C/eza
Yüreğine düşen kar ulaşır mı denize? Yaz gelince buzların çözülünce anlarsın. Her gönül sever sanma belki düşer hadsize, Doğarken alın yazın çizilince anlarsın. Gözlerini süsleyen vurulduğun didar mı? Tahtına oturttuğun düşman mıdır serdar mı? Niyetin halis ama bilemezsin murdar mı? Bıçak vurduğun kurban yüzülünce anlarsın. Her makam gelir geçer güvenme hiç rütbeye, Nelerini doldurdun amel denen heybeye? Yalan ömrü boş yere harcadığın haybeye, Yüzündeki çizgiler büzülünce anlarsın. Zaman da erir gider davranmaz sana adil, Doğar güneş güvenme gün batar, söner kandil. Kainat senin olsa bulamazsın bir mendil, Yanağından damlalar süzülünce anlarsın. İncittiğin bir kalbin alınmazsa rızası, Kul hakkını yemenin ağır olur cezası. Kalmıyor ki mahşere bu dünyanın ezası, Amellerin önüne dizilince anlarsın. Ana ile babadan eksik etme hatırı, Eksik etme dilinden hiç Ya Rabbi Şükürü. Yaradılanı hoş gör Yaradandan ötürü, Dostu kara gününde üzülünce anlarsın.
Sayfa 34 - Minimal Yayıncılık·Kitabı okuyor
Şiir
Allah zayıf yaratıklardan( sivrisinekten) neden bahseder?
Sufilerden biri demiştir ki; Cenab-ı Hakk zayıf yaratıklardan bahsederek zayıf kullarının kalplerini teselli ve takviye etmiştir.Yerine göre zayıf yaratıkların kuvvetliler üzerinde ne gibi tesirler icrâ edebileceklerini göstermiştir. Mesela ayeti kerimede geçen sivrinsineğin filde olmayan iki kanadı var. Allah(c.c)takdiri icabı birine vermediğini diğerine vermiştir. Daha garibi bu küçük yaratık küçüklüğüne bakmadan diğer büyük yaratıklara ezâ verir.Üstelik kimse de kendini ondan kurtaramaz.
Sayfa 272
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Tâif de sakîf kabilesinin muamelesine karşı ettiği duâ
Hz. Peygamber (S.A.V.) dâvâsına hür bir merkez veya en azından emîn bir yer bulmak için muhtelif cihetlere baş vurduğu sıralarda Taif'e de gitmişti. Ne yazık ki Taif seferi başarıyla neticelenmedi. S a kif kabilesinin ileri gelenleri Peygamberimiz (S.A.V.) i çok kötü şekilde karşıladılar. Çocuklarını ve ayak takımlarını Resûl-i Ekrem'e musallat ederek onu taşlattılar. Mübârek ayaklarından kanlar akıncaya kadar ezâ edildi. Peşini bırakmadılar. Nihâyet Peygamberimiz, Rabia'nın Utbe ve Şeybe adlı oğullarının bahçesine sığınmaya mecbur oldu. İşte burada, kalbinin derinliklerinden gelen şu samimi duayı okumuştu : «Ey Allah'ım, (C.C.) kuvvetimin zayıflığından, imkânımın az-lığından, insanların zulmüne karşı tahammülsüzlüğümden sana şikâyetimi arzederim. Ey merhametlilerin merhametlisi, sen zayıfların Rabbısın. Benim Rabbım da sensin. Beni kime bırakıyorsun? Yoksa idâremi kendisine bıraktığım düşmana mı? Bana hücum eden kimselere mi?.. Eğer bana karşı gazabın yoksa bu işkencelere aldırış etmem. Afiyetini bana bol kıl... Karanlıkları aydınlatan, dünya ve Âhiretin işlerinin nizamına sebep olan yüzünün nuru hiirmetine gazabinin basia gelmesinden veya diismanlgin iizeri- me inmesinden sana sığınırım. Seni hoşnut edinceye kadar rızana tâlibim. Kuvvet ve kudret ancak senindir...» Bundan sonra, Allahü Taâlâ Peygamberine ve onun dâvâsına ummadığı yerden kapı açtı. Birinci, ve arkasından ikinci « A k a-be Biatı» oldu. Bu biatlar Bakara sûresinin mukaddime-sinde bahsettiğimiz mevzu ile ve M e d in e 'deki İslâm dâvâ-sıyla alâkalı hususlarla yakından ilgilidir.
Sayfa 54 - Çelik yayın evi… 1. Cilt
Kalplerin keşfi Cenab-ı Mevla cehennemi yedi kapı olarak yaratmıştır. Nitekim şu Ayet-i Kerime'de bunu bize açıkça bildirmiştir: "Onun yedi kapısı vardır." (Hicr Suresi, 15/44.) Cenab-ı Mevla cehennemi yedi kapı olarak yaratmıştır.Bu yedi kapı, lanetle kaplanmış demirdendir. Dış tarafları bakırdan, iç tarafları kurşundandır. Tabanı azap, tavanı gazapla yoğrulmuştur. Cehennemlikler üstlerinden, altlarından, sağ ve sollarından ateşle kuşatılmıştır. Cehennem üst üste tabakalar halindedir. En alt katı münafıklara ayrılmıştır. Mevla Teala hazretleri Hz. Musa'ya şöyle vahyetti: "Ey Musa, benim sana, sözünün diline, düşüncelerinin kalbine, ruhunun bedenine, görme gücünün gözüne, işitme gücünün kulağına yakınlığından daha yakın olmanı istiyorsan Muhammed'e çokça salatü selam getir." Nitekim Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır." (Haşr Suresi, 59/18.) Resulullah (Aleyhissalatu Vesselam) şöyle buyurmaktadır: "Allah mahlukatı yarattıktan sonra rahim ayağa kalkıp (Allah'a yönelerek) şöyle der: Bu makam, sıla-i rahmi kesenlerden sana sığınanın makamıdır. Allah Teala: 'Evet, istemez misin sıla-i rahmi yapanlara ihsan edeyim, sıla-i rahmi kesenlere de ihsanımı keseyim.' Rahim, 'Evet ya Rabbi, öyle yap,' dedi. Allah Teala, bu dileğin yerine getirilecek,' buyurdu." İsterseniz şu ayeti okuyunuz: 'Geri dönerseniz, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya ve akrabalık bağlarını kesmeye dönmüş olmaz mısınız? İşte bunlar, Allah'ın kendilerini lanetlediği, sağır kıldığı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir.'" Bir Hadis-i Şerif'te Nebiler Serveri şöyle buyurur: "Kıyamet günü kulun hesaba çekileceği ilk amel namazıdır. Şayet namaz ameli tastamam yerine gelmişse,
Din
1812 Anayasası68 384 maddeden müteşekkildir ve şu on kısmı içerir: 1-İspanyol Ulusu ve İspanyollar, 2- İspanya ülkesi; dini, hükümeti ve İspanya vatandaşları, 3-Cortesler, 4- Kral, 5-ceza ve özel hukukta adaletin idaresi ve mahkemeler, 6- bölgelerde ve nahiyelerde iç hükümetler, 7-vergiler, 8- ulusun silahlı kuvvetleri, 9- kamu eğitimi, 10- Anayasaya riayet ve Anayasayı tadil etme usulleri. "Egemenlik esasen ulusundur. Bu nedenle, Temel Kanunları yapma hakkı münhasıran Ulusa aittir." ilkesinden yola çıkan Anayasa yine de kuvvetler ayrılığını ilan eder. Buna göre: "Yasama kuvveti, Cortes'le birlikte Kraldadır"; "Yasaların yürütülmesi Kralın mahfuz yetkisindedir."; "[C]eza ve özel hukuk işlerinde kanunun uygulaması mahkemelere mahsustur. Ne Cortes ne de Kral, yargı yetkesini kullanmaya, derdest davalara müdahale etmeye veya davaların yeniden görülmesi emrini vermeye salahiyetlidir." Ulusal temsilin kaynağı, sadece halktır ve her 70.000 kişiye, bir vekil düşmektedir. Cortes sadece bir meclisten müteşekkildir, öyle ki bu Meclis için vekil seçimi genel oyla yapılır. Seçme hakkından, ev hizmetçileri, müflisler ve mücrimler istisna olmak üzere bütün İspanyollar istifade eder. 1830 yılından itibaren ise, hiçbir ümmi yurttaş, bu haktan faydalanamamaktadır. Bununla birlikte, seçim dolaylıdır; bir papazın sorumluğundaki yerlerde, ilçelerde ve illerde olmak üzere üç dereceden geçerek yapılmak zorundadır. Milletvekili olmak için hiçbir mülkiyet kaydı tanımlanmamıştır. 92. maddeye göre ise, "Cortes'e milletvekili olarak seçilebilmek için, kişinin şahsi mülkiyetinden neşet eden, orantılı yıllık bir gelirinin bulunmasının zorunlu" olduğu doğrudur. Ama 93. madde bir öncesinde yer alan bu maddeyi askıya almıştır, ta ki Cortes, gelecek dönemlerinde bu maddenin yürürlüğe gireceği zamanı
Sayfa 53·Kitabı okudu
Alıntı
Kitap 3-4-5-6-7-21-22-23-24
Kitap 3 Orada aynı zamanda Volsk adı silinip yok oldu. Hadsiz hesapsız ganimet kazanan galip konsül daha önce işgal etmiş olduğu devamlı ordugahına döndü. Sonra konsüller birlikte ordugah kurdular. Volsklar ve Aequuslar darmadağınık olmuş kuvvetlerini birlikleştirdiler. Aynı yıl içinde üçüncü harb oldu. Aynı şekilde şans yine Roma’nın yüzüne gülerek zafer getirdi (27). Konsül: Her yıl seçilen iki devlet başkanından birisidir. İşte her sene aynı olayalarzincirinin tekrarlanması gibi, HErnicuslar, Aequusları ve Volskları haberdar ederek, kayılar vermelerine rağmen, ordularını yeni baştan teçhiz ederek tekrar düzenlemeye başladılar (30). Tribunuslar: Pleplerin yargıçları ve koruyucularıdır. Eskiden de dikkat edildiği gibi, senatonun düşüncesi, devletin yüksek memuriyetlerinin varis olarak babadan oğula geçmesinin ve aynı Tribunuslar’ın tekrar yeniden seçilmesinin, devletin refahına aykırı olduğu yolundaydı (48). Roma milletinin tek ümidi Lucius Quinctia Çayıları diye bilinen, takriben dortö agrumluk bir yaryılı ekip biçmişti (56). Elçiler onu diktatör olarak selamladılar ve tebrik ettiler. Bunlardan sonra senatonun büyük bir kısmı onu karşılamaya geldi (57). Bu durum ilk olarak, yabancı kanunları incelemek üzere Atina’ya giden komisyon üyelerini beklemekten, ikinci olarak da insanlara olduğu kadar sürüler için de zaralı açlık ve salgın hastalık gibi iki büyük tahlihsizliğin aynı anda kapılarını çalmasından kaynaklanıyordu (65). Roma’nın kuruluşunun üçyüz ikinci yılında, bir zamanlar krallardan konsüllere geçen yüksek yetki ve selahiyetin konsüllerden decemvirlere geçmesiyle siyasi hayatın çehresi tekrar değişti (66). Decemvirler on levha diktiklerinde insanların ümit ve merakları en yüksek noktasına ulaşmıştı. Yüksek ve aşağı sınıftan herkesin eşit haklara sahip