İçinde bulunduğumuz çağda -ki "inançtan yoksun ama kuşkuculuktan ödü kopan" bir çağ olarak tanımlanmıştır ve insanlar görüşlerinin doğruluğundan değil, onlar olmaksızın ne yapacaklarını bilmeyeceklerinden emindir- bir görüşün açık saldırılardan korunması gerektiği iddiaları, bu görüşün doğruluğuna değil, onun toplum için olan önemine dayandırılır.
Eski dönemlerde ergenlik ile evlilik arasındaki sürenin uzun olması, soylu aşk ya da romantik aşk gibi kültürel ideallerin yarattığı beklentiler veya bazı ilişkilerin dinen ve toplumsal olarak tabu sayılması gibi etkenler bedenin farklı şekil de algılanmasına sebep olmuştur.
Nasıl bazı taşlar demire dayanacak kadar sertse, taş kesilemez, dövülemez ve aşındırılamaz, aksine kendisine değen her şeyi köreltirse; nasıl bazı şeyler ateşle küle döndürülemez, aksine alevle sarıldığında bile sertliğini ve şeklini korursa; nasıl bazı sivri kayalar dibe doğru uzanarak denizin gücünü kırar ve sayısız çağ boyunca kamçılanmasına rağmen bu şiddetli öfkenin herhangi bir işaretini göstermezse, bilgenin ruhu da aynı şekilde..
AŞKA DAİR
Aşık olmak muhteşem ve de Dünyanın en güçlü duygusudur aslında.
Zamanı mekanı önemli değildir.
Onu yaşamak gerekir anında.
Adı ve şekli nasıl olursa olsun, Söylemeliyiz sevgimizi karşımızdakine.
Gösterilmeyen aşkın ve sevginin bir anlamı yoktur.
Karşınızdaki bunu anlamadığı ve hissetmediği sürece.
Peki, her çağda aşk aynı mı yaşanırdı?
Yani kuralsız mı yaşanırdı?
Tutkuyla, Peki ya korkular?
Kalp kırıklıkları, endişeler ...
Özellikle de bilge kadınlara karşı duyulan o ulaşılamama hissi...
Bunların hepsinin bileşeni Kadın ve Erkek bedeni idi.
Bu kadar duygu karmaşasında, Özgür müydü insanlar?
Bunları yaşarken, Yoksa arayış içinde miydiler?
Bir bakalım mı ne dersiniz?
İşte Orta Çağ, Aşk, Sevgi, Entrika ve Romantizm ...
Pınar ÜLGEN