Ateşe atılmış bir adamın yüzüne akıtılan bir damla suyun değeri nedir?
"Dünyaya, dünyada kalacak kadar; ahirete, ahirette kalacak kadar değer ver! Ateşe dayanacak kadar da günah işle!"
Sayfa 119·Kitabı okuyor
Din
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
“Toplum nedir? Toplu hâlde bulunan, aynı mekânlarda yaşayan insanlardır dediğinizi duyar gibiyim. Doğru, fakat eksik. Topluma iki farklı ana bakış vardır: Anglo-Amerikan ve Kıta Avrupası (özellikle Alman ve Fransız) bakışı. İkincisine göre, toplum, toplumdaki tüm bireylerin aynı amaçlar ve değerler etrafında birleşmesiyle ortaya çıkan en geniş beşeri ünitedir. Toplum adıyla andığımız varlığı eğer Kemalist iseniz ulus, milliyetçiyseniz millet, İslâmcıysanız ümmet olarak adlandırmaya meyledeceksinizdir. Ama bunlar toplumla aynı şey değiller. Kıta Avrupası anlayışına göre iyi toplum ortak bir değer ve amaç skalasına samimiyetle ve kuvvetle bağlı bireylerden müteşekkildir. Bu bireylere politikacılar "bizim insanımız” der. Siyaset biliminde verilen genel isim ise “vatandaş”tır.“
Sayfa 32 - Siyasî Yönetim Biçimleri·Kitabı okuyor
Kısmen katılıyorum üzülerek ...
genç kızlar birbirlerine dürüstçe bağlı değildir, da­yanışma nedir bilmezler. Siz erkekler gibi değil onlar.
Dolaylı Kapitalist Marx'ın Komünist Düşüncesinin İflası
FAŞİZMİN ÇALIŞMA SİSTEMİ İşgünü nedir? Sermaye bir günlük değerini satın aldığı emek gücünü ne kadarlık bir süreyle kullanma hakkına sahiptir? Gün bu gücün yeniden üretimi için gerekli işin ötesinde hangi noktaya değin uzatılabilir? Bütün bu sorulara görülebildiği gibi sermaye şu yanıtı verir: İşgünü, emek gücünün işine yeniden başlaması için kesinlikle gerekli birkaç dinlenme saati çıktıktan sonra, 24 tam saatin geri kalan bölümünü kapsar. Emekçinin yaşamı boyunca emek gücünden başka bir şey olmadığı ve dolayısıyla kullanılabilir bütün zamanının da hukukça ve doğal olarak sermayenin ve sermayeleştirmenin malı olduğu kendiliğinden anlaşılır. Eğitim için, entelektüel gelişme için, beden ve kafa güçlerini özgürce kullanmak için, hatta (ve hem de pazar gününü kutsallaştıranların ülkelerinde) pazar günü için bile zaman ayrılması, saçmalığın ta kendisidir. Ama gözü bağlı ve ölçüsüz tutkusuyla, ek emek oburluğuyla sermaye, işgününün yalnız moral sınırlarını değil, en üst fizyolojik sınırını da aşar. Sağlıklı gövdenin büyüme, gelişme ve bakımının gerektirdiği zamana zorbaca el koyar. Açık havayı solumak ve güneş ışığından yararlanmak için kullanılacak zamanı çalar. Yemek zamanını pintice kısar ve yapabildiği her zaman onu da üretim sürecine katar. Öyle ki, basit bir alet durumuna düşürülen emekçiye, buhar kazanına kömür, makineye yağ verildiği gibi yemek verilir. Yaşam gücünü yenileyip tazelemeye yönelik uyku zamanını, tükenmiş bedenin yeniden çalışabilir bir duruma gelmesi için kaçınılmaz birkaç ağır uyuşukluk saatine indirger. İşgününün sınırlandırılması için emek gücünün normal bakımının ölçü hizmetini görmesi şöyle dursun, tersine işçinin soluk alma zamanının ölçüsünü, ne denli zorlu ve ne denli güç olursa olsun, günde en çok ne kadar çalışabileceği belirler. Sermaye,
Hayata Dair
yalnızlık nedir? Bizi inandırmak istedikleri gibi bir yük, bir sıkıntı, bir lanet mi, yoksa tersine her yer her an olan kolektivite tarafından çiğnenen en büyük değer mi?
Sayfa 24·Kitabı okuyor
Alıntı