• [-“Gazze’deki kardeşlerimize destek amaçlı beyanat ”

    -Akhi şimdi beyanat vakti değil. Bu sözlerden bıktık artık. Gazze şu an kâğıt üstünde kalem oynatmaya değil orduların harekete geçmesine muhtaç.

    -“Şam’daki kardeşlerimiz için kan bağışı organizasyonu!”
    -Ümmet kansız kaldı. Şam’ın evlatları ölüyor; sizler onlara kan bağışından daha fazla (hiçbir şeyle) yardımcı olmuyorsunuz. Onların; içinde utanç olan kanlarımıza ihtiyacı yok.]

    Bu tarzda yapılan yorumları birçok yerde görmekteyiz. Bu sözlerin sahipleri öncelikle Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Müslim’de geçen şu hadisine muhalefet ettiklerini unutmaktadırlar. O (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: “İyilik adına yapılan hiçbir şeyi hakir görme.” İnsanların iyilik adına yaptıklarını küçümseyip de, azımsama.
    Bugün Müslümanlar din konusunda Müslümanları, açıkça gayretlerini destekleyecek kişilere ihtiyaç duymaktadırlar. Onları hakir görüp onlarla dalga geçen insanlara değil!

    Evet, eğer yapılan iyiliğin nasıl en doğru bir şekilde yapılacağını biliyorsak, insanları en doğru olana ulaşmaları için yönlendirebiliriz. Mesela onlara deriz ki: “Kalbinizdeki hayata (diriliğe) delalet eden bu güzel açıklama için Allah mükâfatınızı versin. Eğer bu tür açıklamaları nefsimizi ve evlatlarımızı Müslümanlara yapılan yardımın ancak kendisi ile tamamlanacağı cihad doğrultusunda eğitirsek çok daha güzel olur.”

    Ne kadar az olursa olsun yapılan hayrı övmen ve ondan daha yüce olan bir hayra cesaretlendirmen ile bu hayrı hakir görmen arasında fark vardır. ”İyilik adına yapılan hiçbir şeyi hakir görme.”
    Bilakis birçok sefer başkalarının yaptığı iyiliği hakir görüp onların bu iyiliği yapma şevkini kırarız; sonra onları ameli açıdan başka bir iyiliğine delalet etmeksizin bırakırız. Ve deriz ki: “Açıklamalar (sadece) boş sözlerdir. Orduları harekete geçirmek lazım”. Tamam ne güzel söyledin, o halde hadi orduları harekete geçir; sonra o eleştirdiğin insanların hepsi zaten seninle birlikte olacaktır.

    Kişinin daha fazlasını yapabilmeye kadir olduğu halde, yapmayıp beyanatlarla ve bağış organizasyonlarıyla meşgul olması kınanmıştır. Bilakis bu kişi bu tür fiiller ile ortak olduğu günahı örtme derdindedir: Müslümanların beldelerindeki söz sahipleri gibi (söz sahibi olarak itibar ediliyorlar velakin onlar sadece dışardaki efendilerinin köleleridirler.) .Amma insanların geneli ise kısa vadede yapabildiklerini yapmalı; bununla birlikte sebepler dairesinde zayıf kardeşlerimize yardımın (yalnızca) bunlarla olmayacağını, izzetin, temkinin ve kuvvetin bunlarla elde edilemeyeceğini, asıl hedeflenmesi gerekenin uzun vadeli çalışmalar olduğu hatırlatılmalıdır.

    Başkalarının gayretini ,”Bu bir işe yaramaz!” olarak vasıflandıranlar kendilerine şunu bir sorsunlar: “Yaptıkları bu yorumlar onların kıyasına göre faydalı mı? Onlar bu yorumlar ile beldeleri özgürleştirip kulları kurtardılar mı? “Başkalarının gayretini hakir görmeyi arzulaman; yardımı elde etmekte az dahi olsa fayda veriyor mu? Eğer bu soruların cevabı hayır ise o zaman böyle davranmanın faydası nedir?

    Sünnete muhalefet olan iki hasleti kendi bünyelerinde topluyorlar : “Boş söz söyleme ve başkalarının iyilik adına yaptığı şeyleri hakir görme!”

    Son olarak; destekleyici beyanatlar yayınlayanlar ya da kan bağışı organizasyonları düzenleyenler tamamıyla ters bir duruş sergileseler ve kardeşlerimize karşı düşmanlık gösteren rejimleri destekleyici beyanatlarda bulunsalar ya da ülkelerinde yaralılar için ilaç girişine izin verilmemesini talep etseler bizler onlara öfkelenmez miyiz, sözlerini kerih görmez miyiz? Onları bu suça ortak kılmaz mıyız?

    O halde güzel bir duruş sergiledikleri zaman onların bu iyiliklerini hakir mi görelim? Hayır, bilakis” İyilikten hiçbir şeyi hakir görme!”
    Allah en iyisini bilendir.

    Yazan: Dr. İyad Kuneybi
    Çeviren: Ebu Haris
  • Mevlana'nın güzel bir sözünü hatırlatalım: " Cihad nedir? diye soruyorlar, " Delilerin elinden silahı almaktır" diye cevap veriyor. Sağlıklı düşünmeyen bir insanın elinde silah olursa kan akar. Silahı onun elinden almak bir cihattır. Kötülük yapacak bir insanın kötülüğüne engel olmak cihattır.
  • İbn Abbas'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Müslümanlar esirleri alınca Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem Ebu Bekir ile Ömer'e:
    “Bu esirler hakkındaki görüşünüz nedir?” diye sordu. Ebu Bekir dedi ki:
    “Ey Allah'ın Peygamberi, onlar amca çocuklarımız ve aşiretimizin insanlarıdır. Benim görüşüme göre onlardan fidye al. Böylelikle bu bizim için kâfirlere karşı bir güç olur. Olur ki; Allah onları İslama iletir.”
    Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem :
    “Ey Hattab'ın oğlu (Ömer), senin görüşün nedir?” diye sordu. Ömer şöyle dedi:
    “Hayır, Allah'a yemin ederim ben Ebu Bekir'le aynı görüşte değilim; fakat benim görüşüme göre bizlere onların boyunlarını uçurma imkanını ver. Ali’ye Akil bana filan (Ömer'in bir
    akrabası) verilsin, onun boynunu uçururuz. Çünkü bu esirler küfrün önderleri ve elebaşılarıdır.”
    Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem Ebu Bekir'in söylediğinden hoşnut oldu; fakat benim dediğimi kabul etmedi. Ertesi günü yanlarına geldiğimde Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ile Ebu Bekir'in oturmuş ağlamakta olduklarını gördüm. Ben: “Ey Allah'ın Rasûlü, sen ve arkadaşın niçin ağlıyorsunuz, bana haber ver. Eğer benim de ağlayacağım gelirse ağlarım. Ağlayamazsam siz ağladığınız için kendimi ağlamaya zorlarım.”
    Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:
    “Ben fidye aldıkları için arkadaşlarına arzedilenler dolayısıyla ağlıyorum. Bana onların azabı şu ağaçtan daha yakın olarak arzedildi.” -Yüce Allah'ın peygamberi yakın bir ağacı gösterdi- Ayrıca yüce Allah: "Yeryüzünde çokça savaşıp zaferler kazanıncaya kadar esirler(inden fidye) alması hiçbir peygambere yaraşmaz... Artık elde ettiğiniz ganimetten helal ve hoş yiyin." (el-Enfal, 8/67-69) buyruklarını indirdi ve yüce Allah onlara ganimetleri helal kıldı.
    Müslim, (12/86-87) Cihâd ve Siyer.
  • Hayat; sevdiklerinle, sevmediklerinle gördüğün insanlardır ve hayat sevsen de sevmesen de yaşadıklarındır!
  • Bizler "Süpermen"değiliz! Evet, "men"iz ama "süper" değiliz!
  • Kuran, Bedelsiz Cennet Anlayışına NE Dıyor?
    Kur'an, cennetin bedelinden söz eder. Yüce Allah'ın müminlerden canlarını ve mallarını cennet kendilerinin olmak üzere satın aldığını bildirir.
    Ebedi Kurtuluş için mallar ve canlar karşılığı yapılması gereken bir ticaretten söz eder.
    Allah, inanıp güvenenlerin kendilerini ve mallarını Cennete karşılık satın almıştır. Allah yolunda çarpışırlar; öldürürler ve ölürler. Bu Allah’ın Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da verdiği gerçek sözdür. Sözünü Allah’tan daha iyi tutan kimdir? Öyleyse yaptığınız bu satıştan dolayı sevinin. Bu, büyük bir kurtuluştur.( TEVBE - 9/ 111)
    Ey inanıp güvenenler! Acıklı azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi?
    "O ticaret, Allah’a ve elçisine tam güvenmeniz Allah yolunda mallarınızı ve canlarınızı ortaya koyarak mücadele (cihad) etmenizdir. Bilseniz sizin için hayırlı olan budur.
    Bunlara karşılık Allah, günahlarınızı bağışlayacak ve sizi içinden ırmaklar akan bahçelere(cennetlere), güzel konaklara yerleştirecektir. Büyük başarı işte budur."
    (Saf 61/ 10 - 12)
    'Iman ettim' demekle
    bırakılıvermenin ve kurtuluşa ermenin söz konusu olmayacağını beyan edilir.
    (BKN: Ankebut 29 - 2 / 3)

    'Yoksa siz sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler sizin başınıza da gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız yoksulluk ve sıkıntı Onlara öylesine dokunmuş öyle sarsılmışlardı ki Nihayet elçi ve beraberindeki müminler
    'Allah'ın yardımı ne zaman diyordu' bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır'
    ( Bakara 2 / 214)
    Kurtuluş'un yolu insanların ürettiği kuruntular ve İltimas gibi beklentiler değil iman etmek ve iman akdinin gereklerini yerine getirmeye gayret etmektir. Iman akdi pratik sorumluluklar doğuran ve insan için asla çiğnenmesi gereken kırmızı çizgiler vaz eden bağlayıcı bir sözleşmedir.
    Iman ciddi bir iddiadır ve insandan ciddiyet ister.
    'Iman ettim' demek her şeyin sonu değil, her şeyin başlangıcıdır.
    'Önemli olan bu sözü söz olmanın ötesine taşımak, onu hayatımızda görünür kılmaktır'.
    Tarihsel süreçte üretilmiş olan 'iman Kalp ile tasdik dil ile ikrardır' anlayışı Kur'an'ın iman öğretisi ile hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır.
    Aslında bu anlayış Müslümanların genel kabulüne aykırı şaz bir görüş olarak ortaya çıkmış fakat ilerleyen dönemde yaygınlık kazanarak bugüne kadar taşınmıştır.
    Iman mefhumuna dair ilk dönemde yapılan tanımlara baktığımızda" Kalp ile tasdik dil ile ikrar vücudun azaları ile amel" tarihfinin öne çıktığını görmekteyiz.
    Kur'an'ın iman amel bütünlüğü dair güçlü vurgusu, Amelsiz bir iman tanım ve tarifini zaten boşa çıkarmaktadır.
    Kur'an'ın öğretisinde insanın Haktan mı batıldan mı yana oldugu yüce Allah'a kul olmayı mi tercih ettiği yoksa hevasına veya tağutlara kulluğumu dünya ekinini mi ahiret ekinini mi önceledigi ' Sarp Yokuşu aşıp aşamadıgi sorularının cevab alani amellerıdir.
    Tipki ayeti kerimede beyan edildiği gibi:

    "Sarp geçit nedir, nereden bileceksin? (Öyleyse dinle!)
    O, boynu bükük olanı kurtarmaktır.
    Veya kıtlık gününde yemek yedirmektir .Yakınlığı olan bir öksüzü,
    Ya da sürünen bir çaresizi doyurmaktır. Bir de inanıp güvenen(mümin olan), biri birine sabrı tavsiye eden ve merhameti tavsiye eden kimselerden olmaktır."
    (Beled 90 -12 \17)

    "İyilik, yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. İyilik; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve nebîlere inanıp güvenen kişinin yaptığıdır. Böyle bir kişi, sevmesine rağmen malını, kendine yakınlığı olanlara, yetimlere, çaresizlere, yolda kalanlara, isteyenlere ve boyunduruk altındakilere verir. Namazı tam kılar ve zekâtı verir. Bunlar anlaşma yaptıkları zaman da yükümlülüklerini yerine getirirler. Baskılara, zorluklara, bir de baskın anında olacaklara karşı dirençli olurlar. Özü sözü doğru olanlar bunlardır. Allah’tan çekinerek korunanlar da bunlardır."
    (Bakara 2 / 177)
    Kur'an'ın bize öğrettiği din, alemlerin Rabbine itaat etmeyi iman iddiasında bulunan insanlara şart koşmaktadır. Emir ve yasaklar konusunda Mümin bir kimse muhayyer değildir.
    Evet Dinde zorlama yotur (2 /256) " insan şükredici veya nankör olma konusunda muhayyer bırakılmıştır. (76/ 3)
    Ancak tercihini imandan yana yapan ve iman akdinde bulunan insan artık başıbozuk davranma, hevasına isteklerine göre yaşama keyfiliği içinde olamaz. Çünkü iman akdi bağlayıcıdır.
    Iman akdinden sonra hevasına yönelmek akdin iptali anlamına gelir. Kur'an hiçbir konuda olmadığı gibi Bu konuda da hiçbir şakası yoktur.
    " Ey iman edenler Allah'a karşı gelmekten sakının Eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz faizden geriye kalanı bırakın böyle yapmazsanız Allah Ve Resulu ile savaşa girdiğinizi bilin Eğer tövbe edecek olursanız Ana paranız sizindir . Böylece sizin de başkalarına Haksızlık etmiş olursunuz ne de başkaları size Haksızlık etmiş olur."
    ( Bakara 2 / 278 - 279)
    Iman iddaa'sı beraberinde Allah'a itaati getirmediği takdirde bir anlam ifade etmemektedir yüzlerce ayet bu gerçeğe vurgu yapmaktadır.
    Bir ayeti kerimede şöyle buyurulmaktadır :
    "Onlar ancak kendilerine meleklerin veya Rabbinin gelmesini yahut Rabbinin bazı alâmetlerinin gelmesini bekliyorlar. Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki: “Bekleyiniz, şüphesiz biz de beklemekteyiz.”
    (En'am 6 / 158)
    Bu ayetteki " imanın da veya imanıyla bir hayır kazanmamış" kısmı üzerinde iyi düşünmek gerekir. Tek başına bu ayet bile, geleneksel öğretinin iman amel konusundaki mürcie kaynaklı tezini çürütmeye yeterlidir.
    Insanın akıbetini belirleyen dünya hayatında yapıp ettikleri bir kişinin ayinesi işidir /amelidir.
    Hesapların görülmesi sonrası cennete cehenneme sevk edilen insanlarla ilgili Kur'an'da yazılan birçok ayet grubundan birini birlikte görelim :

    "(Cehennemliklere) girin ona artık ister sabredin ister sabretmeyin sizin için birdir Siz ancak yaptıklarınızla cezalandırılıyor sunuz denilir hiç şüphesiz muttakiler cennetlerde Nimet içindedirler Rablerinin verdikleriyle sevinçli ve mutludurlar Rableri kendilerine çılgınca yanan cehennemin azabından korumuştur yaptıklarınızdan dolayı Afiyetle yiyin ve için (denilir)"
    ( 52 / Tur /16 - 19)

    "Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Sonunda, işlerini kötü yapanları cezalandıracak ve iyi yapanları da daha güzeli ile ödüllendirecektir.
    Büyük günahlardan va ahlaksızca fiillerden kaçınanlara gelince: ufak tefek kusurlar işleseler de, kesin olarak bilsinler ki senin Rabbin engin bağış sahibidir. O, yeryüzü (toprağından) sizi var ederken de, anneleriniz karınlarında cenin halindeyken de sizinle ilgili her şeyi bilir; şu halde kendinizi temize çıkarmayın:
    Kimin takvaya uygun davrandığını en iyi bilen O'dur."
    (Necm - 53 / 31 - 32)

    Görüldüğü üzere Rabbimiz insanların karşılaştıkları akıbetlerinin onların amellerinin , yapıp etmelerinin belirleyeceğini bildirmektedir. Kur'an baştan sona Bu gerçeğe vurgu yapmak da salt iman iddiasının bir anlam ifade etmediğini bildirmektedir.
    [ İslam'a İlk Adımlar
    Şükrü Hüseyinoğlu ]
    Sayfa: 89 - 94
    Şükrü Hüseyinoğlu
    Sayfa 89 - Ma'ruf Yayınları ~
  • Mekke ve Huneyn zaferlerinden sonra dönüş yolculuğu sırasında Peygamber (s.a.v) arkadaşlarından bazılarına, “Küçük cihaddan, büyük cidaha dönüyoruz” dedi. İçlerinden biri: “Ey Allah’ın Rasûlü, büyük cihad nedir?” diye sorunca: “Nefse karşı cihad”[325] cevabını verdi.