Asilerin liderleri Tiberius'a barış istemeye gelince, Tiberius onları adamakıllı sorguya çekti. Önce neden ayaklanmayı kafalarına koyduklarını ve bu denli canla başla direndiklerini sordu. Asilerin başı olan Bato diye bir adam "Sizin suçunuz," diye karşılık verdi. "Sürülerinizi korumaya çobanlar ya da bekçi köpekleri değil, kurtlar gönderiyorsunuz." Bu tamamen doğru değildi. Augustus sınır eyaletlerinin valilerini bizzat seçer, onlara yüksek maaş öder ve İmparatorluk gelirlerini ceplerine atmasınlar diye onları denetlerdi. Vergi toplayan ilkesiz aracı gruplar devre dışı bırakılmıştı ve artık vergiler doğrudan valilere ödeniyordu. Augustus'un valileri, eyaletlerden olabildiğince çok para koparmaktan başka bir şeyle ilgilenmeyen Cumhuriyet valilerinin hemen hepsinin aksine, kesinlikle kurt değillerdi. Çoğu iyi bekçi köpekleriydi; hatta aralarında dürüst çobanlar bile vardı. Ama Augustus kötü hasat, sığır vebası ve deprem gibi felaketler yüzünden sık sık vergileri fazla artırmak zorunda kalırdı; valiler de itiraz etmek yerine o vergileri son kuruşuna dek, isyanı göze alarak toplarlardı. Yönetmeleri gereken insanlarla kişisel olarak ilgilenen pek yoktu aralarında. Vali Romalılaştırılmış, güzel evlerle ve tiyatrolarla, tapınaklarla, halk hamamlarıyla, pazarlarla donatılmış başkente yerleşir ve eyaletinin başka yerlerine gitmeyi aklından bile geçirmezdi. Asıl idari işleri vekilieri ve vekilierinin vekilieri yürütürdü ve küçük memurlar kendilerini abartılı biçimde önemli görüp, halkı oldukça eziyorlardı mutlaka: Belki de Bato kurtlar derken bunları kastetmişti, gerçi "pireler" dese daha doğru olurdu.
Sayfa 177·Kitabı okudu
bu bizim gökler gibisi hiç bir dağda çatilmamıştır yıldızlarımızın titremesi yüreğine deprem indirir hiç bir yerde bu denize bu acı tuz katılmamıştır topraktan sağdığımız pekmez güneşin başını döndürür
Şiir
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İçinde yıkıcı, acı verici bir deprem başladı. Dönüp baktı. Şu yakışıklı erkek işte buydu. Artık tanıyordu onu. Şiirlerin, kitaplardan kapma büyük sözlerin yapma süsünden sıyrılmış; beylik yargılarla dolu, bayağı. Böyleleri için en önemlisi kızlıktı. Oysa ona vermek istediği şeyin yanında kızlık neydi ki? Yarın gidip onların bu kızlık dedikleri şeyi tanımadığı bir erkeğe verecekti.
Gecenin bir yarısı sık sık büyük bir dalganın sarsın­tısıyla uyandık ve bir an için nerede olduğumuzu, yataklarımızın neden sallandığını, yüreklerimizin neden hop ettiğini anlayamadık. Aklımıza gelen ilk şey hep deprem oldu.
Sayfa 4 - Domingo yayınları
Yetimdir şu gönlüm, Bundandır tüm sessizliğim, Bir harabe yığınıyım... Deprem anında yere serilirim.. Bu vakitsiz bir yıkımdır... Enkazın altında ölen kimdir? Yoksa, yoksa bu ben miyim? Kendimi dahi tanıyamıyorum.
Sayfa 22·Kitabı okudu
Şiir