Mağarayı andıran oyuğun tutsağı, ben, dünyanın gölgesinin karşısında yalnızım. Ocak ayı, öğleden sonra. Ama soğuk, havanın derinlerinde duruyor. Her yerde, her şeyi ölümsüz bir gülümsemeyle örten, ama tırnakla kırılıverecek kadar incecik bir güneş tabakası. Ben kimim ve ışıkla yaprakların oyununa katılmaktan başka ne yapabilirim? İçinde sigaramın tükendiği bu güneş ışını olmak, bu hoşluk, havadan solunan bu dingin tutku olmak. Kendime erişmeye çalışırsam, bunu ışığın derinlerinde başarabilirim. Ve dünyanın gizini ele veren bu hoş tadı hissetmeye, tadını çıkarmaya çalışırsam, evrenin derinlerinde kendimi bulurum. Kendimi, yani beni görüntüden kurtaran bu en uç noktadaki coşkuyu. Birazdan, başka şeyler ve insanlar beni yeniden ele geçirecekler. Ama şu dakikayı zamanın dokusundan kesip ayırmama izin veriniz, başkalarının sayfaların arasına bir çiçek bırakması gibi. Onlar, aşkın kendilerine hafifçe dokunuverdiği bir gezintiyi sayfaların arasına hapsederler. Ve ben de geziniyorum, ama beni bir Tanrı okşuyor. Yaşam kısadır ve zaman yitirmek günahtır. Bütün gün boyunca zaman yitiriyorum ve ötekiler çok çalışkan olduğumu söylüyorlar. Bugün mola verdim ve kalbim başını alıp kendisiyle tanışmaya gidiyor. Yine bir iç sıkıntısıyla boğulursam, bu, cıva zerreleri gibi parmaklarımın arasından kayan o elle tutulamayan anı hissettiğim içindir. Dünyadan ayrılmak isteyenleri bırakınız. Ben hiç yakınmıyorum, çünkü doğuşumu seyrediyorum. Bu dünyada mutluyum çünkü bu dünya benim krallığım. Geçip giden bulut ve solan an. Kendi ölümüm kendimde. Kitap, sevilen bir sayfaya açılır. Bugün, dünyanın kitabının açıldığı sayfa ne kadar da yavan. Acı çektiğim doğru mu, acı çekiyor olduğum doğru değil mi; ve çekilen bu acı başımı döndürüyor çünkü bu acı, bu güneş ve bu gölgelerdir, bu sıcak ve havanın
Sayfa 17
Felsefe-Düşünce
"Biliyor musun babaanne, insanın kulağına cıva damlatılınca hemen ölüyormuş, ölüm nedeni de belli olmuyormuş" dedim.
Sayfa 55
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ölü beden buzdan soğuktur.
"İnsanın kulağına cıva damlatınca otopside ölüm nedeni belli olmuyormuş" dedi
Sayfa 53
Alıntı
Yalnız aşılar kendi başlarına sadece mikroptan oluşmuyordu. İçerisinde bu zayıflatılmış mikrobun üretilerek aşıda kullanıla bilmesi için maymun, domuz, tavuk, inek gibi hayvanların hüc relerinin bulunduğu kültürler kullanıldı. Üretilen mikroplar kül-türden alınıp aşı flokanuna alınırken, kültüre ait DNA parçaları da numuneye karışır. Dolayısıyla kişiye zerk edilen aşının içe-risinde bu hayvanlara ait DNA parçaları da kana verilmiş oldu. Ayrıca yine koruyucu olması ve etki etmesine yardımcı olmak amacıyla civa, alüminyum gibi ağır metaller de aşıların içerisine katıldı. Burada sorunlar baş göstermeye başladı.
Sayfa 260
Alıntı
Schubert de bir homo doloristir(acı çeken insan) Winterreise acıdan doğmuştur. Geç dönem eserlerinde frengi nedeniyle de çektiği dayanılmaz acıların izleri vardır. Görmek zorunda olduğu cıva tedavisi katlanılmaz acılar veren bir işkence gibiydi. Bütün vücudu cıva ile ovuluyor ve günlerce aşırı sıcak bir odada kalmak zorunda bırakılıyordu. Yıkanması bile yasaktı. Ayrıca uzun yürüşler yapması gerekiyordu. Ölüm döşeğinde bile Winterreise üzerinde düzeltmeler yapmıştı. Eserleri aşk ve acıyı konu alır. Gençlik döneminden kalma Mein Traum(Rüyam) adlı yazıda şöyle der: “Yıllarca, yıllarca şarkı söyledim. Aşkı söyleyeyim dedim, aşk acı oldu bana. Acıyı söyleyeyim deyince de acı, aşk oldu.”
Sayfa 46·Kitabı okudu
Yer ile göğün birleşmesi, kutsal doğa ile beşerî doğanın İsa Mesih'in kişiliğinde birleşmesiyle aynı şeydir. İsa Mesih'in eski sembolleri arasında altı kollu yıldız, yani Süleyman'ın mührünün iki üçgeni de bulunur (Alem'in Hükümdarı, 4. b.). Albert le Grand ile Aquino'lu Thomas'ın da bağlı oldukları bir Hermescilik okulunun sembolizminde dik üçgen kudsiyeti, ters üçgen ise (Tanrı'nın suretinde olup "Suların Aynası"nda ters yönde yansıması söz konusu olan) beşer doğasını temsil eder ve bu iki üçgenin birleşmesi iki doğanın (İslam tasavvufundaki Lâhût ile Nâsût) birleşmesini ifade eder. Hermesci özel bakış açısından, beşerî üçlem (ruh, can, beden) simyadaki üçleme (kükürt, civa ve tuz) tekabül eder. Öte yandan, sayısal sembolizm açısından, birlik ve birleştiricilik, aracılık sayısı olan "6" sayısı Süleyman'ın Mührü'nü ifade eder: Bu sayı aynı zamanda Yaratılış (Genese) sayısıdır. Beş ve altı kollu (ya da köşeli) yıldızlar sırasıyla mikrokozmos ile makrokozmosu ve (beş duyunun ve beş cismani elementin tekabül ettikleri) beş koşula bağımlı olan bireysel insan ile İnsan-ı Kâmil'i ya da Logos'u temsil ederler. Evrensel varoluşa kıyasla Kelâm'ın ro-lü Süleyman'ın Mührü figürünün içine çizilmiş olan haçın işleviyle belirlenebilir: dikey kol iki zıt üçgenin tepelerini ya da tezahürün iki kutbunu birbirine bağlar ve yatay kol ise Sular'ın Yüzeyi'ni temsil eder. Uzakdoğu tradisyonunda, Süleyman'ın Mührü'nden tamamen farklı olmakla birlikte ona sayısal olarak eşdeğer olan bir sembolden söz edilir: Weu wang'in Yi-King'deki her biri Fo-Hi'nin sekiz koua'sının ya da üçlüsünün üst üste konulmasıyla oluşmuş olan 64 altılısını oluşturur biçimde, duruma göre kırık ya da düzgün olan altı tane paralel çizgi (Ejderha sembolizmiyle bağıntılı olarak) Kelâm'ın grafiklerini oluştururlar. Bu
Sayfa 159