Egemen olma bile kamuoyuna bağlı olduğunda kölece bir şeydir.
Çünkü önyargılarla yönettiğin kişilerin önyargılarına bağlısın; onları hoşuna gittiği gibi yönetebilmen için, onların hoşuna gittiği gibi davranman gerekir. Onlara yalnızca düşünce biçimini değiştirmek düşüyor, ama sen davranış biçimini değiştirmek zorunda kalacaksın. Sana yaklaşanlar, senin yönettiğini sandığın halkın ya da seni yöneten gözdelerin ya da ailenin görüşlerini veyahut senin kendi düşüncelerini yönetmeyi bilmek zorundalar; o vezirler, o nedimler, o papazlar, o askerler, o uşaklar, o dedikoducu kadınlar, hatta çocuklar, sen bir dahi Themistokles olsan da, sana ordularının ortasında bir çocuk gibi davranacaklardır. Boşuna uğraşıyorsun; senin gerçek otoriten gerçek yetilerinden daha uzağa gitmeyecektir. Başkalarının gözleriyle görmek gerektiği anda, onların iradeleriyle istemek gerekir. Benim halklarım benim uyruklarımdır, diyorsun gururla. Peki, ama sen kimsin? Vekillerinin uyruğusun; o zaman, vekillerin kimler? Onlar da memurlarının, metreslerinin uyrukları, uşaklarının uşakları. Her şeyi alın, her şeyi zorla ele geçirin, sonra parayı bol bol savurun, bataryalar, darağaçları, işkence çarkları kurun, yasalar, fermanlar çıkarın; casusları, askerleri, cellatları, hapishaneleri, forsaları çoğaltın; zavallı küçük insanlar, tüm bunlar ne işinize yarar? Bunlarla ne daha iyi hizmet edilmiş, ne daha az soyulmuş, ne daha az aldatılmış, ne daha eksiksiz olursunuz. Her zaman, “Biz istiyoruz” diyeceksiniz ama daima başkalarının isteklerini yerine getireceksiniz.