Yahudilerle seks hemen her yerde yasaktı. Onların şeytan kokusu taşıdıkları ve keçi ile domuz doğurduklarına inanılıyor, herhangi bir temasın pislik bulaştıracağı düşünülüyordu. 1215'te Yahudilerle Hıristiyanların kazara cinsel ilişkiye girmelerini önlemek için kilise, Yahudilerin rozet takıp, özel kıyafetler giymelerini emrediyordu (Nazi Almanyası'nın adı kötüye çıkmış sarı yıldızları, bu geleneğin sonradan dirilmiş halidir). Viyana, Yahudilerden şeytan veya keçiboynuzu şeklinde şapka giymelerini istiyordu. Yahudilerle Hıristiyanlar arasında seks yapmayı yasaklayan yerel yasalar gözardı edilirse, cezalar sert oluyordu. Pandonus adındaki bir Yahudi, Hıristiyan bir kadınla yattığı için Avignon'da, papanın sarayının önünde hadım edildi. 1222'de Oxfordlu bir diyakoz bir Yahudi'yle evlendiği için yakılarak öldürüldü. Aynı sıralarda Yahudi bir kadından çocuk peydahlayan Parisli bir adam da yakıldı. Adam livatayla suçlanmıştı ve bunun ardında yatan mantık şuydu: "Yahudi bir kadınla ilişkiye geçmenin bir köpekle ilişkiye geçmekten hiçbir farkı yoktur."
Sayfa 167 - Kolektif Kitap·Kitabı okudu
Sosyoloji
Çocuk, annesi sayesinde dünyayı besleyici ve koruyucu bir ortam olarak deneyimleyebilir. Babasından ise dünyaya atılma ve yaşam için savaşma gücünü alır.
Sayfa 98
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Egemen olma bile kamuoyuna bağlı olduğunda kölece bir şeydir. Çünkü önyargılarla yönettiğin kişilerin önyargılarına bağlısın; onları hoşuna gittiği gibi yönetebilmen için, onların hoşuna gittiği gibi davranman gerekir. Onlara yalnızca düşünce biçimini değiştirmek düşüyor, ama sen davranış biçimini değiştirmek zorunda kalacaksın. Sana yaklaşanlar, senin yönettiğini sandığın halkın ya da seni yöneten gözdelerin ya da ailenin görüşlerini veyahut senin kendi düşüncelerini yönetmeyi bilmek zorundalar; o vezirler, o nedimler, o papazlar, o askerler, o uşaklar, o dedikoducu kadınlar, hatta çocuklar, sen bir dahi Themistokles olsan da, sana ordularının ortasında bir çocuk gibi davranacaklardır. Boşuna uğraşıyorsun; senin gerçek otoriten gerçek yetilerinden daha uzağa gitmeyecektir. Başkalarının gözleriyle görmek gerektiği anda, onların iradeleriyle istemek gerekir. Benim halklarım benim uyruklarımdır, diyorsun gururla. Peki, ama sen kimsin? Vekillerinin uyruğusun; o zaman, vekillerin kimler? Onlar da memurlarının, metreslerinin uyrukları, uşaklarının uşakları. Her şeyi alın, her şeyi zorla ele geçirin, sonra parayı bol bol savurun, bataryalar, darağaçları, işkence çarkları kurun, yasalar, fermanlar çıkarın; casusları, askerleri, cellatları, hapishaneleri, forsaları çoğaltın; zavallı küçük insanlar, tüm bunlar ne işinize yarar? Bunlarla ne daha iyi hizmet edilmiş, ne daha az soyulmuş, ne daha az aldatılmış, ne daha eksiksiz olursunuz. Her zaman, “Biz istiyoruz” diyeceksiniz ama daima başkalarının isteklerini yerine getireceksiniz.
Ne yazık ki istatistiksel analiz sokaktaki sıradan insanlar için doğal değildir. Bedenimize ve beynimize gelince, bunlar da istatistiksel olarak öngörülebilir biçimlerde işliyor olabilir ama çok azımız bu istatistiksel ilkeleri açıkça anlar. Medyaya çıkan bilim insanları onları ilgilendiren sorulara kesin bir "evet" ya da "hayır" yanıtı vermeyi reddettiklerinde genel izleyici kitlesinin hayal kırıklığına uğramasının nedeni budur. İzleyiciler küresel ısınma, çocuk aşılarının zararları ve bulaşıcı virüsleri önleme konularında ne yapacaklarını bilmek isterler. Bilim insanları mutlak kesinlik diliyle değil olasılık diliyle konuşurlar çünkü bazı farklılıkların var olacağını bildikleri büyük resme bakarlar. Bu, halkın duymak istediği şey değildir. Onlar çocuklarını aşılamanın zararlı olup olmadığını bilmek ister. Büyük resimle daha az ilgilenirler çünkü bireylerin düşünme yöntemi budur.
Sayfa 193·Kitabı okuyor
Marie Curie'nin ayrımcılık ve yoksunluk, baba baskısı ve yükselme hırsı, vatanperverlik ve zorluklarla biçimlenmiş karakteri vardı. Dört yaşında bir çocukken, büyülenmiş gibi camlı bir dolabın önünde duruyordu. Karşısında bir sürü rafı doldurmuş, şaşırtıcı ve nârin aletler vardı: “Cam tüpler, minik teraziler, mineral örnekleri, hatta altın levhalı bir elektroskop." Profesör Wladyslaw Sklodowski kızına dolapta kendi “fizik aygıtları”nın bulunduğunu söyledi. Marie, ileride dünyaca ünlü olacak çocuk, bu sözlerin ne anlama geldiği konusunda hiçbir fikri olmasa da onları hiç unutmadı.
Bilim
“Sırtımı kapının kanadına yasladım ve çocuk gibi ağladım”
Alıntı