konuşabilen bir karakteri nasıl sevmeyebilirim ki?

    Kitabın en ama en çok beğendiğim yanı müthiş bir sanat zevkine sahip olmasıydı. Mozart'tan, Çehov'dan, Schubert ve daha başka bir çok usta sanatçıdan bahseden bir roman okumak ne kadar güzel olabilirse bu da o kadar güzeldi. Kafka ile beraber kimi zaman Posthorn Seranada, kimi zaman Little Red Corvette dinledim. İşte sırf bunun için bile okunabilecek bir roman diyebilirim.

    Ve son olarak Johnnie Walker kedilere onu yapmayacaktın...

    https://youtu.be/MS5YCVdPxCk
  • Kâfiye (Kinâye)

    (Şiirin Hikayesi

    Bir ara, darların ve genişlerin hatta en genişlerin bir nebze izahı için yazmaya çalıştığımız ama yarım kalan bir çalışma...
    Yeni bitti...
    Tâze...

    Çalışmayı yazmaya ilk başladığımızda herhangi bir şairin herhangi bir şiirine benzesin diye bir kaygımız, düşüncemiz yoktu...
    E zaten böylesi bir düşünceyi taşıyanların bu işi yürütmesi mümkün değil, diyenler olursa...
    Ben işitirim...
    Doğrudur biz de o şekilde düşünmekteyiz...
    Ama malumunuz insan etkilenmeye mecburdur...
    Dün etkilenmiş, bugün etkilenmekte ve yarın da etkilenmeye açık olduğu bir hakîkat...
    Yaratılış gereği...

    Sadede gelelim: Çalışmamızı okuyanların hatrına, okuyup, işitenler varsa Üstâd Necip Fazıl'ın "Kafiye" isimli eseri muhtemelen gelecektir...
    Kendisine muhabbetimizin izharına gerek duymamakla beraber (inşaallah) manevi birlikteliğin (aynı ailenin fertleri oluşun) de ümidi içerisinde olduğumuzu yazalım...
    Ben de evvelce birkaç defa Üstâd'ın "Kafiye" isimli eserini okumuştum. Yalnızca okumuştuk o kadar. Birisi; bu şiirden bir kaç mısra mırıldan, dese...
    Mırr, dahi diyemeyecek kadar...
    Ne acı!... Ama herkesin hıfzı bir değil işte...

    Çalışmamızdan sonra tekrar okuyunca gördüğümüz; "dünyalar, rüyalar, yokmuşlar, kokmuşlar, kafiyeler, hikayeler..." bizi sevindirdi...
    -Ne diye sevinir ki insan?
    - E zaten herkes bir şeylere benziyor. Biz de ona benzeyelim bir yönden. Ne çıkar!... Hem ne güzel!...

    Dediğimiz gibi evvelce başlayıp, araya aylar girdikten sonra henüz biten bu çalışmanın isim olarak malum şiire benzemesinde, bu zaman zarfı içerisinde gerçekleşen hadiselerin etkisi olmuştur...
    Hem de çok yakın ânlar içinde gerçekleşen olayların..

    -Peki, isim neden yalnız kâfiye değil de birde kinâye, hemde parantez içinde?
    -Biri dışımızdaki diğeri içimizde ismi. Ondan...
    -Son soru!... Ne diye bunları yazdınız ki?...
    -Hiiç!... Hikaye olsun işte!...

    Hikâye böyle idi...
    Bir şeyler oldu ve bitti...
    Buyrun...)

    Kısacık,
    Her ömür.
    Daracık,
    Bir kabir.
    Şu akıl,
    Hâkezâ.
    Sor, nasıl,
    Bir lahza?

    Şu dünya;
    Bir heves,
    Bir rüya,
    Bir kafes.
    Bir serap,
    Ki; yokmuş.
    Ve Serap,
    Ki; kokmuş.
    Peşinde,
    Hep itler,
    İçinde,
    Gelgitler.

    Ve hep zan,
    Ve hep zan...
    Âh îzan,
    Âh îzan...

    Bir sazan,
    Atlamış.
    Lafazan,
    Patlamış:
    Yoksulmuş,
    O bulmuş,
    Şu tutmuş,
    Bu yutmuş...
    Muş muş muş,
    Kudurmuş.

    Hepsi zan,
    Âh ezan,
    Ne ziyan...
    Yan da yan.
    Kalk, uyan.
    Nihayet,
    Bir ayet.
    Ve tokat:
    Pat pat pat!...
    Ve ayan,
    Bir beyan:
    Kahrolmuş,
    Bir kulmuş.

    Bulan kim?
    Ey hekim!...
    Ne yanan,
    Ne sanan.
    Arayan,
    Tarayan...
    Şu aklı,
    Pasaklı,
    Sayanlar,
    Bayanlar
    Ve baylar...
    Ve çaylar...

    Soranlar,
    Yoranlar,
    Ne bilsin,
    Çekilsin.
    Mezara
    Girenler,
    Pazara
    Erdiler.
    Geçtiler,
    İçtiler,
    Yediler,
    Dediler:
    Muhabbet,
    Müebbet.

    Uslular;
    Puslular.
    Uzaklar,
    Yasaklar.
    Siz koşun,
    Konuşun.
    Köpek tav,
    Hav hav hav!...

    Dar dedik,
    Sor dedik.
    Sır değil,
    Zor değil.
    Anlattık,
    Kanattık.
    Ne attık,
    Ne yattık,
    Tek çattık.
    Kapattık.

    Dünyalar,
    Rüyalar,
    Ölümler,
    Düğümler,
    Akıllar,
    Çakıllar,
    Ve kıllar...

    Netice,
    İpince.
    Ve asıl,
    Apaçık.
    Şu akıl,
    Bir kaçık.
    Kâfiye,
    Hikâye.
    Ya gâye?
    Kinâye.
    Son kelam;
    Vesselam...

    Ankara, 2009