Puan vermedi·571 syf.··
2026 62. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 15:24
Pek çok kişi Tolkien'e "Fantastik Edebiyatın Babası" gibi sıfatlar yakıştırıyor, fakat bu gibi sıfatları yakıştıran kişilerin türün tarihini tam olarak bilmediğini düşünüyorum. Misal, Eddison'un eserinde yine hayali bir dünya, incelikle oluşturulmuş ve oldukça arkaik bir dil, dünyevi olmayan bir kraliçe, soyluluk ve karanlık güçler arasında gidip gelen, bocalayan, içsel çatışmalar yaşayan bir merkezi karakter mevcut. Anderson'ın, Yüzük Kardeşliği ile aynı yıl çıkan Broken Sword adlı kitabında da uzak diyarlarda yaşayan kibirli elfler, kazılar yapan cüceler, dövülmesi gereken bir kılıç, aydınlık ve karanlık ordular arasında geçen epik bir savaş, bu iki uca sıkışmış bir başka merkezi karakter ve Hristiyan ile Pagan dünya görüşlerinin iç içe olduğu bir anlatı mevcut. Peki bu unsurlar Tolkien'e özgü değilse, onu farklı kılan şey nedir? Dunsany, Eddison ve Anderson da aydınlık ile karanlığın çatıştığı dünyalar sunsa da, bu çatışmaları incelikli, çoğu zaman ironik bir dokunuşla aktarırlar. Ahlakı mutlaklar üzerinden sunmanın tehlikeli olduğunu kabul ederler. Tolkien (ya da C.S. Lewis) ise kötülüğü kötü, iyiliği iyi olarak göstermekte hiçbir sorun görmez. İkisinin kesiştiği tek nokta, Gollum'un hikayesinde de görüldüğü üzere, dürüst bir kişinin baştan çıkarılması durumudur. Ancak Gollum dahi, Eddison'ın Lord Gro'su ya da Anderson'ın Scafloc'u gibi alternatif bir dünya görüşü içinde yaşayan bir karakter değildir. Yalnızca Tolkien'in, tabiri caizse, iki kutuplu ahlakının iniş çıkışları arasında savrulup gider. Kötülüğü dışsal, akıl dışı bir olgu olarak sunmak, "bize karşı duran, bilinmeyen" olarak tanımlamak tehlikeli bir mesajdır. Çünkü okuyucu kendi ahlakını bu oluşturulmuş dünyanın üzerine ekler ve dayatır, ki modern fantastik yazarların çoğu, Tolkien'in örneğini
Edebiyat
The Fellowship of the RingJ. R. R. Tolkien · Harper Collins · 200917bin okunma
Cümlenin Bir Kelimesinde Yakalanan Mana: Formalar
10/10
·655 syf.··
Beğendi
·
2024 1. kitabı
·
60 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2024 00:00
حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ âyetine müracaat ettim. Bana bildirdi ki; intisab-ı imanî tezkeresiyle, Kadîr-i Mutlak öyle bir sultana istinad edersin ki; zemin yüzünde her baharda dörtyüzbin milletten mürekkeb nebatat ve hayvanat ordularının bütün cihazatlarını kemal-i intizam ile vermekle beraber, her sene eşcar ve tuyur denilen o iki muazzam ordusunun elbiselerini tazelendirerek yeni libaslar giydirir, urbalarını ve FORMALARINI değiştirir. (sayfa 64) Burada geçen formalarını ibaresine dikkat çekmek istiyorum. Forma bir yere veya bir göreve mensubiyete işaret etmekle beraber o yer veya görev veya rütbeyi temsil eder. Yani örnek verilecek olursa bir polis formasını giymiş bir şahıs polise ait vasıf ve vazifeleri temsil ederken bir avukatın giydiği cübbe adaleti, bir doktorun giydiği önlük şifayı, bir askerin giydiği forma savunmayı, bir imamın giydiği cübbe ise inancı temsil eder ve hâkeza... Yani forma mana-yı ismi (kendi manasını gösteren) değil mana-yı harfe(kendisinden başkasının manasına delalet eden) bir işarettir. Aynen bu örneklerde olduğu gibi eşcar (ağaçlar) ve tuyur (kuşlar) o iki muzzam orduda her sene "formalarını"değiştirerek Allah'ın türlü isimlerini temsil ediyor ve çeşitli vazifeleri îfa ediyorlar. Ağaçlar kış vakti gelince Allah'ın el-Mümit (Öldüren) isminin formasını gösterirken ilkbahar geldiğinde ise Hay ismine işaret ederler. Tuyur kanatlarının tezyin edilmesiyle el-Cemil ismini yansıtırken bu forma değiştiğinde el-Kuddüs ismini gösterirler. Üstadım Bediüzzaman yine her zaman ki gibi en harika ve en veciz ve en icazlı kelimeyi bulup yerine yerleştirmiş:) Allah ondan ebeden razı olsun. Amin.
Risale-i Nur
ŞuâlarBediüzzaman Said Nursî · Rnk Neşriyat · 03,145 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Puan vermedi·576 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2026 01:22
"Sebepsizlik ikinci bedbahtlıktır. Hüznün sebebine alışa alışa insan o sebebi aşındırır,sebep yıpranır,hüzün ufalanırdı." (S.182) Beşir Ayvazoğlu, Mithat Cemal Kuntay için şöyle diyor: "Şiire ve monografik eserlerine harcadığı zamanı romana verseydi bugün belki onun hakkında daha fazla konuşuyor olacaktık." Şahsen Üç İstanbul'u okuduktan sonra bu düşünceye katılmamak mümkün değil. Oldukça katmanlı ve uslüp olarak çok farklı bir eser. Adnan isminde hukuk fakültesinden yeni mezun olmuş bir gencin yaşantısı etrafında İstanbul'u, bir ülkenin yıkılışı ve yenisinin doğuş sancıları ile bu sırada toplumun da ülkenin kendisi gibi değişimini okuyoruz. 2. Abdülhamid saltanatını devam ettirmek uğruna jurnalcilerle iş birliği içindeyken toplum üzerinde de müthiş bir baskı vardır. Bu dönemde kitapta Hidayet isminde aslında Osmanlı devlet adamı olan - gündüz saraydan para alır,gece saraya söver- bir karakterin konağında toplantılar oluyor. Memleketin tarihini okkayla,bayrağını arşınla satabilecek adamlarla dolup boşalan konak olarak tariflenen bu evin gösterişi ve bu eve gelenler iyi anlaşılırsa (iftar yemeği bölümü) kitabın geri kalanı çok da zorlamıyor. Bu dönemde Adnan o kadar idealist ki avukat olmak yerine tarih öğretmenliği yapıyor ve Yıkılan Vatan isminde bir kitap yazma çabasında. Kitaptan bölümleri okudukça umarım kitap biter ve o kitabı da okuruz diye düşünmüştüm :)) Yakın arkadaşlarından biri olan Tevfik Hoca ise avukatlığa başlamış ve oldukça zengin olmuştur. "Tevfik Hoca zengin olunca sarığını attı. Fakat sarık kafalaşır, cübbe derileşir,insandan çıkmaz! Tevfik Hoca'nın da fesi;"Ben sarıktım!", ceketi;" Ben cübbeydim!" diye haykırıyordu." (S.165) Ahh! Bunlar ne kadar güzel betimlemeler böyle. Sonrasında Meşrutiyet ilan ediliyor ve Adnan artık el üstünde tutulan bir
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Oğlak Yayıncılık · 20203,372 okunma
Bir cerrah, bir kulübe ve akıl almaz cinayetler...
Puan vermedi·382 syf.··
2026 3. kitabı
Bir cerrah, bir kulübe ve akılalmaz cinayetler... Adalet her zaman göründüğü kadar temiz midir?" ​Selam kitap dostları! Bugün sizi koltuğunuza çivileyecek, zihninizi etik ve adalet labirentlerinde kaybettirecek bir öneriyle geldim: Phillip Margolin - Vahşi Adalet. ​Selam kitap dostları! Bugün elimde tam bir "gece lambasını açık bıraktıran" hukuk gerilimi var. ​Hukuk gerilimi denince akla gelen isimlerden Phillip Margolin, kendisinin avukatlık geçmişini konuşturmuş ve bizi Portland’ın karanlık ormanlarından mahkeme salonlarının soğuk koridorlarına götürüyor. ​ Kitabın Sizi İçine Çekecek Konusu: ​Saygın bir cerrah, ıssız bir kulübede bulunan korkunç kanıtlar ve bir anda altüst olan hayatlar... Genç ve idealist avukatımız Amanda Jaffe, bu dehşet verici davanın savunma tarafında yer alırken sadece hukukla değil, insan doğasının en karanlık yüzüyle de savaşıyor. ​ Neden Okumalısın? ​Ters Köşeler: "Kesin bu!" dediğiniz anda yazar sizi ters köşeye yatırıyor. ​Gerçekçilik: Mahkeme sahneleri o kadar detaylı ki, kendinizi cübbe giymiş savunma makamında sanabilirsiniz. ​Akıcılık: Kısa bölümler ve yüksek tempo sayesinde bir oturuşta 100 sayfa devirmelik! ​ Ufak Bir Not: ​Kitap yer yer oldukça grafik ve sert tasvirler içeriyor. Eğer suç mahalli detayları sizi çok zorluyorsa temkinli yaklaşın derim!
Vahşi AdaletPhillip Margolin · Ephesus Yayınları · 2013608 okunma
Ölüm Kıyamet Ahiret
Puan vermedi
2026 - 12. Kitap Kitabın Adı : Ölüm Kıyamet Ahiret Yazarı : İmam-ı Gazâli Yayınevi : Huzur Yayınevi Türü : Araştırma Basım Yılı: 2008 Sayfa Sayısı: 413 Sayfa Düşünceler : İmam Gazali ( 1058-1111)Yüce dinimiz İslam'ın en büyük alimlrrinden birisidir. Eserleri tüm inananlara bilgi vermiş ,rehber olmuştur. Ramazan ayında bilhassa okumak isteyip bitirdiğim bu eser Gazali'nin meşhur 'İhya' sından derlenerek oluşturulmuştur. Ölüm anı ,ölüm sonrası ,kıyamet ve ebedi hayatımızla ilgili kıymetli bilgiler veren eser içeriği ve dili itibarı ile de oldukça etkiledi beni. Ölüm konusu pek sevilmez. Yapılan paylaşımlarda korkularak bakılır bakılmamış gibi yapılır beğenilmez. Sanki kaçarak kurtulacakmışız gibi... Oysa her insan her canlı bunu tadacaktır ve bundan kurtuluş yoktur. Her sarık cübbe takana maalesef hoca deniliyor. Çoğu değil irşad etmek müslümanları irrite ediyor. ( Sohbeti hoş bilgisi bol hocalarımızı ayrı tutuyor hürmetlerimi sunuyorum) Değil yeni müslüman kazandırmak mevcut müslümanları dahi şüpheye düşürüyor. İşte bu ve bunun gibi eserler bu açıdan çok önem arz ediyor Kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim, sahih hadisler , alimlerle ilgili menkıbelerden oluşan eseri tüm müslümanlar en az bir kez okumalı diye düşünüyorum ve şiddetle tavsiye ediyorum
Ahiret Hayatı: Ölüm, Kabir, Kıyametİmam Gazali · Semerkand Yayınları · 20181,136 okunma
Bir Cinayetten Çok Daha Fazlası
10/10
·736 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 10 Mart 2026 23:47
Kitabı bitirdim ve dürüst olmak gerekirse, üzerine bir şeyler yazmak için biraz sakinleşmeyi beklemem ve bu muhteşem kitabın hakkını vermek adına bütün notlarımı baştan sona dikkatlice incelemem gerekti. Valla ne yalan söyleyeyim, son zamanlarda okuduğum en sarsıcı, en "dolu" işlerden biriydi. Kitabı bitirdiğimde sanki o soğuk manastırdan yeni çıkmışım gibi hissettim. ​Kitap başladığında kendimi rahip William ve yardımcısı Adso ile birlikte İtalya’nın o puslu dağlarında buldum. İlk sayfalar biraz ağır gelebilir, kabul ediyorum; manastırın mimarisi, o günkü siyasi hava derken Eco bizi hemen hikayenin içine çekmiyor, önce bir sınıyor. Ama o kapıdan girdikten sonra atmosfer öyle bir sarıyor ki, sanki keşişlerin cübbelerinin hışırtısını duymaya başlıyorsun. Başta basit bir cinayet vakası gibi duruyor ama William’ın o keskin zekasını ve olaylara bakışını görünce "Tamam," diyorsun, "burada başka bir iş var." ​Hikaye ilerledikçe manastırın kalbi olan o devasa kütüphaneye ulaşıyoruz. İşte orası kitabın koptuğu yer. Kütüphane sadece bir bina değil, yaşayan bir organizma gibi. Kitaplar arasında kaybolurken sadece bir katili aramıyorsunuz; aslında bilginin ne kadar tehlikeli olabileceğini, bazı şeylerin neden saklandığını sorguluyorsunuz. William’ın bir dedektif gibi iz sürmesi, mantık yürütmesi harikaydı. Sanki Sherlock Holmes Orta Çağ'a ışınlanmış da cübbe giymiş gibi. ​Kitabın ortalarına doğru olay sadece bir polisiye olmaktan çıkıp tam bir fikir düellosuna dönüyor. "Gülmek günah mıdır?" ya da "Kilise fakir mi olmalı?" gibi sorular havada uçuşuyor. Bu kısımlar beni çok düşündürdü. Eco, o dönemin bağnazlığıyla özgür düşünceyi öyle bir karşı karşıya getirmiş ki, bugün bile hala aynı çatışmaları yaşadığımızı fark ediyorsun. Spoiler vermeyeyim ama cinayetler arttıkça
Edebiyat
Gülün AdıUmberto Eco · Can Yayınları · 202015,9bin okunma