​Karıştı toprağa o narin çiçek, Dünyaya güvenmek beyhude emek... ​Ölüm, öyle bir değirmen ki, nice başları öğütüp un etti. Gaye, ölüm geçidinde ölümsüzlüğe ermek... Ömür ırmaklarını kevserleştirip cennet gölüne akıtabilenlere ne mutlu... ​ ​“Dost, öyle bir dosttur ki, ona başka bir denk ve kalbimizden başkası için zevk ve nasib yoktur. Gerçi kendisi şahsımdan ve gözümden kayıptır ama, içimden ve gönlümden asla ayrılmamıştır!..” ​“Bir gün Allah Resûlü’nün huzurlarında idim. Âlemin Fahr-i Kâinatın Efendisi onu işaret ederek dediler ki: Bu kişi ve onun Ehl-i Beyt’i cennetin direğidir!..” ​ ​“Hayır görmüşündür inşaallah!.. Fâtıma, bir oğlan doğuracak, sen de ona oğlun Kusem’in sütünü emzireceksin...” ​“Bir gün Hüseyin’i alıp Allah Resûlü’ne götürmüştüm. Allah’ın Resûlü’nü görünce üzerine atıldı. O da onu öptü, saçlarını tel tel okşadı, tatlı tatlı sevdi. Sonra eteğine oturttu. Oturunca, Âlemin Fahrinin kucağına akıttı. ​– Ey Ümmü Fadl, dedi; al tut oğlumu, üzerime akıttı. Mini mini Hüseyin’i hemen aldım ve çıkıştım: ​– Resûlullah’ın üzerine akıttın da üzdün onu... ​Çocuk ağlamaya başladı... ​– Ey Ümmü Fadl! Allah iyiliğini versin, Allah seni esirgesin. Sen oğlumun canını acıtıp ağlatmakla beni üzdün, dedi. ​– İhramını çıkar, başka bir elbise giy de yıkayayım. ​– Oğlan çocuğunun sidiği bulaşan yere su saçılır, akıtılır. Kız çocuğunun sidiği bulaşan yer de yıkanır...” ​Gaye insan ve Ufuk Peygamber bir gün mini mini Hüseyin’in ağladığını duydu. Muhterem kızı Hazret-i Fâtıma’yı ihtar etti: ​“(Yâ Fâtıma!) Onun ağlamasına üzüldüğümü bilmiyor musun?” ​ ​ ​“Allahım! Ben onu seviyorum. Sen de sev! Onu seveni de sev!” diye dua ederdi. ​“Hasan ve Hüseyin’i seven, beni sevmiş, beni seven de Allah’ı sevmiş olur.” ​“Onlar, benim dünyada öpüp kokladığım iki reyhanımdır.” ​“Hasan ve
Mustafa Kemal'in corinne'e gönderdiği on ikinci mektup
Siirt, 6 mart 1916 Aziz Madam, Bu defa hakiki dostluğumuzu hatırlatmak için ilk önce ben kalemi elime alıyorum. Batıdan doğuya kadar devam eden uzun ve yorucu bir yolda iki ay kadar seyahat ettikten sonra bir istirahat anı bulunabileceğine inanılır, değil mi? Fakat heyhat! Görülüyor ki, bu ancak ölümden sonra mümkün olacak. Fakat bu hayali rahata kavuşmak için Allahımızın cennetine gitmeye kolay kolay razı olacak değilim. Yarın başka bir seyahat istikametine gideceğim. Diyarıbekir'e gelen Nuri'ye beni, bugün bulunduğum Siirt'ten üç gün uzakta Miyafarkin'de bulmasını emrettim. Nihayet üç gün sonra birbirimizi göreceğiz ve eminim geçmiş günlerden ve bilhassa sizin aziz varlığınız sayesinde yaratılan iyi ve sevimli hatıralardan hararetle bahsedeceğiz. Bu satırları yazarken Doktor Hüseyin Bey yanımda, size ne yazdığımı soruyor ve bunların Matmazel Edith'e ait olacaklarını anlamakta ısrar ediyor. Çok memnun olsun diye, aziz Edith'in melekane tavırlarla fala baktığı tatlı anları hatırlamaklığınıza müsaade ediniz Valideniz hanımefendiye seçkin hürmetlerimi arz ederim. Doktor, Matmazel Edith için yazdığım cümleyi dinledikten sonra beni yalnız bırakı. Ben yalnızım, fakat her şeyi tasvirden acizim! Bu sayfanın geri kalan kısmını önümde bulunan bir kitaptan aldığım bazı sözlerle dolduruyorum: "Orduların hala devam eden mekanik hareketleri sona ermek üzereydi. Zira halkın hareketi sündüğü zaman askerler bulunmaz. Ruhların takati bittiği zaman generaller kendilerine gelemezler ve zaferler askerlerle, generallerle ve para ile birlikte sona erer..." Mignet. Son söz: "ya hiç doğmamış olmak veya hiç unutulmamak isterdim." Chateaubriand. M. Kemal Adres: General Mustafa Kemal Diyarıbekir.
Sayfa 58·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Mustafa Kemal'den corinne'e ilk mektup..
21 kasım 1913, Sofya Sevgili Corinne, Çarşamba akşamı İstanbul'dan, kollarında geçirdiğim günün tatlı anısıyla İstanbul'dan ayrıldım. Beni senden uzaklaştıran tren zannettiğim gibi 16.30'da değil, 15.20'de hareket etti. Trenin kalkış saatini soran bütün arkadaşlarım da benim gibi yanıldılar. Hareket saatinde yanımda kimse yoktu, kimseyi göremeden ve hiçbir arkadaşıma veda edemeden ayrıldım. Yol arkadaşım, Almancadan başka bir dil bilmeyen bir Alman'dı. Sizinle yaptığımız çalışmalara güvenerek bu beyle bir diyaloğa girme cesaretini gösterdim. Bir taraftan lisanımın zayıflığı, diğer taraftan senden ayrılmakla duyduğum hüzün, konuşmayı devam ettirmeme mâni oldu. İstasyondan aldığım gazeteleri okur gibi yaparak birlikte geçirdiğimiz güzel anları rüya gibi yaşadım; parkta yaptığımız gezintiyi, Sceting Palace'taki buluşmalarımıza, Edith'in korkularını, kısaca yalnız sizi düşünđüm. Ruhumda sırf size ait güzel hatıralar var. Akşamın yedisi olmuş, restoranın garsonu beni yemeğe çağırdı. Saat 10'da yatağıma yatmıştım bile. Uyumak için değil, Alman yol arkadaşımdan kurtulmak ve rahat rahat seni düşünmek için. Sınırı ne zaman geçtiğimizi bilmiyorum, çünkü ortalık henüz zifiri karanlıktı. Tren öğleden sonra saat 2'de Sofya'ya vardı, bir araba tutarak elçiliğe gittim. Şu anda Hotel Bulgarie'deyim, fakat bu otelden memnun değilim, yarın değiştirmeyi düşünüyorum. Bana göre mobilyalı bir ev bulmak çok zor, bulana kadar otelde kalmaya mecburum. Elçilikte bir büro düzenledim. Orada misafir kabul edebileceğim. Nazik mektubunuzu, yazdığım bu satırların sonuna gelirken aldım. Cevdet Bey
Sayfa 36·Kitabı okudu
Onlar gittikten yarım saat sonra kapı çaldı. Erkan... Geri gelmiş. Hah şöyle! Neden geldin demedim. Salona girdi. Oturdum kanepeye, dizime yattı. Beklemiyordum. Başını dizime koydu, başladı ağlamaya. Hiç konuşmadım. Saçlarını okşadım. Ben de ağladım sessiz sessiz. "Kızma bize anne" dedi. "Kızma. Yapamadık. Ben yapamadım. Çok mutsuzum anne, evliliğimde. Ebru'dan çok yoruldum. Sen en başmda demiştin ya, bu kız sana göre değil, davul bile dengi dengine demiştin. Dinlemedim. Onun tahsiline, ailesine, parasına, güzelliğine kapıldım. Olur sandım.
Sayfa 137 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Tasavvuf
Deniz
Deniz hayattan bıkkınlığı ve gizemin çekiciliğini ilk kederlerden önce, adeta gerçekliğin kendilerini doyurmakta yetersiz kalacağının bir önsezisi gibi yaşamış kişileri her zaman büyüleyecektir. Henüz bir yorgunluğu yaşamadan dinlenmeye ihtiyaç duyanları deniz teselli edecek, belli belirsiz coşturacaktır. Toprağın aksine deniz insanların işlerinin ve insan hayatının izlerini taşımaz. Denizde hiçbir şey kalmaz, her şey kaçarcasına geçip gider, denizi aşan teknelerin suda bıraktıkları iz çabucak siliniverir. Denizin toprağa ait şeylerde bulunmayan muazzam saflığı da bundan kaynaklanır. Bu bakir su, ancak kazmayla yarılabilen sert topraktan çok daha narindir. Bir çocuğun attığı adım suda açıkça işitilen bir sesle derin bir oluk açar, suyun bütünleşmiş renk tonları bir an birbirine karışır; sonra bütün izler silinir ve deniz tekrar dünyanın yaratıldığı günlerdeki gibi sükûnete bürünür. Yeryüzünün yollarından bıkmış ya da henüz o yollara adımını atmadan ne kadar sarp ve sıradan olduklarını tahmin eden kişiyi denizin hem daha tehlikeli hem daha yumuşak, belirsiz ve ıssız, solgun yol ları kışkırtacaktır. Denizde her şey daha esrarengizdir; göksel köyler, müphem dallar budaklar olan bulutların zaman zaman evsiz ve gölgesiz, çıplak deniz arazisinde huzur içinde yüzen gölgeleri bile. Deniz geceleri susmayan şeylerin büyüsüne sahiptir; bunlar tedirgin hayatımızda bir uyuma izni, her şeyin yok olmayacağına dair bir vaattir, tıpkı yandığında küçük çocuklara yalnız olmadıkları hissini veren gece ışıkları gibi. Deniz toprak gibi gökyüzünden ayrı değildir; göğün renkleriyle daima uyum içindedir, en ufak ton farkından bile etkilenir. Güneşin altında ışık saçar ve her akşam güneşle birlikte adeta ölür. Güneş yok olduğunda deniz onu özlemeye devam eder, tekdüze bir karanlığa
Sayfa 149 - 150·Kitabı okudu
Sadece onu dinlemek istiyorum. Anlatsın. Çok tutmuş içinde,belli. Bu duyguyu çok yakından biliyorum. Boğazı düğümlenmek derler ya hani…İnsan anlatamadıkça bir düğüm atılır boğazına. Ve o düğümler birikir, artık çözülemez hale gelir… Bunu ben çok iyi biliyorum.
Sayfa 133·Kitabı okudu
Alıntı