Tarihi Hoşça Kal Lokantası
Tarihi Hoşçakal Lokantası”,
"Kaybetmek bizim işimizdir "
29 hikâyeden oluşan, duygu yoğunluğu yüksek bir kitap. Hikâyelerin ortak noktası; kaybetmek,vedalar, kayıplar, kırgınlıklar, özlem ve insanın içinde sakladığı yalnızlıklar.
Lokanta aslında sembolik bir mekândır. İnsanların gelip kısa süre durduğu, ardından “hoşça kal” diyerek ayrıldığı bir yer gibi anlatılır.
Kitapta Benim en sevdiğim öyküler;
⭐️Tarihi Hoşçakal Lokantası
⭐️Bekleme Salonu
⭐️Civa
⭐️Anahtar
Şermin Yaşar’ın yetişkinler için yazdığı ilk öykü kitabı. Keyifle okudum tavsiye ederim.
TARİHİ HOŞÇAKAL LOKANTASI / ŞERMİN YASAR ❤️📚☕️
Bugün bitenlerde; #okudumbitti
#tarihihoşçakallokantası #kitaptavsiyesi #kitap #şerminyaşar
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
(...) Bakışımızı biraz daha kaldırınca yine farkına varırız ki: Hocaların, dinî sembollerin, İslâmî tezahürlerin tek dünyacı cenâhta oluşturduğu alerjinin ardında da bu vardır.Yâni: Oyun bozulmaktadır. Kur'ânî ifadesiyle "asıl hayata sahip olan ahiret" hatırlanmaktadır.
Yine kıymetli bir alıntının yeri geldi. Roman Diliyle İktisat'ında Mustafa ÖzelFaust I und II'den şöyle bir alıntı yapar: "Lanet olası çan sesleri! Yaralıyor insanı./Alçakça, hain bir mermi gibi./Hatırlatıyor kindar seslerle./Hâkimiyetimin pürüzsüz olmadığını."
Ve Faust bütün zenginliğine-gücüne rağmen bu kuleyi yaktırmadıkça mutlu olamaz: "İşte, böyle zenginlik içinde, eksik olan şeyimizi hissederek, en acı ızdıraplarla kıvranıyoruz. Şu küçücük çanın sesi ve o ıhlamurların kokusu, sanki kilisede veya mezarımdaymışım gibi, vücudumu kaplıyor. O her şeyi alteden irâdenin kudreti burada, şu kumların üstünde, kırılıyor. O çan çalınca tepem atıyor. Bu karşı koyma ve inat en şerefli başarının zevkini kaçırıyor..."Eh, evet, Goethe'nin çan sesleri üzerinden anlattığı metafiziği biz coğrafyamızda ezan sesinden işitebiliriz. Bazılarının "çav bella" özlemini buradan anlayabiliriz.
Dahası: İhsan Şenocak Hoca'nın "Filenin Sultanları" hakkındaki sözlerinin neden tukaka edildiğini de buradan okuyabiliriz. Çünkü o "Filenin Sultanları"na "Nafilenin Sultanları" demek cür'etinde bulundu. Yâni oyun bozdu. "Kral çıplak!" diye haykırdı.(Umarım "çıplak" kelimesi başımı yakmaz.) Benim şu yazıda çevirdiğim dolapları çevirmedi. Doğrudan söyledi.Yâni "Bunun İslâmca bir itibarı yok!" demeye getirdi. "Üzerindeki alkışa, ilgiye, övgüye, cikciğe, sanjana, havaifişeklere, medya pohpohuna kanmayın! Bu oyundur. Ve böylesi oyunların hakikatte bir değeri yoktur." Bunlar benim cümlelerim elbette. Kendisinin twitter'daki bir
[16.BÖLÜM]:
• Yüzyıllık Yalnızlık’ın Doğumu
• Gabriel Garcia Marquez’in Edebi Marangozluğu
• Büyükanne-Büyükbaba’dan Gelen Bir Büyülü Gerçeklik İlhamıBaşkan Babamızın Sonbaharı adlı bir kitabını yazmaya başladığı zamanlarda Yüzyıllık Yalnızlık romanının da ilk tohumları, Gabriel Garcia Marquez’in aklına düşüverir. O sıralarda Venezuela’dadır. Ancak Yüzyıllık Yanlızlık’ı kaleme almaya başladığı ilk anlar, onda bir tedirginliğe neden olur; hisleri çok yoğun ve güçlüdür lakin kalemi bu hislere tercüman olamaz. İçeride hissedilenin, dışarıya aktarılmasında ciddi bir tıkanıklık vardır. Bir türlü akmıyor! Akmıyor işte! Lanet olsun! dedirtir Gabriel Garcia Marquez’e bu tıkanma. İşte tam da yazarların çokça muzdarip olduğu bu Yazar Tıkanması Hastalığı, ona da musallat olmuştur artık, hem de kült eserini yazmaya daha yeni başlamışken. O zamanlardaki çağdaşları olan Latin Amerikalı yazarlardan Julio Cortazar’ın, Mario Vargas Llosa’nın çıkardığı eserler etrafı kasıp kavuruyorken, Marquez sinirden pusmuş halde daktilonun başında boş boş pineklemektedir. Ancak Yazar Tıkanması/Tutulmasının bir noktadan sonra belini kırmak, onu arkada bırakıp yolunda ilerlemeye devam etmesi gerekmektedir. Hep böyle sürüp gidecek değil ya! Elbet bu tutulmanın da çözüleceği bir zaman gelecektir, derken 1965 senesinde bir gün ailesiyle birlikte Acapulco’ya seyahat ettiği esnada romanın ilk cümlesinin silüeti zihninde birden görünüverir. Artık baraj türbinleri açılmış, yıllarca zihninde birikmiş herşey, bir anda salınmış baraj suyu gibi yukarıdan aşağıya şirazeden çıkmışcasına oluk oluk akmaktadır. Bu, öylesi bir trans halidir ki roman, daha önceden hiç aklına gelmemiş bir biçime bürünmüş, olağanüstü bir şeye evrilivermiştir. Planlar, değişmiştir artık, hemen acilen evine daktilosunun başına dönmesi gerekir; lakin ilham dediğin cıva gibidir buharlaşır uçar gider, onu hazır
Devlet civa gibidir
Elini uzatsan kayıp gider
Bir terazinin ortasında durmaz
Ağırlık neredeyse
Oraya yaslanır
Bazen ezerek, bazen koruyarak
Ama asla herkese eşit düşmez
Çünkü devlet
Bir sınıfın diğerine uzanan eli değil
Boğazına çöken ağırlığıdır
Yasa herkese eşit yazılmaz
Mürekkep aynı görünür
Ama anlamı sınıfa göre değişir
Adalet bir kelime olarak kalır
Eğer onu taşıyan güç
Eşit dağılmamışsa
Devlet düzen kurmaz sadece
Düzeni kimin kuracağını belirler
Ve o an
Toplumun çelişkilerini görünür kılar
Bazıları korunur
Bu yüzden konuşur
Bazıları bastırılır
Bu yüzden susar