4/10
·200 syf.·
2026 14. kitabı
Merhabalar, Bu sefer kitapla alakalı bir inceleme ve değerlendirme yapmaktan ziyade ilk defa Virginia Wolf okuyacaklara minik bilgilendirme ve uyarılarda bulunmak istedim. 1-Öncelikle, yazar bilinç akış tekniği ile yazıyor ve 210 sayfalık bu kitapta sadece 1 günde yaşananlardan bahsediyor. Süreç şöyle, en basit örnekle anlatıyorum, mesela yolda yürürken aklımıza bir şeyler geliyor ya, kendimizi düşünüyoruz, kafamızdan geçenler oluyor, yolda birisini görünce fikirlerimiz ona kayıyor, bilinç akışı bu. Aslında kafamızdan geçenlerin bir anlatısı. Günlük hayatımız süregelirken.. Yazar bu tekniği kullandığı ve insan kafasındaki fikirler sürekli değiştiği için, oluşturulan karakterlerin fikirleri sürekli bir devinim halinde ve anlatı bir karakterin bilincinden diğer karakterin bilincine hızlı bir şekilde geçebiliyor. 2-Dolayısıyla kitabı okurken sakin kafayla ve çok acele etmeden okumanızı tavsiye ediyorum. 3-Dili güzel, yer yer bir delinin kafasındaymış gibi hissettiğiniz ve bağlayamadığınız olaylar oluyor ama sakince okursanız farklı bir deneyim olacaktır diye düşünüyorum. 4-Son olarak karakter sayısı çok fazla. Bu karakterlerden, Clarissa Dalloway, Richard Dalloway, Peter Walsh, Sally Seuton, Hugh Whitbread, Miss Killman, Septimus Warren Smith, Lucrezia/Rezia Warren Smith ve William Bradshaw baskın olanlar. Bunlara dikkat ederseniz, okumanızda kopuşlar en aza indirgenmiş olur. İyi okumalar diliyorum. Sevgiyle kalın.
Mrs. DallowayVirginia Woolf · İletişim Yayınları · 20215,9bin okunma
Kendiliğimizin Oluşumunda Sac Ayakları!
Puan vermedi·168 syf.··
2026 107. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 23:01
Carl Gustav Jung Dört Arketip eserinde insan zihninin sadece kişisel anılardan ve deneyimlerden ibaret olmadığını söyler. Ona göre hepimizin ruhunun derinliklerinde, insanlık tarihinin başlangıcından beri aktarılan ortak bir hafıza havuzu vardır. Buna "Kolektif Bilinçdışı" der. İşte bu havuzun içinde yüzen, tüm kültürlerde, mitolojilerde, masallarda ve hatta rüyalarımızda ortak olarak beliren sembolik figürlere de arketipler denir. Kitap, bu sayısız arketip arasından insan psikolojisini en çok şekillendiren dört tanesine odaklanır: Anne kavramıyla; sadece biyolojik anneyi değil; doğurganlığı, koruyuculuğu, şefkati ama aynı zamanda yutucu, boğucu ve aşırı sahiplenici karanlık tarafı da temsil eder. Hayat veren toprak ana ile insanı kendi içinde eriten karanlık güç bu arketipte birleşir. Yeniden doğuş dediğimizde; insanın hayatı boyunca geçirdiği zihinsel ve ruhsal dönüşümleri inceler. Mitolojilerdeki küllerinden doğan anka kuşu hikayelerinden, günlük hayatta yaşadığımız "eski beni geride bıraktım, artık başka biriyim" hissinin altındaki psikolojik mekanizmadır. Ruh ile; genelde masallarda ve rüyalarda karşımıza çıkan "Bilge İhtiyar" figürüyle somutlaşır. Sıkıştığımızda, yolumuzu kaybettiğimizde bize doğru yönü gösteren o içsel ses, sezgi ya da rehberlik arketipidir. Hilekar yani bireyin gölgede kalmışyönüyle; insan doğasının en eğlenceli ve tehlikeli yeri! Mitolojideki Loki gibi, kuralları yıkan, şakalar yapan, düzeni altüst eden ama bunu yaparken aslında bizi kalıpların dışına çıkaran, içimizdeki o muzip ve bazen yıkıcı gölgedir. Sonuç olarak; Carl Gustav Jung Dört Arketip eseriyle bireyin oluş-bozuluş denkelminde geçen süreç içinde geçirdiği psişik devinim ve devrimleri bağlamında neliği ve nasıllığını oluşturan sac ayakları hakkında bize bilgi sunmaktadır. Bu sunuşu yaparkende Sigmund Freud'un
Dört ArketipCarl Gustav Jung · Metis Yayınları · 20262,678 okunma
Reklam
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
Yaşanamayan ve yarım kalmışlığın kendisini gizlemek için büründüğü bir kılıf vardır. O anlar, hatırlanmak istemez çünkü hatırlandığı an beraberinde getireceği enkaz ruhsal bir yıkım ve pişmanlığın sesi olacaktır. Bu yüzden sıradan veya bilinen hayata devam etme güvenli bir limandır. Tıpkı Masal'ın yaşadığı hayat gibi.. "Yarım kalan her şey tamamlanmak üzere bir gün tekrar karşına çıkar." Herkesin imrendiği bir hayata sahip Masal. Zengin, ona değer veren bir eş ve ne isterse yapabileceği bir dünyanın içerisinde. Tabi bu herkesin gördüğü ve onlara sunulan şekli, fakat Masal için durum daha farklı. Ruhunun içinde kıvranan duyguların bastırıldığı, annesi Songül ve eşi İlhan'ın belirlediği hayatta sıkışıp kalmış bir beden. Bu beden istenilen kılıfa yıllar önce girmiş ancak bu kılıf Masal'a dar gelmeye başladığında ruhundan çıkmayı bekleyen yarım kalmışlıkların sesini duymak ona en arka çekmecede saklayıp tozlar içerisinde kalan geçmişini çağrıştıracaktır. Bu tozların içerisinde aşkın heyecanlı ritmi çoktan yerini almıştır. "Yarım kalanları tamamlamak için geriye doğru gider insan, sonunda hep kendine varır." Ruhun sessiz çığlığının duyulabilmesi ve görülebilmesi için bir kantı gerekliydi ve bu kanıt bir dergide yayımlanan röportajda çoktan şekil almıştı. Geriye Masal'ın kendi seramik eserine yaptığı gibi ona şekil vermesi gerekmekteydi. Ancak bu şekil geçmişin izlerini taşısa da artık eskisi gibi olmayan bir düzen de onunla birlikte yol alacaktır. "İnsan hayatı sürekli bir devinim içindeydi sanki. Geçmişleri, çocuklukları, kökleri, hepsi onları bugünkü hallerine yoğuran görünmez eller gibiydi. Kötü günler, yaralı ruhlarını koruyan bir kabuğa; umut, içlerine çekilmiş pırıl pırıl bir sırra dönüşmüştü. Ve bütün bu katmanlar, insanın saklandığı bir kılıf gibiydi." Bu
KılıfEmel Şimşir · Mümkün Kitap · 20269 okunma
Dünyayı Kuran Beyin
9/10
·351 syf.··
Beğendi
·
2026 76. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 08:30
“Dünyanın yapılandırılması ve kurulması muazzam bir iştir, bunu her gün binlerce kez bilinçdışında yaptığımız için ne yaptığımızın farkında bile olmayız.” (s. 155) Oliver Sacks kitaplarının beni en çok etkileyen yanı, nörolojik vakaları anlatırken aslında insanın dünyayı nasıl kurduğunu sorgulaması oluyor. Bu kitapta renkleri kaybeden bir ressamın, hafızası zamanın bir noktasında donup kalan bir adamın, sonradan görmeyi öğrenmek zorunda kalan Virgil’in, Tourette sendromlu bir cerrahın ve otistik savantların hikâyeleri yer alıyor. İlk bakışta birbirinden çok farklı görünen bu vakalar, sonunda aynı noktada birleşiyor. Beyin dünyayı algılarken belirli ölçüde onu yeniden kurar. Bu fikir özellikle Jonathan I. vakasında belirginleşiyor. Renkleri kaybeden ressamın hikâyesinde Sacks, algının ne olduğu sorusunu da düşündürüyor. Bu bölümleri okurken sık sık Steven Pinker çağrışımları uyandı. Pinker dilin ve zihnin dünyayı doğrudan almadığını, onu kategoriler aracılığıyla işlediğini söyler. Johann Wolfgang Von Goethe ise renklerin yalnızca fiziksel bir olgu olmayıp deneyimin ürünü olduğunu düşünür. Sacks ise küçük bir beyin hasarının bütün gerçeklik deneyimini değiştirebildiğini gösterir. Üçü de farklı yerlerden aynı soruyu soruyor aslında: Gerçeklik nerede kurulur? “Rengi yapan şey, bizzat beyindi.” (s. 45) Bu cümle kitabın felsefi merkezlerinden biridir. Jonathan I. başlangıçta renkleri hatırlayabiliyor, onlar hakkında konuşabiliyordu fakat zamanla yalnızca renk görme yetisini değil renklerle ilgili zihinsel dünyasını da kaybetti. Renk, duyusal bir eksiklik olmaktan çıkıp hafızadan silinen bir deneyime dönüştü. Bu fikir beni özellikle etkiledi. Çünkü burada kaybolan şey bir duyudan ziyade o duyunun etrafında kurulmuş anlam dünyası gibi görünüyor. Hatta gördüğü renk gri bile değildir, kullandığımız
Felsefe
Mars'ta Bir AntropologOliver Sacks · İletişim Yayınları · 1997247 okunma
Cehennem Çiçeği -Alper Canıgüz
8/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 22:57
Devinimin olduğu yerde ışık, ışığın olduğu yerde kaçınılmaz biçimde gölge vardır. Hayat ışıkla mümkünse de, hayatın anlamı gölgelerde saklı durur. Sözcükler, suskunluklar, şarkılar, ağıtlar,yeminler,ihanetler, kahkahalar, gözyaşları, sevinçler,hayal kırıklıkları ve yüzler... En çok da yüzler. Neden söz ettiğimi biliyorsunuz. Bütün aşklar küllenir,bütün babalar ölür, bütün hikayeler biter. Birinin, yıkıntıların nöbetini tutması gerekir;işte o yüzden,biri hariç,bütün çocuklar büyür. Gölgesini kaybeden insan,gölgenin kendisine dönüşür. Bir kamu davasının ikinci kitabı Cehennem Çiçeği kitabı,5 yaşındaki Alper Kamu'nun amcası ölmesiyle kitabımız başlıyor. Bir yandan ise mahalleye yeni taşınan ailenin on iki yaşındaki oğlu Ümit,engelli kardeşi Mehmet'i boğarak öldürdüğünü itiraf ediyor. Fakat Alper buna inanmıyor ve olayın peşine düşüyor. Alper Kamu'nun hareketleri ve verdiği cevaplar yer yer beni güldürdü.İlk kitaba göre yavaş başladı benim için ama konu ilerledikçe akıcı bir şekilde okudum.Kitabın içerisinde sadece bir cinayeti okumuyoruz. Yasak aşklar ,kardeş katili,namus cinayeti ve dahasini görüyoruz. Bunlarla ilgili çarpıcı ve güzel detaylar var. Mehmet'i öldüren kişiyi öğrenince hem üzüldüm hem sinirlendim. Yine sorumsuz bir aileyi okuyoruz.Özellikle kitabın sonunda beklemediğim bir detay okudum. Sevgisiz evlilikler ,yitip giden hayatlar... Yazarın üçüncü kitabı olan Kıyamet Parkı'nı kitap kulübümüzde temmuz ayında okuyacağız. Kitaba puanım:8/10
Cehennem ÇiçeğiAlper Canıgüz · April Yayıncılık · 20137,8bin okunma
Puan vermedi·336 syf.··
2026 116. kitabı
“İnsan hayatı sürekli bir devinim içindeydi sanki. Geçmişleri, çocuklukları, kökleri, hepsi onları bugünkü hâllerine yoğuran görünmez eller gibiydi... Ve bütün bu katmanlar, içinde insanın saklandığı bir kılıfa dönüşmüştü... Zaman bazen en karmaşık düğümleri bile sessizce çözer.” Masal… küçük yaşlarda babasını kaybeden ve bu kaybın boşluğunu annesiyle gidereceğini zannederken yanıldığını anlayan, yıllar sonra yaptığı evliliğin de gölgesinde kalan bir kadının hikayesi ile insan ilişkileri, geçmiş, anılar ve duygular etrafında şekillenen kitap yaşamın gerçekliğini oluşturuyor. İnsan bir ailenin içindedir ama aslında bütünün bir parçasını oluşturmadığını yavaş yavaş anlamaya başlar yaşamda. Masal, hem annesinin hem de eşinin hikayesinde büyük bir yer kaplamadığını görüyordu. Sonra bir dergideki bir röportaja rastlıyor ve tüm geçmiş bir anda gözlerinin önüne geliyor. Belki de o an geçmişin tamamlanamayan her parçası içinde daha bir boşluk yarattı kim bilir. Okurken hep şunu düşündüm, terk edilme duygusuyla alınan kararlar çoğu zaman insanın gerçek isteğinden değil, içindeki eksikliği susturma çabasından doğar sanırım. Bir insan sırf yalnız kalmamak için yanlış ilişkilerde kalabilir, sevgi görebilmek uğruna kendinden ödün verebilir ya da bir daha incinmemek için herkese duvarlar örebilir. O duygu zamanla insanın bakışını değiştirir, güvenmeyi zorlaştırır, sevgiyi bir kaybetme korkusuna dönüştürür diye düşünüyorum. Böyle kararlar bazen yıllar sonra bile kişinin hayatında derin izler bırakır çünkü insan en çok, yarasını kapatmaya çalışırken yaptığı seçimlerin yükünü taşır hayatta. Yine de zamanla fark edilir ki, terk edilmenin bıraktığı boşluğu aceleyle alınan kararlar değil, insanın önce kendi içindeki kırılmış yere şefkatle yaklaşması iyileştirir. Ama sanırım tüm
KılıfEmel Şimşir · Mümkün Kitap · 20269 okunma
Reklam
Reklam