İşlerimiz iyi gitmiyor diye, tanrılara kızmayalım. demişti. İşlerimiz, bizim ve bize benzerlerin küçük sakatlıklarıyla, tesadüflerin ihanetiyle, her zaman bozulabilir. Hatta birkaç nesil için bozuk gidebilir. Bu bozulma, bu düzensizlik iç kıymetlerimize karşı vaziyetimizi değiştirmemelidir. İki ayrı şeyi birbirine karıştırırsak çıplak kalırız. Hatta zaferlerimizi bile tanrılardan bilmemeliyiz. Çünkü ihtimallerin cetvelinde mağlûbiyet de vardır.
Bu benim gerçeğim. Birbirlerini sevmedikleri halde evliliklerini sürdürenlerden nefret ediyorum. Barış ve savunma adına silahlanan devletlerden, sınırlardan, bayraklardan, dinlerden, yasalardan nefret ediyorum.
Daha önemlisi kendimden nefret ediyorum. Yiyen, içen, gezen bir insan durumundayım șu anda. Düşüncemi söyleyemiyorum. Söyleme olanağını bulsam, söyleyecek bir şey bulamam.Toplumun kahredici sağırlığı moralimi bozuyor.
“İnsanlar kendilerini istedikleri gibi ifade etme olanağına sahip değiller. Toplum insandan, çizdiği daire içinde hareket etmesini istiyor. Özgürlüğü sınırlanan insan bunalıma giriyor. Bunalım insanın davranışlarını biçimlendiriyor."
Evde veya atölyede karaladığım şeyler arasından ancak en manasızlarını gösterebiliyor, bana dair herhangi bir şey ifade eden, içinde benden herhangi bir şey bulunan resimleri büyük bir titizlikle saklıyor ve ortaya çıkarmaktan utanıyordum. Bunlar tesadüfen birinin eline geçse, çıplak ve mahrem bir halde yakalanmış bir kadın gibi şaşırıyor, kıpkırmızı oluyor ve kaçıyordum.
Ey ulu Sultân! Söyleyin o zaman, müridlik nedir, mürşidlik nedir?
Zatım, cevap verdim:
Sevgili oğlum! Sorun her zaman kralın çıplak olup olmadığı değildir. Asıl sorun bazen, kralın gerçekten kral olup olmadığıdır. Şu hâlde, nazarımca bu yolun taliplisi çoktur. Sen de gördüğüm kadarıyla taliplerdensin. Ama dediğim gibi sorun, bir mürşidinin olup olmadığı değil; Mürşidinin gerçekten kâmil bir mürebbi olup olmadığıdır.