Uğur Mumcu
"Allah aşkına, şu toplumda biyolojik ve ruhsal yapısı bozuk ve de çarpık olan eşcinseller dışında kişilik değiştiren anlı şanlı politikacılara, ilim irfan sahibi profesörlere, sütun yazarlarına ve büyük bürokratlara rastlamıyor muyuz? Bunların kişilik değiştirmelerini, şu zavallı insanların bireysel dramlarından, söyleyin, daha mı az önemsiz sayalım? Doğru değil mi? Şöyle bir çevrenize bakın; döneme göre kişilik ve yön değiştiren yüzlere, renkli topaçlar gibi sarıldıkları ipe göre fırıl fırıl dönen bürokratlara, politikacılara, profesörlere, doçentlere bakın, sütun yazarlarına bakın! Bakın; Allah aşkına bakın! (...) Sürüngenler gibi deri değiştirenlere, bukalemun gibi her girdiği çevreye, her adımını attığı eşiğe uyanlara, güçsüzün karşısında azan, güçlünün karşısında susan çift kişiliklilere, bir yazlık ev edinmek uğruna arkadaşlarını, dostlarını satanlara, elinden tutup kendisini adam eden insanların cezaevlerinde çürümeleri için ifade verenlere, "Evet efendimciler"e alışmadık mı? Evet alışmadık mı? (...) Geçmişlerini, geçmişteki inançlarını, düşüncelerini cami avlularına bırakılmış, 'nesebi gayri sahih çocuklar gibi' terk edip günlerini gün edenler ve üstelik iğrenç şirretlikleriyle geçmişlerinin tartışılmasını önlemeye çalışanlar da bunlar değil midir? Evet bunlardır. (...) İngiliz parlamentosunun 'Kadını erkek, erkeği kadın yapmaktan başka' her yetkiye sahip olduğunu söyleyen siyasi bilimcilerin kulakları çınlasın. Erkeği kadın, kadını erkek yapan operasyonlar çoğaldı; ondan önce de sağcıyı solcu, solcuyu sağcı yapan 'büyük operasyonlar'! Ama bir farkla... Cinsiyet değiştirenler, transseksüel ameliyatları yapanlara kürekle para ödüyorlar. Siyasal kişiliklerini değiştirenlere ise koltuklar, makamlar, mevkiler, bol sıfırlı çekler, yalılar, matbaa makineleri,
Sayfa 115 - Sia Kitap, Birinci Basım Aralık 2019·Kitabı okuyor
Biyografi
Johan Vilhelm Snellman
Savaş için bu nedenler çok çeşitli olabilse ve hatta ulusların kaderleri bir çift eldiven veya bir çift çizme gibi nedenlere bağlanmış olsa bile, her makul gözlemci, derinde yatan meselenin her zaman ulusların bağımsızlığı, onların gücü ve siyasi nüfuzu olduğunu anlar. Her ulus bencil olmak ve sadece kendi varlığı için çalışmak zorundadır. Onun için diğer ulusların üzerine yükselmek ve insanlığın dünya tarihindeki gelişimine yön vermekten başka bir gaye yoktur. Hiçbir ulus ise böyle bir liderliğe gönüllü olarak boyun eğemez ve bu yüzden savaş karar vermelidir. Bu nedenle dünyayı kaba kuvvetin yönettiğine inanmaya gerek yoktur. Çünkü bir ulus gücünü savaşçı erkeklerin sayısında değil, üyelerinin yurtseverliğinde, töresinde ve eğitiminde, yani ulusal ruhunda bulur. Kaba topluluklar (hordalar) yalnızca, içlerinde hiçbir ulusal ruhun artık yaşamadığı bozulmuş ulusları yenebilir. Bir ulusun gücünün birçok kaynağı aranabileceği gibi, onun çöküşünün de birçok nedeni ileri sürülebilir; ancak bunların hepsi temel neden olarak ulusal ruha geri döner.
Felsefe
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Develer yalnızca ağır yükleri taşımakla kalmaz, aynı zamanda çok az yemle ve neredeyse hiç suya ihtiyaç duymadan yola dayanabilen bineklerdi. Yoldan yoksun çöllerde hedefi bulmayı sağlayan keskin bir koku alma ve yön bulma duyusuyla donatıldıkları için, su birikintisinin kokusunu çok uzaklardan alabilirlerdi. Aniden gelen büyük sağanakları ve sıcak çöl fırtınalarını önceden hisseden varlıklardı. Yaratıcı, deveyi sanki çöl için yaratmıştı. Çift göz kapaklı olan bu hayvanların alt göz kapağı, kum fırtınası karşısında şeffaf bir zar gibi kapanır; ancak hayvan yine de önünü görebilirdi. Ne yapacağı belli olmayan bu canlılar, yumuşak başlı oldukları kadar hırçın ve sert tabiatlı da olabiliyordu. Korkuyu ve tehlikeyi hissettikleri anda, ender de olsa huysuzlanıp kaçabiliyorlardı.
Sayfa 67·Kitabı okudu
Bu anlatıda kadın ve erkeğin yetiştirilme tarzlarındaki ikiliğe işaret eden bir yön vardır. Erkeklere aşka mesafeli durmak, çift hayatını bela gibi görmek öğretilirken; kadınlar ise onları mutlu edecek, adeta onları "tanımlayacak" bir aşkı beklemeye koşullandırılırlar. Bu şartlanma kadınları sırf ilişkileri yürüsün diye neredeyse mazoşizme varacak raddede türlü çeşit fedakârlığı yapmaya itebilmektedir.
Sayfa 81·Kitabı okudu
Recaizade'nin önermeleri ile Namık Kemal'inkiler aynı yön­ dedir. Hatta Recaizade konuyu biraz daha açar: Namık Kemal "tabiata tesir" gibi genel bir ifade kullanırken Recaizade, "ezhan ve vicdan" diyerek hem akla hem kalbe, insanın hem rasyonel hem duygusal tarafına yönelik çift taraflı bir etkiden bahseder. Sonuç olarak her iki isim için bu "külli tesir" hem entelektü­ el hem ahlaki işleve sahiptir. Namık Kemal "iki mana" derken edebin etik anlamdaki "iyi" ile sanat olarak edebiyat dolayımıyla estetik anlamdaki "güzel''i bir araya getirme kudretine de gön­derme yapar, ki bu olgu elinizdeki çalışmanın ileriki sayfalarında kalokagathia fikriyle birlikte irdelenecek. Nitekim o dönemde genel bir eğilim olarak, edebiyatın bir anlamı "İyi", diğer anlamı "Güzel"le ilişkilenir.
Sayfa 155 - Dergah yayınları 2025
Araştırma-İnceleme Tarih
Bir Şair Bir Kitap
Hakan Arslanbenzer – Çok Üzgünüm Annem beni bırakıp gittiğinde on yaşında ne düşündüm Sabra ve Şatilla kamplarını kırıyordu Falanjistler Sen ne güzel isimlersin Sabra Şatilla Filistin ve Arafat ve Kaddafi Flumeyni Rauf Denktaş Fidel Kastro kafa tutuyor derlerdi Amerika’ya Kafa tutmak ne güzel ne inanılır deyimdir ** Senin çırpınışlarını senin gözlerindeki titrekliği hep sevdim Senin vicdanlı titrek ela gözlerini sevdiğim dilber Senin beni sevişini sonra senin beni sevmeyişini Sonra senin gene beni sevişini ne düşündüm ** İsyan ederken de aşırı terbiyeli Telefonu kapatınca ağlayan ** Ramazan geldi tekti Allah’ım dedi Sen benim Allah’ımsın değil mi Ezan okunuyor beni çağırıyorsun değil mi Çağırıyorsan bu yeter ** On yıl olmuş dörtte biri demek ömrümün Dörtte biridir ömrümün dualarımda adın Göğnümün göğünde yıldızın ve yüzün Sürgün olduğum değil gitmicem arkasından Cemal Süreyanın sılası dicem gözlerimin ** Sözlüğe baktım ısınmak için yakılan ateş Demekmiş sıla ısınmak için yaktığım ateş
KETEBE