“Nizamettin için bu dünyada ciddi bir iş,ciddi bir münasebet,ciddi bir düşünce diye bir şey yoktur.Fakirlerle,çalışanlarla,memurlarla,hayatla,aşkla,her şeyle ve herkesle alay eder.Yalnız kuvvetliler ve zenginler karşısında korku ile karışık bir saygı duyduğunu burada söylemek lazım.Çünkü biraz önce yazılanlardan onun dünyaya,yaşamaya hiç önem vermeyen bir felsefeye sahip,kişiliği kuvvetli bir adam olarak tanıması ihtimali vardır.
Nizamettin ahlaksız bir genç miydi? Dürriyeyi evlenmek vaadiyle kandırması, üç çocuk babası zavallı bir adamı, Mehmet Ali’yi baştan çıkarması, onun ölümüne sebep olması gibi şeyler düşünürse bunu evet diye cevap vermek doğru görünecektir. Ben bu kanaatte değilim.O sadece boş kafalı, değersiz bir adam.Kendi kendini kontrol etmek,insanlar, yaşamak hakkında bir an olsun düşünmek ondan çok uzak şeylerdir. İyilik,kötülük,saadet, vicdan azabı gibi duygular,düşünceler onun semtine bile uğramamıştır.Buna birdenbire inanmak güç gelir.Ama ben Nizamettin gibilerin zamanımızda maalesef pek çok olduğunu söyleyeceğim.”
Sessizlik içinde, konuşmayanın sesi göklere çıkar.Sessizlik içinde körlerin gözü görür,sağırların kulağı işitir.Her yalnızlık insan doludur.Karanlıklar pırıl pırıldır.Yerlere kapanan göklere yükselir.
Felaketimizi başka biriyle taksim etmek saadettir fakat annelerle değil, annelerle değil.Annelere anlatılan kederler taksim değil zarbedilmiş olur.Çocuklarının felaketini iki kat şiddetle hisseden anneler,bu ızdırablarını çocuklarına fazlasıyla iade ederler; böylece keder anadan çocuğa ve çocuktan anaya her intikal edişinde büyüdükçe büyür.