Tek hayırla yâd ettiği kişi, onu darp edilirken gardiyanların elinden alan, kitaplar veren cezaevi öğretmeni. Said Nursi'nin Sözler kitabını, Tolstoy'un, Dostoyevski'nin, Necip Fazıl'ın kitaplarını okumaya başlamış sonra. Ona olanları unutturmuş okumak bir nebze de olsa, tesellisi olmuş yazılanlar. Hızla büyütmüş çocuğu hayat. İdam cezası aldığında maddi manevi çöküntü içinde olduklarından yanına gelemeyen ailesiyle bile paylaşamamış duygularını. Umursamamış da zaten, dalga geçiyorlar sanmış, öyle akıl dışı çünkü böyle bir ceza. Normal eşiğinin çoktan aşıldığı bir ortam. 'Devlet beni büyük gördü büyük suçlar isnat ettiyse ben de büyük gibi davrandım, dik durmayı cevap yetiştırmeyı altta kalmamayı ogrendim zaman içinde! diyor Yakup. Kamuoyunun çok yakından bildiği 'Manisalı Çocuklar'la mahkemelerinin hep aynı güne denk gelmesi, onlardan yaşça küçük olduğu ve benżeri bir suçlamayla
-gösteriye katılmak- yargılandığı halde onların geniş bir sanatçı, yazar ve entelektüel desteğiyle tahliye olması Yakup'u derinden sarsmış. Mahkemede "Hâkim bey dışarıda benim için gelmiş olan Türkan Şoray ablam, Yılmaz Erdoğan abim yok ama yine de tahliyemi istiyorum." demiş çocukça.