Ne oldu da bıraktın peki işini?
Cemşit'in yüzü kocaman bir gülücükle aydınlandı. Âşık oldum.
Daha ziyade aklımı kaçırdım şeklinde bir yanıt bekleyen Stan şöyle bir tartınca aslında onun söylediğinin pek de farki olmadığına karar verdi...
duyduğum yakınlıktan dolayı Samet'e daha çok kanım kaynıyordu. Evet, sevmiştim Asel'i.
Bütün karşı durmama karşın onu deli gibi sevdiğimi anlıyordum.
Yalnız geçen yıllarımın özlemleri, acıları, üzüntüleri; elimden giden her şey bu sevgide birleşmişti.
Yıkık bir saray bu dünya dedikleri;
Gece ve gündüz atlarının durak yeri;
Yüz Cemşit'den arda kalmış bir dünya bu:
Yüz Behram kendisinin sanmış bu gökleri.
Cemal Bey, bana düpedüz, "Aptalsın! Tedavi edilmez şekilde aptalsın!" demiyordu. Sadece bu hikayeyi on defa anlatarak beni, aptallığıma kendi içimden inandırıyordu.
«Kendini unuttuğun vakit Allah'ı zikret» diyen Cem Bey'e «Mademki bir fiil lâzım; fâil kendini kaybederse bu iş nasıl vücud bulur?» diye aklî ve kalıplı bir cevap veren Hâtemî Hoca, gene Cem Bey'in «onu senin gözünden örten en kalın perde, kendi varlığındır» diye mukabele etmesine «Beni sizin perde yakıcı dünyanıza bırakmıyan Allahıma çok şükür!.» diye sözü mizahla bitirir, bâzan münakaşa uzun sürer, bâzan da iddiadan çok çabuk geçerek her ikisi de meclisin günlük mevzûuna dalarlardı.