Bir Yazar Bir Kitap
* Gece uzun sürdü. Çinko sundurmayı döve döve eritmeye ahdetmiş yağmur, sabaha kadar insafa gelmedi. Orta yerinden yırtılan kara atlas, feryat figan doğurduğu şimşeklerin göbeklerini kendi elleriyle kesti. Gök gürledikçe kubbe inledi, kubbe inledikçe yer titredi. Kediler saçaklara, sincaplar kovuklara, karıncalar toprağa, insanlar evlerine gizlendi. Bense yanlış yerde, hep yanlış yerde olmanın huzursuzluğuyla, kendi kendimin kötü bir replikası gibi çerçevemi yadırgaya yadırgaya döndüm durdum yatakta. Fırtınada aklını yitiren kayın var gücüyle pencereyi yumrukluyor, duvarlara tırmanan gölgeler doluştukları sıva çatlaklarında çirkin canavarlara dönüşüyordu. Çirkinlerdi fakat ürkütücü sayılmazdı hiçbiri. Kader'le buluşmaya karar verdiğimden beri gelecekten korkmuyorum. Ama şimdi, şimdinin geçmek bilmeyişi, hala dehşet verici. 5 * Yine de kıl¬çıksız bir günaydınla karşıladı beni. 5 * duvar kağıtlarının yırtık yerleri, istasyon, liman gibi melankolik fonlarda öpüşen aşıkların fotoğraflarıyla acemice gizlenmişti. 6 * Pencereden dışarı şöyle bir göz attıktan sonra, "Şeker değiliz ya, yürürüz işte yavaş yavaş" diye omuz silkip dilini iştahla şaklattı ve uzandığı francala dilimini erik marmeladına daldırdı. Ben de bütün gece teneke kemirmişim gibi pasla kaplanmış ağzımı kahveyle çalkalayıp onayladım: "Yağmurda erimek, bu bayık yerde çürümekten iyidir zaten." 6 * "Porto'ya gideceğim ben. Oradan da Santiago'ya yürüyeceğim. Bildiğin yürüyeceğim ama ha, öyle araba, tren filan yok! 7 * "Durduğumuz kabahat" diye tekrarladım ben de. Bunca yıl payıma düşen bulanık çamurun içinde durduğum kabahatti. İşlediğim, işlemiş olabileceğim cinayetlerden bile daha büyük kabahat hem de. Asıl hata, yaptıklarım değil, bana onları yaptı¬ranların arasında kalmayı sürdürmemdi. Doğru nedir emin
HEP KİTAP
Kırpmaya gönlüm el vermedi.
BEN BİR EYLÜL, SEN HAZİRAN Bir eylüldü başlayan içimde Ağaçlar dökmüştü yapraklarını Çimenler sararmıştı Rengi solmuştu tüm çiçeklerin Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı Katar katar gidiyordu kuşlar uzaklara Deli deli esiyordu rüzgâr Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar Neydi o bir zamanlar Sevmişliğim, sevilmişliğim O heyheyler, o delişmenlikler neydi Ne bu kadere boyun eğmişliğim Ne bu acıdan korlaşan yürek Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım Önümdeki dizboyu karanlıklar da ne Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım Beni kötü yakaladın haziran Gamlı, yıkık eylül sonuma Bir ilk yaz tazeliği getirdin Masmavi göğünle Cana can katan güneşinle Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime Çiçekler açtı dokunduğun Çimenler büyüdü yürüdüğün Ve güller katmer katmer oldu güldüğün yerde
Sayfa 485
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir Şair Bir Kitap
Ben avcı olurum, o ceylan olur Kovalar dururum kendi gölgemi. Umut toprak olur, dert zaman olur İp takar sürürüm kendi gölgemi. ** Sevgi, dağ zirvesi; kin, dipsiz kuyu Karıştan kısadır hayatın boyu Kirletirse şayet toprağı, suyu Göğsünden vururum kendi gölgemi. ** Gerçeğin hayâlden en bariz farkı Uzağa atarsın, yakına düşer... Öyle günler, öyle simalar var ki Unutmak istersin, aklına düşer. ** Ölüler toprağa gömülür, tatlı günlerin de acısını duyarsınız. Ölüler toprağa gömülür, hatıralar yüreğe, Toprak mı vefalı, yürek mi vefalı? Bilmiyorum. ** Okuduğum mektup, gördüğüm güzel Seni hatırlatır otuz yıl önce. Otobüs kalkarken sallanan her el Seni hatırlatır otuz yıl önce. ** Ceylanın gözleri, gülün kokusu Uyandırır bende hasret duygusu. Ağaçtaki meyve, pınardaki su Seni hatırlatır otuz yıl önce. ** Ormanlar, yıldızlar, karışık düşler Sisli düşünceler, gamlı gülüşler Yağar kurşun kurşun aklıma düşer
Bal hep saflığın ve duygu- sallığın bir arada var olabileceğinin sembolü olmuştur. Antik Mısır'da damatlar kendilerini gelinlerine on iki kavanoz bal ile bağlarmış. Eski bir Hindu düğüm seremonisinde gelinin alnına, kulaklarına, göz kapaklarına, ağzına ve vajinasına bal dökülürmüş. Macaristan'da gelinler balayının dolunay gecesi ballı bir kek yapar ve aşkının kanıtı olarak damada yedirirmiş..
Sayfa 107 - April Yayıncılık·Kitabı okudu
Roman
Dönek ve deli devlete gönül bağlama Dolunay gibidir bu devlet, yine küçülür
Sayfa 74 - 741·Kitabı okuyor
İp üstünde, günler, geceler ve mevsimler geçecek, sabahları açılan perdeler, akşamları kapanacaktı. Her pencerenin ardında bir televizyonun ışığı deli danalar gibi dönüp duracak, her sabah giden insanlar, her akşam dönecekti. Onlar gidip geldikçe “Nedir, mesele nedir?” şeklinde bir soru kafamı karıştıracaktı. Garip rüyalar görecek, ay ile konuşacaktım. “Hayat hakkında fikrim yok,” diyecektim kendi kendime. Bir gece vakti ay dolunay iken, ana rahmi ile kafes karışımı bir balkondan denize bakacaktım. Ay, sisli puslu gümüşi mavi bir haber gönderip, “Beklesin geliyorum,” diyecekti. Bekleyecektim.
Sayfa 16·Kitabı okudu