"Aklın amel defteri bir hayli kabarık. Sevabı mı yoksa günahı mı daha çok, söylemek zor. İnsanların hayatını kolaylaştıran icatları yapan da Elhamra Sarayı'nı ve Selimiye'yi inşa eden de akıl, milyonlarca insanın ölümüne neden olan savaşları yöneten de kitlesel imha silahlarını yapan da akıl. Elbette farklı akıllar bunlar. Dolayısıyla temel soru şu:
Bu fark nereden geliyor?
Akıl, kendi özündeki iyiliği unutup neden kötülüğe râm oluyor?
Kötüyü kutsayan ve meşrulaştıran akıl, nasıl bir varlıktır?
Kendi tabiatına ihanet eden bir akılla nasıl mücadele edilir?"
Perde ve Mânâ,
Böyle devasa sorulara cevap arayan küçük hacimli bir çalışma.
İnsanı cesaretlendiriyor, hemen bir solukta okunacak kısacık bir kitap gibi duruyor çünkü. Alt başlığının da 'akıl üzerine bir tahlil' oluşu ayrıca rehavete sürüklüyor insanı .Aklı bilmeyen mi var sanki. Günlük hayatta o kadar çok kullandığımız bir kavram ki. Konu akıl olunca herkesin söyleyecek bir çift lafı var mutlaka. Zaten kimse kimsenin aklını da beğenmez. Gerçi yarım ağız 'Akıl akıldan üstündür' deriz ama, 'Akılları pazara çıkarmışlar herkes yine kendi aklını almış' diye de boşuna söylememiş atalarımız.
Her ne kadar yazarını tanımayanlar böyle bir cesaretle açsa da kitabın kapağını, daha önce İbrahim Kalın'ın herhangi bir kitabını okumuş olanlar, kitabın sayfalarında kendilerini bekleyen zorlu ama bir o kadar da derin manalarla yüklü olacak zevkli yolculuğun bilincinde başlar kitaba. Zira kitabın yazarı, siyasî kişiliğinden öte entelektüel birikimi, İslam ve batı felsefelerine olan hakimiyeti ve hem davranışlarındaki hem de hitabetindeki naifliğiyle modern çağın en önemli münevverlerinden biri olan İbrahim Kalın; konusu ise herkesin diline pelesenk olmasına rağmen kimsenin hakikatini tam olarak bilmediği akıl,