Bireyin Koşulları
Toplumun düzeyini inceledikten sonra bireyi incelemek gerekir. Mesela sıfır en düşük puan, 10 en yüksek puan olsa; 2 puanlık bir toplumun içerisinde 9 puanlık eğitim alan bireyin ulaşabildiği eğitim düzeyi, elbette 9 puanlık bir toplumda 9 puanlık eğitim alan bir kişiyle aynı olmayacaktır. Hz. Muhammed'in (s.a.v.), diğer tarihi önderlere göre, toplumunun alacağı puanın çok düşük olduğunu görmüştük. Bu bağlamda, bireysel bazda da O'nun ulaşabildiği eğitim imkânının, diğer tarihî kişilere göre oldukça kısıtlı olduğunu söylemek zor değildir. Önceki sayfalarda buna değindik. O’nu, Sokrates ve Parmenides'e talebelik etmiş, Pisagorcu okulda ders almış, yıllarca tragedyalar yazmış ve okumuş, soyca Solon'a dayanan asil ve Aristokrat bir aileden gelen Platon ile imkân bakımından kıyaslasak ne sonuç alırız? Ya da Aristoteles'e talebelik etmiş, II. Philip' in sarayında yaşamış, bizzat onun ordusunda komutanlık yaparak kendisini geliştirmiş İskender'in koşulları ile kıyaslasak?... Yahut altı dil bilen ve pek çok Avrupa şehrini gezmiş olan Lenin ile kıyaslasak? Lenin'in bütün kardeşleri, sosyalist işçi partisinde hizmet etmiştir. Ağabeyi Rus çarına suikast düzenleyen ekipten olduğu için asılmış, kız kardeşi sürgündeyken ölmüştür. Lenin, abisinin idam edilmesinden çok fazla etkilenmiştir. "Devrimci" faaliyetlerinin en önemli nedeninin bu idam olduğu aktarılır. Onun fikirlerini bireysel eğitimine bağlamak, elbette Nebiden (s.a.v.) çok daha kolay olacaktır. Konuyu uzatmak istemiyorum. Gerçekten fikir adamları ya da tarihî kişilikler arasında, bireysel olarak çok kötü şartlarda büyümüş olanlar vardır. Bunlar, genelde iyi düzeyi olan toplumlardan çıkmak-tadırlar. Bu tür kişilerin eğitimini anne ve babaları gerçekleştirmese dahi, toplumun bazal düzeyi içerisinde eğitim almış gibi
Sayfa 403 - İnsan Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Biz marksistler hem pasifistlerden, hem [sayfa 11] anarşistlerden, her savaşın ayrı ayrı, Marx’ın diyalektik materyalizmi görüş açısından, tarihsel bir incelenmesi yapılması gerektiğini kabul ederiz. Her savaşta kaçınılmaz bir biçimde olagelen dehşete, zulme, sefalete ve işkenceye karşın, tarihte ilerici nitelikte pek çok savaş vardır; bu savaşlar (örneğin mutlakiyet ya da kölelik gibi) çok kötü ve gerici kurumların yıkılmasına ya da (Türkiye ve Rusya’da olduğu gibi) Avrupa’da en barbar despotlukların ortadan kalkmasına yardım ederek, insanlığın gelişmesine hizmet etmişlerdir. Bunun için, bugünkü savaşın da tek başına tarihsel özelliklerini incelemek zorunluluğu vardır. MODERN ZAMANLARIN TARİHİNDE SAVAŞ TÜRLERİ Büyük Fransız Devrimi ile insanlık tarihinde yeni bir çağ açılmıştır. O zamandan Paris Komününe kadar, yani 1789’dan 1871’e kadar, ulusal kurtuluş için verilen bazı savaşların ilerici bir burjuva niteliği vardır. Bir başka deyişle, bu savaşların başlıca içerikleri ve tarihsel anlamları, mutlakiyeti ve feodalizmi devirmek, hiç değilse bu kurumların temelini sarsmak ya da yabancı boyunduruğundan kurtulmaktı. Onun içindir ki, bu savaşlar ilerici savaşlardı ve bu gibi savaşlar verilirken bütün içten devrimci demokratlar ile sosyalistler, feodalizmin ve mutlakiyetçiliğin temellerini yıkan ya da en azından bu temelleri sarsan, ya da yabancıların baskısına karşı savaşım veren tarafa (yani burjuvaziye) daima sevgi duymuşlardır. Örneğin, Fransa’nın verdiği devrimci savaşlar, yabancı toprakların Fransızlar tarafından yağma edilmesi ve ele geçirilmesi gibi bir unsuru da içerdiği halde, bu unsur, ihtiyar ve köleci Avrupa’daki feodalizmi ve mutlakiyeti paramparça eden bu savaşların temel tarihsel anlamını zerre kadar değiştirmemiştir. Fransa-Prusya savaşında Almanya,
Sayfa 12 - Eriş Yayınları
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ancak eşitlik yalnızca görünüşte, yalnızca devlet alanında değil, ekonomik ve toplumsal alanda da gerçek olarak kurulmalıdır. Ve özellikle Fransız burjuvazisinin Büyük devrimden başlayarak yurttaş eşitliğini birinci plana koymasından sonra Fransız proletaryası, ekonomik ve toplumsal eşitlik isteyerek, ona hemen yanıt verdi; eşitlik, Fransız proletaryasının özel savaş çığlığı durumuna geldi. Eşitlik istemi proletaryanın ağzında böylece ikili bir anlam taşır. Bu istem ya –ve özellikle ilk başta, örneğin Köylüler savaşında durum budur– apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, harvurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada –yalnızca burada– bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılması istemidir. Bundan öte her eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır. Böylece eşitlik fikri, burjuva biçimi altında olduğu denli proleter biçimi altında da tarihin, yaratılması zorunlu olarak kendileri de daha önceki uzun bir tarihe dayanan belirli tarihsel ilişkiler gerektiren bir ürünüdür
Felsefe
Aydınlık dergisinin Ekim 1923 sayısında Şefik Hüsnü, Meclis hükûmeti sisteminden Avrupa demokrasilerine benzer güçler ayrılığı ilkesine dayalı bir yönetim şekline geçilmek istenmesini sert bir dille eleştirir. Hatta meclis hükûmeti sisteminin değiştirilerek meclisten ayrı bir yürütme kuvveti tesis edilmesini “vatana ihanet” olarak nitelendirir. Buna göre, yasama ve yürütme yetkilerini halkın seçtiği yetkileri Millet Meclisi’nde toplayan mevcut durum Meclis’in devrimci ve halkçı niteliğinin de göstergesidir. Ayrı bir yürütme erkinin tesis edilmesi, halkı devlet yönetiminden uzaklaştıracak bir uygulama olacaktır.
Sayfa 54·Kitabı okudu
Tarih
“ Bu memlekette kadın olmak bizatihi devrimci bir durum."
Sayfa 119·Kitabı okudu
Sosyalist Devrimin İmkansızlığı
Bu durum incelemesi bize göstermektedir ki, 1919 Türkiyesi'nde sosyalist bir devrim ancak dıştan, yâni ya Enver'in yapmak istediği gibi Rusya'dan gelen bir ordu aracılığıyla, veya 'devrimci teoriyi bilen çekirdekten' bir partiden gelebilirdi, bu ise dış tehlikeyi artıracak, bütün memleketi sarsacak bir girişim olurdu. Hele etnik farkların bulunduğu, Adana'dan Bitlis'e kadar Ermeni iddiaları, Trabzon'dan Karaman'a kadar Yunan hayallerinin bulunduğu bir dönemde, İngilizlerin Arapları, Türkleri ve Kürt beylerini etnik ve dinsel yönden alabildiğine kışkırtmaya uğraştığı bir dönemde bu çok tehlikeli bir oyun olabilirdi. Ve unutulmamalıdır ki Mustafa Kemal Paşa'nın Kürt beylerini kendi safına çekmek için tek silâhı bu Ermeni iddialarına karşı ortak cephe kurmak teklifiydi..."
Sayfa 124
Alıntı