• Ah Muhsin Ünlü süper bir insanmış
    Bence Alper abi ondan daha süper bir insan
    Bendense bi bok olmaz
    İkisi de yolda Ebu Bekir'i görseler en azından selamlaşırlar
    Ben bir araba fırça yerim
    Kesin der ki bana, "oğlum manyak mısın sen niye bu kadar içiyorsun? "
    Ah Muhsin Ünlü ara sıra yalan söylüyordur muhakkak
    Alper abi söylemez diyor ama herkes ara sıra yalan söyler
    Ben en çok anneme yalan söyledim hala durup durup söylüyorum
    Annem beni döverken mesela gözleri kocaman oluyordu
    Öyle zamanlarda bile durmadan yalan söylüyordum
    Ah Muhsin Ünlü Azrail'i yolda görse selam verirmiş
    Sanıyorum Ah Muhsin Ünlü yolda kimi görse selam verir
    Ben yolda Azrail'i görsem derim ki "Anam babam niye bu kadar geciktin? "
    Alper abiye anlatsam şimdi bunları eminim kıçıyla güler
    O bana deli gibi gülerken ben ona "Abi" derim, "gülme bu hiç komik değil! "
    Ah Muhsin Ünlü şanslıymış annesi ölürken o kocamanmış
    Alper abi biraz şanssız annesi öldüğünde o küçükmüş
    Bense hepten boku yedim annem hala yaşıyor
    Annem yaşıyor ve yaşlanıyor biliyorum bir gün ölecek
    Ben yaşıyorum ve her gün annemin bir gün öleceğini düşünüyorum
    Annemin her gün tansiyonu çıkıyor beli ağrıyor saçları ağarıyor
    Benim de saçlarım ağarıyor annem gözümün önünde yaşlanıyor
    Dedim ya en şanssız benim kimse beni ipine takmaz
    Annem çay getirdi az önce fazla uzaklaşmış olamaz
    Ne tuhaf anneler çocukları üzüntüden ölürken bile
    Çocukları üzüntüden ölürken bile çay getirmekten vazgeçmiyor ne tuhaf
    Siz bir görseniz annemi ne demek istediğimi anlarsınız
    Annem hepinize çay koyar öleceğine inanamazsınız
    Ali Lidar
    Sayfa 82 - İthaki Yayınları
  • Yağmurlu bir Kasım günü,
    Cebimde ıslanmış bir mektup,
    Zar zor toparlamışım kendimi,
    Sol yanım alev, alev,
    Seni bekliyorum okul bahçesinde,
    İçimde deli bir cesaretle,
    Hayatım boyunca unutamayacağım 
    O ses yankılanıyor uzaklardan ve gittikçe yaklaşıyor,
    Merdivenlerde bir koşuşturmaca,
    Acı siren sesleriyle bir ambulans geliyor okulun bahçesine,
    Bilinmez bir korku kaplıyor içimi,
    Ve sedyede görüyorum seni rengin soluk bembeyaz, bir melek gibi,
    Koşuyorum hiç durmak sızın boş sokaklarda yağmura karışan göz yaşlarımla, mezarlıkta alıyorum 
    soluğu Annemin başucunda,
    Bir yandan dua ediyorum, bir yandan kendime, kaderime kızı yorum, ben sevdiğim için mi ölüyor 
    insanlar önce Annem şimdi sen,
    Sevmem bir daha kimseyi,
    Mezarlıkta biraz ağladıktan sonra eve gidiyorum, dua ediyorum sabaha dek,
    Ve ertesi sabah okulda alıyorum acı haberi küçük kalbin hayata dayanamayıp durmuş kalp krizi 
    geçirmiş sin ve melek olmuşsun.
    Şimdi yıllar geçti hala aynı mahalledeyim, evlendim çocuklarım oldu, hatta kızım bizim okulda okuyor 
    o bahçede geziyor, seni son gördüğüm yerde, Annemi her ziyaretimde, senin yanında uğruyorum, her 
    seferinde iki gülle gidiyorum mezara, biri sanabiri Anneme iki beyaz gül, hayatıma giren iki meleğe.
    Birde o mektup var senden kalan,
    Sana vermek için beklediğim o ıslak mektup hala saklıyorum onu,
    Merak ediyorsundur ne yazıyor diye,
    Şöyle başlıyor;
    Bunları yazı yorum çünkü seninle konuşacak cesaretim yok, sana saçma gelebilir ama öyle işte, 
    Annemi kaybettikten sonra fazla çevrem olmadı yalnız gezdim hep, sessiz yalnız bir çocuk oldum , bu 
    yüzden okulda deli diyende oldu bir sürü şey zırvalayanda oldu, ama sen, sen başkaydın benim için, 
    Annemin gülüşleri vardı sende, belki bu yüzden farklıydın, seni her gördüğümde boğazım 
    düğümleniyor konuşamıyordum bu yüzden bu mektubu yazma kararı aldım bilmiyorum cesaret bulup 
    da vere bilir miyim sana, ha birde ricam var senden tek sen okursan sevinirim, sana olan hislerime 
    karşılık vermesen bile aşkıma saygı duymanı isterim...
    Sen hatırlar mısın bilmiyorum ama, benim hiç unutamadığım bir gün var. Hani okul gezisine çıkmıştık 
    ya, sıcak bir haziran günüydü, okulların kapanmasına sayılı günler kala, hayatımda ilk defa uzun bir 
    yolculuğa çıkacaktım çok korkuyordum. Cam kenarında oturuyordum, korkularım epilepsi nöbetlerimi tetiklemişti, kriz geçiriyordum ve sen yaklaştın o an, gözlerinden süzülen bir iki damla yaşa inat, güçlü 
    gözüküyordun. Elini saçlarıma atıp kulağıma fısıldadın " ölmek için çok küçüksün lütfen yaşa" dedin . 
    Boynuma , yüzüme kolonya sürüyordun. Öğretmenler dahi panik olmuşken, sen o minicik kalbinle, 
    minnacık ellerimle bana şifa olmuştun. O gün aşık olmuştum sana, evet sana aşığım...... Yazıyordu o 
    mektupta, bak ben hâlâ yaşıyorum, bak hâlâ ölmedim. O gün, o minik ellerini tutup sana şifa 
    olamadım, " ölmek için çok küçüksün" diyemedim. Sanki sen doğa üstü güçlere sahiptin, sanki orada 
    bütün gücünü bana verip beni hayata döndürdün, sanki bu yüzden, benim yüzümden yorgun 
    düştün... Sen, sen öldün. Maalesef ben hâlâ yaşıyorum... 
  • "Acayip! Varla yok eşit olur mu? Mesela ben şimdi varım; yarın yok olacağım. Bu iki hal arasında fark yok mu?" dedim.
    Deli, başını çevirdi. Kahkahayı kopardı:
    "Vay! Sen varsın ha!" dedi.
    "Acaba var mısın?.."
  • "Beni aşağı indir."
    "Atla" "Ne?" "Seni yakalarım"
    "Deli misin vsen? İçeri gir ve camı aç.
    Ya da bir merdiven getir."
    "Merdivene ihtiyaçım yok." ATLA" Seni
    düşürmeyeceğim"
    "Ah tabii ya ...Bende buna inandım."
    Yardımımı istiyor musun, istemiyor musun?"
    Sen buna yardım mı diyorsun? Bu yardım falan değil."
  • + Burası kendini kaybeden piçlerin evreni mi?
    - Evet, hoş geldin. Bir kadeh #rakı koy kendine. İyi gelir.
    + Klarnet.
    - Anlamadım?
    + Klarnet diyorum, ne de güzel batıyor değil mi?
    - Ha evet. Damarlarıma saplanmış çelik notalar gibi. Sen neden buradasın?
    + Kendimi kaybettim çünkü.
    - Ama neden?
    + Klarneti biraz kısar mısın.
    - Kısarsam keman gelir. Daha acı verici.
    + Peki.
    - Kaç yaşındasın
    + Bin yaşındayım.
    - Nasıl oluyor o?
    + Çok acı çekerek.
    - Nerde doğdun?
    + Hangisini soruyorsun?
    - Nasıl hangisi?
    + İlk doğduğumda yaşım yoktu. Anamın rahminden düştüm ilaç kokan odalarda. İkincisinde de 20 tane yaşım vardı. Birini sevdim. O zaman doğdum tekrardan. Sonra da öldüm. Öldüm ama selamı okumadılar.
    - Neden öldün?
    + Gitti çünkü. Ben ayak izlerini bile göremedim. O kadar hızlı gitti.
    - İyi ya. Hızlı ölmüşsün. Acı çekmeden.
    + Ama selamı okumadılar. Öldüğümü de kimse söylemedi. Bin yıldır bu şekilde acı çekiyorum.
    - Deli misin?
    + sence .
    - Buradan git.
    + Sen git. Ben daha çok alışkınım bu sahnelere.
    - Peki, hoşçakal...