Böylece mevzi savaşları denilen dönem başlıyordu. Bu savaşlar için Seddülbahir seçilmişti. Çünkü Arıburnu'nda sonuç alınamayacağı anlaşılmıştı. Orada Türk savunması çok sertti. Savaş alanını gören bütün tepe ve noktalar Türklerin elindeydi. Seddülbahir bu tür savaşlar için daha elverişli görünüyordu. Bu dönem üç mevzi savaşını içerecekti:Birinci ve İkinci Kerevizdere savaşları ile Sığındere savaşı. Dönem 18 Haziranda başlayıp aralıklarla 26 gün sürecek, 13 Temmuz'da sona erecekti. İlk girişimi Fransızlar yaptı: Birinci Kerevizdere Savaşı. Fransızlar bu savaş için 15 gün hazırlık yaptılar. Türk cephesinin sol yanında, Boğaz'a dökülen küçük birkaç dere vardı. Bunlardan biri de Kerevizdere'ydi. Türk ileri mevzileri bu derenin batı yakasında yer alıyordu.
Sayfa 423·Kitabı okuyor
“Dere kenarına ev yaparsan, bilesin ki sel malıdır...”
Sayfa 159·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
O mahzun bir tebessüm idi. Bir demet menekşe idi. Yuşa Tepesi'ne doğru tırmanan bir gölge. Mecrasını bulamamış, hangi denize döküleceği meçhul bir dere.
İrili ufaklı yirmi kadar çatışmaya katıldım. En uzun Beytüşşebab'da tabur basılınca. "800 kişi gelecekler 400 kişiyi gözden çıkarmışlar, bayrak dikecekler" diye duyum geldi. Bayrak dikmek için kimseyi sağ bırakmaması lazım. Tabur o gece basıldı. Herkes gergin. Taburdaki G3 çalışırsa, bil ki felaket... Taburda havan, top, ağır silah çalışır. G3'ler yarım saat sonra çalışmaya başladı. Çok akıllı bir tim komutanı vardı, gerçek bir asker; kıdemli üsteğmendi. Bizi o kurtardı; ondan önce Allah kurtardı. Üsteğmen girebilecekleri tek yerden ateş ettirmedi. En kritik bölgemiz orasıydı, dere yatağından olduğu gibi bütün taburu sarabilirlerdi. Bir buçuk-iki gün falan sürdü. Hiç uyumadık, taburda mermi kalmadı, beş-altı şehit verdik. Her yer kan içinde, adamın üstüne havan düşmüş, bacak parçası yerde. Duyuma göre 20-25 de karşı taraf zayiat vermiş. Bizde yaralı çoktu. O zamanın parasıyla, tabur komutanı açıkladı, 94 başları, 15 milyarlık mühimmat gitmiş o gece. O kadar kötüydü ki, mermim kalmadı. Bir de korku yaşadım, attığım silahın sesini duymuyordum. On yerden ateş ediliyor. Sağında solunda makineli varsa, yandın, hiç kafanı kaldıramıyorsun. Ben takır takır, peş peşe atıyorum. Kafama bir şey çat etti. Tüfek elimden kaydı, baygınlık geçirdim. Ne anam aklıma geldi ne babam, boştasın. Nefesim kesildi, konuşamıyo rum, kitlendim. Kendime gelir gibi olunca, baktım ölmüyorum. Teri kan zannediyorum. Kafada delik yok, korkudan on dakika kalkmadım. Beni vuruldu zannetmişler. Devam ettim, ama çok korkmuştum. Saçı ma çok düşkünüm, ne olursa olsun saçımı tararım. Elimi şöyle bir geriye attım, saç yok. Çok kötü oldum. Askerlerin çoğu öyleydi, saçları bölge bölge dökülürdü..
Sayfa 66 - Metis Yayınları·Kitabı okuyor
Anı
Yirmilerinde herkes biraz böyledir
Mecrasını bulamamış, hangi denize döküleceği meçhul bir dere.
Sayfa 10·Kitabı okuyor
«Bir zamanlar yeşil bir cennet olan bu toprakları düşündüm; azgın sellere dönüşen dere boylarını, bayırları örten koca ağaçları düşündüm. Seller ne kadar toprak varsa götürmüş, ülkemizi çö­le çevirmişti. Bin dokuz yüz yetmişlerde uzmanlar söylemişlerdi: savaşlar içinde kavrulan kalabalık dünyamızın birçok sorunları vardı, o sorunları he­men çözmek gerekiyordu; ama kimse dinlememişti o uzmanları, sonra çok geç olmuştu işte, toprak öl­müştü - insanoğlu da.»
Sayfa 152
Edebiyat