-Nerde kaldın? Beni hiç yoklamadın evladım!
Haklısın, bende kabâhat ki haber yollamadım.
Bilirim çoktur işin, sonra bizim yol pek uzun..
Hele dinlen azıcık, anlaşılan yorgunsun.
Bereket versin ateş koydu demin komşu kadın..
Üşüyorsan eşiver mangalı, eş eş de ısın.
Odanın loşluğu kasvet veriyor pek, baktım
Şu fener yansa, deyip bir kutu kibrit çaktım.
Hele son kibriti tuttum da yakından yüzüne,
Sürme çekmiş gibi nûr indi mumun kör gözüne!
O zaman nim açılıp perde-i zulmet, nâgâh,
Gördü bir sahne-i üryan-ı sefalet ki nigâh,
Şâir olsam yine tasviri olur bence muhâl:
O perişanlığı derpiş edemez çünkü hayâl!
perde-i zulmet: karanlık perdesi
sahne-i üryan-ı sefalet : çıplak yoksulluk sahnesi
nigah: göz
nâgâh: birden, ansızın
muhal: imkansız
derpiş: göz önünde canlandırmak
Sübhanallah! Bu gece hazinelerden neler indi neler! Allah, fitnelerden neler indirdi neler (bir bilseniz!) Hücrelerin sahibelerini (eşlerimi), namaz kılmaları için uyandıracak kimse yok mu? Dünyada nice giyinik kimse var ki, ahirette çıplak kalacaktır.
Sayfa 51 - (Buharî, Fiten 6; Ahmed b. Hanbel, 6/297; Malik, Muvatta, Libas 8.)·Kitabı okuyor
Akşamüstleri Tünel'den Taksim'e doğru sol kaldırımdan yürürseniz, gözünüze dalgın, siyah gözlüklü, yüzü kederli, ama müthiş kederli - yüzündeki keder besbellidir, elle tutulacak gibi, yüzde donup kalmıştır -, pantolonu ütüsüz, ağarmış saçları kabarmış bir adam çarpar. Bu adamın, bu Beyoğlu kalabalığı içinde bir hali vardır ki (daha doğrusu her hali) size bu koskocaman şehirde yalnız, yapyalnız olduğunu söyler.
Bu neden böyledir? Orasını kimse de bilmez... Bazı adam vardır, insan yüzünde sırf hınç, kin okur. Bazısında gurur, bazısında neşe, bazısında bayağılık, aşağılık... Bu adamın üstünden başından da yalnızlık akar. Bir de bu adama, Kadıköy iskelesinin kanepelerinden birine oturmuş, heybeli köylüleri, çıplak ayaklı serseri çocukları, hanımefendileri seyrederken rastlarsınız.
Bu adam hikayeci Sait Faiktir.
Havva çıplak göğüslerini korumaya yönelik tüm girişimlerden vazgeçerek, olanca haşmetiyle doğruldu. “O zaman” defi kibirle,
“her zaman senden daha fazlasını bileceğimi kabul etmen gerek. Ben kavrayışın tam öğle vaktinde, doğruluğun parlak vadisinde yürürken sen sonsuza kadar cehaletinin çamurunda yuvarlanan bir yaban domuzu gibi kalacaksın. “
Ağaçlar, çalılar, bitkiler yeryüzünün süsü ve giysileridir. İnsanın gözüne taş, çamur ve kumdan başka bir şeyin çarpmadığı
çıplak ve çorak bir kırdan daha hüzün verici hiçbir şey olamaz.
Delikanlılık çağındaydım, neredeyse çocuk sayılırdım ve resim yapmak istiyordum. Yaşım konusunda yalan söyleyerek çıplak bir modeli resmeden öğrencilerin arasına karışmayı başardım. Derslerde çizgiler ve biçimler bulmak için cebelleşirken bir sürü kağıt karalıyordum. Değişik pozlar veren o çırılçıplak kadın sarsak elime karşı bir meydan okumadan ibaretti o kadar; nefes alan vazo gibi bir şey. Ama bir akşam otobüs durağında onu ilk kez giyinik gördüm. Otobüse binerken eteği yukarı sıyrılınca uyluğunun başlangıcı ortaya çıktı. İşte o zaman vücudumu ateş bastı.