Evlilik teklifi ettiği gün, "Mehmet ben çok yalnız ve çok yaralıyım, emin misin?" diye sormuştum, heyecanla "evet" demek yerine. Onu kendimden korumaya çalışıyordum. "Eminim" demişti, "çok mutlu olacağız, merak etme."
Alıntı
Birinci Neden: Hızın, Geçişlerin ve Süzme Faaliyetinin Artışı "NE İSTEDİĞİNİZİ ANLAMADIM," deyip duruyordu Boston'daki Target mağazasında çalışan adam. "Elimizdeki en ucuz telefonlar bunlar. İnternetleri feci yavaş. İstediğiniz bu değil mi?" Hayır, dedim. İnternete hiç bağlanamayan bir telefon istiyorum ben. Şaşkın şaşkın kutunun arkasını inceledi. "Bu çok yavaştır. E-posta alabilirsiniz muhtemelen, ama-" E-posta da internet de istemiyorum, dedim. Üç aylığına uzaklara gideceğim, tamamen çevrimdışı olabilmek için. Arkadaşım Imtiaz'ın yıllardır internete bağlanamayan eski dizüstü bilgisayarını yanıma almıştım. İlk Uzay Yolu dizisinin setinden çıkıp gelmiş gibiydi, boşa çıkmış bir gelecek hayalinin kalıntısıydı sanki. Yıllardır yazmayı planladığım romanı yazmak için kullanmaya karar vermiştim bu bilgisayarı. Şimdi de, numarasını vereceğim altı kişi tarafından acil durumlarda aranabilmek için bir telefona ihtiyacım vardı. Herhangi bir internet seçeneği olmaması gerekiyordu; böylece sabahın üçünde uyanıp da zayıf düşmüş irademle çevrimiçi olmak istersem elimden bir şey gelmeyecekti. İnsanlara ne yapmayı planladığımı anlattığımda üç farklı tepkiyle karşılaştım. İlki Target mağazasındaki adamın tepkisine benziyordu: Söylediğim şeyi akılları almıyor gibiydi. İnternet kullanımını azaltacağım diyormuşum gibi düşündüler. Tamamen çevrimdışı olmak onlara o kadar tuhaf geldi ki tekrar tekrar açıklamam gerekti. "İnternete hiç giremeyen bir telefon istiyorsunuz, öyle mi?" demişti adam. "Niye ki?"
Sayfa 27 - Metis/Ağustos 2025/10.basım/İstanbul
Kitap Alıntısı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Babamın adı Oteldeki odasına girer girmez üzerindekilerle uzandı yatağa. Kalın perdeleri aralayıp pencereyi azıcık açsa iyi olur, içerisi havasız, rutubetli, sanki ıslak terlik kokuyor, yine de kalkmaya üşendi. Yorulmuştu, doğru dürüst uyumadan sabahın köründe kalkmış, uçağın sarsıntısı yetmezmiş gibi, üzerine üç saatlik otobüs yolculuğu yapmıştı bir de. Hemen otele yerleşip dinlenseler neyse; Murat otobüsten iner inmez kasabayı şöyle bir gezmek için tutturmuştu. Bir şeyler yedikten sonra iki saate yakın dolaştılar. Murat da yormuştu, çok konuşmamış, ama ne zaman ağzını açsa, yolları nereye çıksa, "Ne yapmışlar burayı böyle Tuncay, ne çirkin, ne saçma!" deyip durmuştu. Otuz beş yıl önceki gibi mi bulacaklardı? Değişecekti bir şeyler elbette. Üstelik öyle böyle bir otuz beş yıl da değildi - dünyanın, memleketin allak bullak olduğu, savaşlarla, hırgürle geçmiş onca yıl. Şaşacak ne vardı bunca? Murat yıllardır yurtdışında yaşıyor, sanıyor ki her şey hâlâ bıraktığı gibi. Lise sona geçtikleri yaz, bir sabah erkenden Tuncaylara gelmişti. Herhangi bir gün gibiydi, benzerini sık yaşadıkları, yaz bitene dek her Allah'ın günü yaşayacakları. Öyle olmamıştı; yalnız kaldıklarında Murat, "Biz gidiyoruz," demişti. "Tatil ha. Nereye?" diye sorduğunda derin bir soluk alıp temelli gittiklerini, ailecek bir aya kalmadan Fransa'ya taşınacaklarını söylemişti. Bu kadar yıl bir daha hiç görüşmeyeceklerini ikisi de tahmin edemezdi. On yedi yaşındaydılar, her zaman her yere gidilir, buluşmak, görüşmek daima mümkündür sanıyorlardı. Akrabaları varmış orada, iyi bir iş imkânı doğunca babası günlerce düşünüp taşındıktan sonra gitmeye karar vermiş. Adamın gül gibi işi varken, kasabanın en iyi terzisiydi, büyük oğlu seneye üniversiteye başlayacakken bu Fransa işinin nereden çıktığını
Sayfa 85·Kitabı okudu
Yusuf Savaşır Hoca'nın bir hikayesini hiç unutmam. Profesor oldugu gün, küçük odada pasta kesilirken gözleri dolmuş, "Iyi de ben șimdi neyin hayalini kuracağım?" demişti. O gün şunu öğrenmiştim; hayalleri bitirmeyeceksin.. Hayata sıkı tutunmanın yolu, iyi hayal kurabilmekten geçiyor.
Sayfa 68
"Benim kimle arkadaşlık edeceğime karışa­mazsın!" demişti kocasına. Uzun süredir sesini ilk yükseltişiydi. Kavga etmekten ka­çındığını bütün dostları bilirdi. Kocasının toplantılarda başka­ları yüzünden (başkalarının giyim kuşamı, davranışı, başkaları­nın dünya görüşü, sanat anlayışı); evde, çocukların yanında, hiç yüzünden (yemeğin tuzsuzluğu, o uyurken sifonun gürültüyle çekilmesi); başbaşa kaldıklarında "zaten ilk evliliğini de yürüte­mediği" yüzünden başlattığı tartışmalara katılmazdı. Tartışma, kalabalık bir ortamda alevlendi mi, iki tarafın savunduğu görüş­ler arasındaki ortak noktayı serinkanlılıkla saptar, mantığın çağ­rısı işe yaramadı mı, pikaba bir plak koyardı. Bu hırçın erkeğe nasıl katlandığına şaşanların, kendisine gizliden gizliye acıyan­ların bakışlarına sırt çevirmiş olurdu böylelikle. Evde çıkan kav­galar, ara sıra sofra örtüsünün üstündeki tabak-çanakla birlikte yere savrulmasıyla sonuçlansa bile suskunluğunu korur, eğilip yerdeki kırıkları topladıktan sonra halıyı siler, köşesine çekilip bir sigara yakardı.
Aşkın Celladı
“Nietszche, "Ölülerin son ödülü, bir daha ölmemektir." demişti. “
Sayfa 51