Harika.
“Osmanlı tebaasının genlerinde bulunan Kendi ihtiyacını kendin gör! anlayışı, cumhuriyet ve demokrasiyle birlikte yerini devletten hizmet talep etmeye bırakacağına, ileriki yıllarda halk tarafından daha da benimsenecek; devletten hizmet istemeye korkan, ezkaza görecek olursa minnettarlığından ne yapacağını şaşıran Anadolu halkı, yüz yıl sonra Kendi okulunu kendin yap, kampanyasına şaşılası bir coşkuyla destek verecek, bir Allahın kulu da çıkıp Okulumuzu da kendimiz yapacaksak devlet niye vergi alıyor? diye sormayacaktı.”
Sayfa 455·Kitabı okudu
Edebiyat
Hükümdar , Tanrı irade ettiği, kendisine kut (devlet, baht, iyi talih) ve ülüg (kısmet) verdiği için hükümdardır ve siyasî iktidar hakkına sahibtir. Yani onun, devleti idare etme hak ve selâhiyetinin kaynağı kendisine kut veren Tanrıdır, hâkimiyetinin menşei ilahîdir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Topkapı Sarayı’nın zenginliğinden ve ihtişamından çok kendine has karakteri, çizgileri ve ananeleri vardır. Zaten Topkapı Sarayı, Osmanlı tarihini bir anane, bir baba ocağı gibi kaplamıştır. Padişahlar burada oturmasalar da ölüm hâlinde naaş burada tekfin edilir ve şehzadelerin sünnetleri burada yapılırdı. Topkapı Sarayı somutlaşmış bir anane bütünüdür ve buradaki hayat, bilmemiz gereken bir tarih çizgisidir. Ayrıca Osmanlı devlet anlayışı bu sarayın her bölümünde ve her köşesinde göze çarpmaktadır. Bütün sadeliğine rağmen Topkapı Sarayı Osmanlı medeniyetinin görkemini ve ihtişamını bize anlatır.
Devlet, hanın şahsında kâimdir. O, devletin kutsal, öyleki tanrısal ortasıdır, merkezidir. İslâm devirlerinde birtakım değişikliklere uğramakla birlikte, bu devlet anlayışı, Göktürklerden Osmanlılara değin sürmüş bir gelenek çizgisidir.
Sayfa 37·Kitabı okuyor
Friedrich Nietzsche
Din ve yönetim.— Devlet, daha açık söylemek gerekirse, yönetim, hâlâ yeterince olgunlaşmamış bir çoğunluğun bekçisi olarak kurulduğunu bildiği ve dinin korunması mı yoksa ortadan kaldırılması mı gerektiği sorununu onlar adına değerlendirdiği sürece, büyük ihtimalle her zaman dinin korunması yönünde karar verecektir. Çünkü, kayıp, mahrumiyet, korku ya da güvensizlik durumunda, yani yönetimin sıradan insanın ruhsal acılarını dindirmek için doğrudan bir şey yapamayacağını hissettiği zamanlarda, din bireysel ruhu tatmin eder. Hakikaten de, evrensel, önüne geçilmez ve şimdilik kaçınılmaz olan kötülüklerin (kıtlık, ekonomik krizler, savaşlar) tam ortasında bile din çoğunluğa sakinleştirici, sabırlı ve güven verici bir tutum kazandırır. Devlet yönetiminin kaçınılmaz ya da tesadüfi kusurlarının veya hanedanlık çıkarlarının tehlikeli sonuçlarının dikkatli bir gözlemci için görülebilir hale geldiği ve onu daha dikkafalı olmaya yönelttikleri herhangi bir yerde, daha az kavrayışlı insanlar Tanrı'nın elini gördüklerini düşünecekler ve yukarıdan gelen düzenlemelere sabırla boyun eğeceklerdir (ki bu, kutsal ve insani yönetim biçimlerinin iç içe geçtiği bir anlayıştır). Böylece, iç barış ve gelişimin sürekliliği korunmuş olacaktır. Bir rahipler sınıfının kendi sadakati pahasına yönetici güçle anlaşmaya varamayıp onunla çatışmaya girdiği nadir durumları saymazsak, halk duygularının birliğinden, herkesin aynı fikirlere ve amaçlara sahip olmasından doğan güç, din tarafından korunur ve onun damgasını taşır. Her zaman olduğu gibi, devlet rahipleri nasıl kazanacağını bilir çünkü devlet ruhları hayli özel ve örtük biçimde eğiten bu rahiplere ihtiyaç duyar ve dışarıdan bakıldığında tamamen farklı bir çıkarı temsil ediyor gibi görünen hizmetkârlara nasıl değer vereceğini bilir. Rahiplerin
Felsefe
Ulus Milliyetçiliği ile Irkçı Milliyetçilik Aynı Anlama Gelmez Her ulusun bir adı var. Ulus birçok ırk, mezhep, din, inanç, kültürü bir arada birlik beraberlik ve biz bütünlüğü içinde vatan toprakları, yeraltı ve yer üstü kaynakları ile birlikte üretim ve hizmet araçlarının tüm sahibi olan devlet aygıtı ile kendine hizmeti temsil sistemi ve toplumsal sözleşme ile kurala bağlamış en sağlam ve güçlü huzurlu yaşam biçimi uygarlığının üretmiş olduğu varlık birliği ahlakıdır. Her ulusun hakim bir ırklar birliğini sağlayan kök soyu vardır. Ulus devletlerin adını din ile ilişkili anmak doğru değildir. Çünkü o ulusu bir arada tutan din değil tarih, dil ve kültür birliğidir. Tarihi, kültürü ve dil birliği olan kök soy kaçınılmaz hakimdir. Din bir seçimdir. Yaşamı boyunca din din dolaşan hatta kendi seçimi olmayan bir din ile yaşama başlamış yaşamı dinsiz tamamlayan insanların olmasının sebebi dinin siyasete, devlete alet ediliyor olmasıdır. Irk ve din üzerinden ideolijer üretmek artık çağ dışı kalmış bir gericiliktir. Türk ulusunun yüz yıl önce ki şartları ile bugün ki koşullara uygun şartları aynı değildir. Tarihi sonradan yazanlar kendi dünya görüşüne göre genelde yazdığı için dünya görüşü adı altında sayısızca tarih üretmek mümkündür. Türkçü diye bir Türk türü yoktur. Çok partilili siyaset ve 27 Mayıs askeri darbesinin sonrası üretilen din ve ırk sentezli Türkçülük Türk ulusunu temsil etmeye yetmeyeceği gibi ırkçı ve mezhepçi dinci bölücü ideoloji besleyip büyüten bir görev yaparak Anadolu üzerinde planlar yapan bugüne kadar askeri ve sivil darbelerle soygun üreten soyguncu soykırımcı yayılmacı haçlı batının küresel planlarına tüm diğer ideolojiler ile birlikte hizmet etmiştir. Kadim Türk tarihi, kültürü ve dilinin kullanılmış olması aldatıcıdır. Hiçbir soy,
Hayata Dair