Çağdaş buhranın bașlangıcı ise 14. asır. Çözülüş bu dönemde başlar, inanç birliğinin yerine kan birliği, yani kavmiyet geçer. Bașka bir deyişle Yeniçağ, 16. asırda değil, 14. asırda başlamıştır. Rönesans'la Reform birer sonuç, ama her ikisi de bir yükseliş veya kalkınma değil, birer çöküş. Rönesans, bilgi ve sanat sahasında, ananevi olandan kopuşu ifade eder; Reform, din sahasında. Şașılacak olan, Ortaçağ'ın çabucak unutulması. 17. asır aydınları için, böyle bir devir âdeta olmamıştır. Uzun zamandan beri bilinen fakat halka yayılmayan bazı hakikatler. yeni keşiflermiş gibi takdim edilir. Matbaanın keşfi gibi Amerika'nın keșfi gibi. Oysa, Ortaçağ boyunca da, Avrupa ile Amerika arasında devamlı temaslar vardır. Ortaçağ'ın bir karanlıklar devri, bir cehalet ve barbarlık devri olduğu da gerçeklere pek uymuyor.
Sayfa 440 - İletişim yayınları 9.baskı·Kitabı okudu
Dinin devri geçti; bilimden başka şeye inanmak cehalettir. Bilim ihtiyaç duyduğumuz her şeyi tanzim edecek.
Sayfa 11 - Furkan Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
AFGANİ'NİN YOLUNDA!
Cemaleddin Afgani görünüşte İslam Birliği tezini savunuyordu. Fakat muhipleri ve kendisinin politikaları Pan-Arabizm davasına hizmet veriyordu. Onun bu siyaseti İngilizlerin Osmanlı ülkesinde yürüttükleri Pan-Türkizm ideolojisinin tam zıttı idi. Oysa her ikisi de İslam Birliği'nin yıkılmasına ve İngilizlerin arzularına yarıyordu. Nitekim Afgani'yi sevenler ister Pan-İslamist, ister Pan-Türkist, ister bölücü, isterse dinsiz olsunlar bir araya gelmekte asla zorluk çekmiyorlardı. Öyle ki Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde Lawranceler, Yahudi Karasular, Ermeni Aramlar, Bulgar Sandanskiler ile birleşen bu türedi örgütler, Sultan il. Abdülhamid'i devirecek ve İngiltere'ye bayram yaptıracaklardır. Afgani ve talebeleri sadece Pan-İslamizm kisvesi ardına gizlenip ırkçılığı körüklemiyordu. Bunlar Osmanlı'nın altı asırdır yaymakta ve yaşamakta oldukları İslam inancının da hasmı idiler. Nitekim bunu vurgulayan en açık ifadeleri, "Osmanlıların İslam'ı geriletti­ği" iddiasıydı. Şöyle diyorlardı, "Önceleri İslam, güzel ve mükem­mel bir medeniyet olup, ilim, şiir, sanat ve keşifler barınağı iken Osmanlı'yla beraber ona gerileme, cehalet ve kısırlık girmiştir. Osmanlılar elinde İslam donmuştur. Ona yeniden hayatiyet kazan­dırmak gerekmektedir. Bu da ancak Peygamber devrine dönmekle mümkün olabilecektir." Böylece bin üç yüz yıldır devam eden Ehl-i Sünnet akidesini, yüzlerce İslam devletinin oluşturduğu kültürü, medeniyeti, yazılan eserleri bir kalemde yok ediyorlardı. Peygamber devri dedikleri ise İngilizlerin Beyrutlu papazlara hazırlattıkları sinsi fikir ve düşüncelerden veya kendi indi mütala­alarından başka bir şey değildi. İslam imiş devlete pa-bend-i terakki Evvel yoğ idi işbu rivayet yeni çıktı Batılı ajanların bu telkinleri birtakım Arap müellifler üzerinde de tesirini
Ne yazık ki Devir Cehalet devri durumunda ..
Yok etmek sadece zorbaların ve cahillerin işidir. Bir insan zekasıyla yenemeyeceğini anladığı anda Ya şiddete başvurur ya paranın gücüne. Birisi sizinle aynı fikirde değil diye Onu yok edemezsiniz ....
Alıntı
Muhteşem Yüzyıl
Kanuni zamanı da kopkoyu bir cehalet devri…
İletişim Yayınları
1000Kitap
İlim, kim önem verirse onun eline geçer.
Sayfa 85 - Rağbet Yayınları·Kitabı okudu