Hakk’a âşık olanların hareketlerine hiç şaşmamak gerekir. Çünkü onlar mana denizine dalmışlardır. Cânanının aşkıyla candan geçmiş, cihandan haberdar değildir. Hak’ta bâki olup halk içinde olmuşlar, såkiyi görünce öyle sarhoş olmuşlar ki meyleri yere dökülmüş. Bunların dertlerine deva bulma imkan yoktur hekimler de onların derdini tanımamaktadır.
Kulaklarında ezelden beri “Elestü?” hitabı çınlarken, dudaklarından da “Belâ!” cevabı taşmaktadır. Onlar öyle insanlardır ki, dünyada tasarruf yetkisine sahiptirler. Onlar alçak gönüllüdür, fakat duaları kabul görür, sözleri etkindir. Bir nâra ile bir dağı yerinden oynatırlar, bir sesle bir şehrin altını üstüne getirirler. Rüzgâr gibi gizli, fakat çabuk giderler, taşlar gibi suskun tesbih ederler.
Seherde gözlerini hiç yummazlar ve öyle ağlarlar ki, göz yaşlarıyla uyku sürmesi yıkanır. Durup dinlenmeden alanını çatlatırcasına gece yola gittikleri halde, “Eyvah, biz yine geri kaldık!” diye feryat ederler.
Onlar gece ve gündüzden habersiz, sevda ve aşk deryanda yüzen kimselerdir. Onlar Hallâk-ı Ålem’in güzelliğine o kadar tutulmuşlardır ki bir laan olsun mahluk ile meşgul olmaz- Onlar yüz güzelliğine ilgi duymazlar, zahire gönül vermez. Bunu olsa olsa kabuğa aldanan ahmak insanlar yapar.
O halis vahdet şarabını içtiğinden dünya ve ukba endişesini de unutmuştur.