Erdoğan Koştan, bir alıntı ekledi.
7 saat önce · Kitabı okudu · 10/10 puan

Uhud Savaşı 2. Bölüm
Talha iki ordunun tam ortasında durdu, meydanda ölüm sessizliği vardı. Dört bine yakın insan sus pus olmuştu. Mekkeli kadınların çaldığı tefler de susmuştu. Sanki tabiat susmuştu.

Talha'nın kılıcını çekerken ses meydanda yankılandı.
"Muhammed diyormuş ki eğer Allah yolunda savaşıp ölürseniz cennete gidersiniz. Kılıcımın acısını tadıp cennete gitmek isteyen var mı aranızda? Hemen onu Allah'ına kavuşturayım."

Halid Amr'a baktı.
"Kim çıkar sence?"
"Hamza."
Karşı cephede Ali ileri çıktı.

"Allah yolunda ölmek ne kutsaldır! ama ben kılıcımın acısını sana tattırıp seni cehenneme yollamaya geliyorum."

Ali'nin bu çıkışı Müslümanları galeyana getirmiş ve meydanda tekbirler inlemeye başlamıştı. Halid, Ali'nin hareketlerini dikkatle izlemeye başladı.

"Normal bir eşleşme değil, Talha'nın yapısı zayıf."
"Ama iyi kılıç kullanıyor."
Ali de kılıcını çekti. Bu çok değişik bir kılıçtı.
Halid:
"O nasıl bir kılıç. Daha önce böyle bir kılıç görmedim ben."
"Bedir'de de değişik bir kılıç kullanmış, budur herhalde."

Müslümanlar tekbir getirmeyi kesmişlerdi. Ali ve Talha karşı karşıya geldiler. Meydan yine sus pus olmuştu. Dikkatler meydandaki iki kişiye çekilmişti. İlk hamleyi Talha yaptı. Ali son derece sakin karşıladı. Bu kes Ali üst üste darbeler vurdu ve Talha'nın dengesini bozdu. Talha sendelemeye başladı. Ali, Talha'ya biraz ağır gelmişti. Talha son bir hamleyle kendini kurtardı; ancak tekrar üzerine davranacakken nereden, nasıl geldiğini anlamadığı bir darbeyle boynunda çok şiddetli bir acı hissetti. Gözleri donmuştu, korkuyla elini boynuna götürdü ve akan kanın şiddetini hissetti. Bu ölüm anlamına geliyordu. Ali acı çekmeden ölmesi için kılıcını aynı bölgeye tekrar vurdu.

Talha'nın kafası yarıya kadar vücudundan ayrılmıştı. Halid'in gözleri, Ali'nin ilk vuruşundaki hızının etkisiyle yerinden fırlamıştı. Talha'nın yere düşen cesedinin farkında bile değildi. Kendine geldiği zaman Talha'nın yerde hırıltılarla can verdiğini gördü. Artık meydandaki hırıltı sesi de Müslümanların tekbir getirmesiyle duyulmuyordu. Ali peş peşe darbeler vururken başlığının bir bağı açılmıştı, onu da bağlayarak tekrar saflarına doğru yürüdü. Halid böylesi bir dövüşün ardından zerre kadar kibir göstermeyem Ali'ye tedirgin tedirgin bakakaldı. Amr gözlerini kısarak Halid'e baktı.

"Onu gördün mü Halid"
Halid'in donuk bakışı değişmedi, sadece kafasını sağa sola salladı.
"Yazık oldu Talha'ya."

Sonra da az gerisinde durmakta olan Dirar'a baktı' o da eliyle yüzünü kapamıştı. En iyi dostları çok acı şekilde öldürülmüştü. Halid ağlamaklı oldu, Talha'nın bu kadar kolay öleceğini tahmin etmiyordu. Halid' Talha'nın ailesinin olduğu bölgeye yüzünü döndü. Az önce Talha'nın sancağı verdiği kardeşi Osman ağlamaklı bir vaziyette sancağı yanındakilerden birisine bıraktı ve Ali'nin peşinden koşmaya başladı. Ali'nin zırhını bağlamakta olduğunu gören Hamza ileri atıldı. Ali de ardından birinin geldiğini hissetmişti; ama Hamza'nın müdahale edeceğini gördüğü için ardına bile bakmadan yerine dönmeye devam etti. Hamza, Ali'nin yanından fişek gibi geçti. Osman bir yandan ağlıyor, bir yandan da kılıcını çıkarmış iki eliyle bilinçsizce havada tutuyordu. O şekilde uzunca koştuğundan nefesini ayarlayamamış ve aralarında iki üç adım kala bitkin düşmüştü. Kılıcını can havliyle indirecekti ki Hamza ilerlemiş yaşına rağmen daha çevik davrandı ve tek darbeyle karnında bir yarık açtı. Osman'ın kılıcı havada kalmıştı. Öylece elinde tutuyor, bir yandan da ağlıyordu. Hamza da Ali'nin yaptığı gibi boynuna ölümcül vuruşu yaptı. Halid atının dizginlerini sıktı burnundan soluyordu.

"En azından acı çekmeden ölmelerini sağlıyorlar."
Amr'ın da ruh hali Halid'den farksızdı
"Ebu Süfyan müdahale etmeli artık."

Halid, Ebu Süfyan'a bakacağı sırada meydanda birinin daha ilerlediğini gördü.
Talha'nın küçük oğlu Müsavi önce babasının, sonra amcasının ölümlerini görmüştü. İçindeki acı ona cesaret vermiş ve koşarak meydana atılmıştı. Meydanda bağırarak koşarken nereden geldiği anlaşılamayan bir ok tam göğsüne isabet etti. Müsavi de sendeleyerek yere yığıldı. Genç adam küfürler ederek can veriyordu. Müslümanlar tekbir getiriyor, meydan Allahuekber sesleriyle inliyordu. Mekkeliler ise çok kısa bir zamanda üç ölü vermiş olmanın moral bozukluğunu yaşıyordu. Her Mekkelinin kafasında aynı fikir belirdi. Birazdan üç arkadaşlarını öldüren adamlarla dövüşeceklerdi. Yerde yatan cansız bedenlere baktıkça birazdan olanların onların da başına gelebileceğini düşündüler...

Kılıç : Halid Bin Velid, Ömer Murat Demirtaş (Sayfa 150)Kılıç : Halid Bin Velid, Ömer Murat Demirtaş (Sayfa 150)
Ayşe Sd, bir alıntı ekledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Kurulan onca hayalin cansız bedeni...
İnsan talihi bu idi. Hiç kimse yıldız olarak kalamıyordu. Muhakkak hayalimizdeki yerinden inecek, herkese benzeyecekti.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi TanpınarSaatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar

Yolculuk 2
"Şu yelkenli olan tabloya bakıyorum. Hafta sonunda baktığım zamanlar aklıma geliyor. O an düşündüklerimin doğallığı ve çıplak gözle gördüğüm gerçekliği. Yarın, öbür günde böyle görürüm lan bu tabloyu diyordum.
Şimdi baktım cansız ölü harabe savaş geçirmiş yıkık apartman dairesindeki tablo gibi ölü geliyor gözüme. Hayatı netleştirdi ama yokluğunda güzel tablolar keyif vermez derinliğini yitirir oldu.
Baktığımda ışıkları yanan denizi, hırpalanan ay ışığını istediğim yere vurdurduğum anlar büyük çöküş yaratıyor bu aciz anımda.
Keyif aldığım güzelliklerin basitliği cansız bünyesi kaldı geriye çok garip hisler.
Yolculuk bitse de onsuz yolculuk devam ediyor, bu da bir imtihan."
Viski Atölyem

HavuçReçeli, bir alıntı ekledi.
22 May 14:34 · Kitabı okuyor

Yaşamı büyütmek, kendimce geliştirmek, derinleştirmek, genişletmek, rüzgarlarla estirmek, yağmurlarla yağdırmalıyım, ta ki kendimi canlı ya da cansız, doğmuş ya da doğmamış tek bir nokta olarak görene dek.

Yaşamın Ucuna Yolculuk, Tezer Özlü (Sayfa 33 - Yapı Kredi Yayınları)Yaşamın Ucuna Yolculuk, Tezer Özlü (Sayfa 33 - Yapı Kredi Yayınları)
Hicret, Genç Werther'in Acıları'ı inceledi.
22 May 01:21 · Kitabı okudu · 6 günde · Puan vermedi

"Pencere tarafında takatsiz sırtüstü yatıyordu, çizmeleri ayağında, sarı yelekli mavi frakıyla baştan ayağa giyinikti."

AH WERTHER AH! diye başlamak istiyorum.

"Genç Werther'in Acıları" dünya edebiyatının en etkili, en ünlü ve yazıldığı dönemde intiharlara sebep olan nadir yapıtlarıdan biridir.
Lahn ırmağı kıyısındaki Wetzlar kentine gelen genç Goethe, 9 Haziran 1772 günü gittiği Volpertshausen 'deki baloda Lotte Buff ile taıştı. Lotte Buff, on dokuz yaşında olup dört yıldır, kendisinden on bir yaş büyük elçilik yazmanı Johann Christian Kestner ile nişanlıydı. 1772 yılının yaz aylarında Lotte Buff'e duyduğu aşk, daha sonra "Werther" romanının kıvılcımı olacaktı. Bu aşk kıvılcımları, henüz 25 yaşında olan Goethe'yi büyük bir üne kavuşturacaktır. Yazdığı bu eserle sadece kendi ülkesinde değil birçok ülkede yankı uyandırdı.
Kurguyu oluşturan "Werther"deki mektuplar, Goethe'nin 1772 yılında gerçekten yazdığı mektuplarla karşılaştırıldığı zaman, yaşamla yazınsal kurgu arasındaki ayrım ve sanatlaşma süreci görülür.

Şimdi gelelim Werther'in kişiliğine ve iç dünyasına. Başlarda bu kadar duygulu, hissiyatlı bir erkek var mı dünyada diye düşünmedim değil. Bir karıncaya bile aşk ve şefkatle bakan biri, toplumun duygusuz ve duyarsızlığını eleştirmeden de geçemiyor:
"Göğsümü parçalamak, insanın birbiri için bu kadar az değeri olabildiği için, beyni mi dağıtmak istiyorum sık sık. "
" Öğretmenin gözleri yaşardı, diyorum sana, dün bu ağaçların baltayla devrildiklerini konuşurken. Baltayla devrildiklerini! Çıldırmak işten değil, ilk baltayı indiren iti ellerimle gebertebilirim. Ben, ki bahçemde böyle birkaç ağaç olsa ve bir tanesi yaşlılıktan dolayı ölse, yaslara düşebilirim, seyretmekten başka bir şey yapamıyorum. "
"Yeryüzünde bir değeri olan çok az şey karşısında duygusuz ve duyarsız insanların bulunması, Wilhelm, beni çileden çıkarıyor."
"Mutluluğunun eksikliğini dünyevi bir engele bağlayabilen, aziz mahluk! Hissetmiyorsun! sefaletinin harap olmuş kalbinde, sarsılmış beyninde yattığını hissetmiyorsun, buna yeryüzünün bütün kralları birleşse, çare bulamaz. "

Lotte, Werther'in kalp ağrısı Lotte... Bir insan bu kadar aşkla bağlanabilir mi? " O kadar çok şeye sahibim, ama ona karşı duygularım hepsini yutuyor; o kadar çok şeye sahibim, ama onsuz hepsi bir hiç." Mutluluğu,yaşama sevincini birilerinin kollarına bırakmak... "Ve bu yürek artık cansız, sevinçler akmıyor ondan artık, gözlerim kuru "ve cana can katan gözyaşlarıyla artık esenlenmeyen duyularım korkuyla alnımı kırıştırıyor."
İnsanın içinden çıkamadığı duygularıyla avunması: " Acılarıma takılıp dalga geçiyorum; kendimi koyversem, karşı savlardan upuzun bir ayin olur."

Sıkkınlık ve hevessizlik Werther'in ruhunda gittikçe daha derinden kök salmış, gittikçe daha sıkı sarmalamış ve biraz biraz onun bütün varlığını kavramıştı. Lotte'yi her şeyin üstünde çok seviyordu, onunla gurur duyuyor ve onun herkes tarafından en mükemmel varlık olarak kabul görmesini arzu ediyordu. Fakat sevdiği kadın ona ait değildi ve bu da Werther'i tüketiyordu yavaş yavaş. Öyle ki artık ölmekten bile korkmuyordu: " Kendimi ayıplamıyorum, zira ölmeye cesaretim var. "

Werther'in tutkulu aşkına karşın Lotte sadece onun dostluğunu istiyordu: "Koskoca dünyada gönlünüzün arzularına uygun hiç mi başka kız yok? Kendinizi aşıp, onu arayınız; sizi temin ederim, onu bulacaksınız; zira şunca zaman kendi kendinizi yargıladığınız bu kısıtlama beni çoktandır korkutuyor, sizin ve bizim adımıza. Kendinizi aşınız! Bir seyahat sizi avutacaktır. Avutmalıdır! Arayıp bulunuz aşkınıza layık birini, arayıp bulun ve geri gelin, hakiki bir dostluğun hazzını birlikte tadalım. "

Bu dünyada aşkına karşılık bulamayacağını anlayan Werther, Lotte ile öbür dünyada buluşacağından emin ve bu amaçla intihar ediyor. "Bu andan itibaren sen benimsin! Benim, ey Lotte! Ben önden gidiyorum! Pederime gidiyorum, pederine. Ona yakınacağım, o da, sen gelinceye kadar beni teselli edecek, ve seni karşılamaya uçacağım, seni tutup, sonsuzluk karşısında, ebedi sarılışlarla senin yanında kalacağım.Rüya görmüyorum, hayal görmüyorum! mezarın yakınında aydınlanıyorum. Biz var olacağız! Birbirimizi tekrar göreceğiz!"

......

Bazen cansız varlıklarla aynı dili konuşurum, canlılarla konuşamadığım kadar..

idris yılmaz, Tanrı Taşta Uyur'u inceledi.
21 May 21:59 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Tanrı Taşta Uyur
Rudolph Kaiser
Yazar Bir tarafa batı düşünüş biçimi diye tanımladığı ve Platon’dan beri ortaya çıkan Yahudilik-Hristiyanlık dinsel inanışlarında devam eden ikilemci düşünüşü koyar. Diğer tarafa doğa dinleri diye tanımladığı kızılderili yaşam ve inanç felsefesini, Hindu ve doğu dinlerini koyar ve analizler yapar.
Platondan beri gelen inanç biçiminde Tanrısallığın gökten geldiği, insanların Tanrının bir parçası olarak görülmesini anlatır.
Doğa dinlerinde ise tüm canlıların, dünyanın, evrenin hep bir bütünlük içinde olduğunu Tanrının da doğanın içinde olduğunu söyler.
İnsanın doğaya ve çevreye verdiği zararın Tanrısallık la inandırılmış olmasından dolayı olduğunu savunur. Diğer tarafta kendini doğanın parçası gören insanın ise doğaya en az zarar vererek doğadan faydalandığını dile getirir.
İkilemci ayrıştırmacı anlayışın insanı mutsuzluğa ittiğini, halbuki bütünleştirici düşünce ve inanç biçiminin her zaman insanı ruhsal olarak daha mutlu ettiğini söyler.
İkilemciliğin diğerini yok etmek için sürekli kavga ve savaş içerisinde olmasının sürekli bir yok etme kültürünü yarattığını, bütünsellik içindeki düşüncenin ise her şeyin zıddı ile var olduğunu ancak uyum içerisinde hayatın ahenginin olacağını söyler.
İkilemcilikte sadece Tanrıya saygı varken bütünsel düşünce de yani Kızılderili felsefesinde dünyadaki canlı, cansız, taş, toprak her şeye saygı vardır.

Sevgi Bütüner, bir alıntı ekledi.
21 May 14:34 · Kitabı okuyor

Kasabada yaşamak boğucu ve sıkıcıdır; yüksek ideallerden yoksun olan toplum zorbalıkla kaba bir sefahatle iki yüzlülükle çeşitlendirirmiş cansız, anlamsız bir yaşam sürmektedir. Namuslular kıt kanaat geçinirken, namussuzların karnı tok sırtı pektir.

Altıncı Koğuş, Anton Çehov (Sayfa 6 - İş bankası)Altıncı Koğuş, Anton Çehov (Sayfa 6 - İş bankası)
Sümeyye TETİK, bir alıntı ekledi.
21 May 13:37 · Kitabı okuyor

Tacu'r Resail
"Ey Allah'ın kullarına yönelik rahmeti
Allah seni cansız varlıkların içine yerleştirmiş
Ey Rabbimin evi! Ey kalbimin nuru!
Ey gözümün aydınlığı! Ey gönlüm!
Ey saygınlığım! Ve ey sevgimin billurlaşmış şekli!
Ey Allah'ın Kâbe'si! Ey hayatım!
Ey mutluluk kaynağı ve ey doğruluğumun timsali!
Gecemiz çarçabuk geçti
Ama muradımın arzusu tükenmedi..."

Mana Deryasının İncisi Muhyiddin İbni Arabi, Hasan Karagözoğlu (Sayfa 260 - Kırk Kandil)Mana Deryasının İncisi Muhyiddin İbni Arabi, Hasan Karagözoğlu (Sayfa 260 - Kırk Kandil)

Verilmiş bir pozda, cansız bir heykelde kendinizi tanıyamazsınız. İnsan yaşarken, sadece yaşar ve kendini göremez. Kendini tanımak, ölmektir.

Biri, Hiçbiri, Binlercesi, Luigi Pirandello