Akl-ı selim sahibi her mü'min, şu suallerin tefekküründe derinleşmelidir: "Bu cihan nedir? Bu âleme niçin geldik? Fâni günlerin akışı nereye? Nasıl yaşamalı ve nasıl ölmeliyim?.."
Sayfa 229 - Erkam Yayınları, İstanbul 1434 / 2012·Kitabı okuyor
Velilerden Malik b. Dinar (rah), bir gün, "Âh, âh! İnsanların çoğu şu dünyada bir ömür yaşadı, yedi içti, gezdi, gördü fakat asıl işten bir tat almadan, kokusunu koklamadan ölüp gitti" dedi. Kendisine, "Nedir o hiç tadını almadıkları şey?" diye sorulunca, "Marifetullah (Yüce Allah'ı tanımak)" dedi.
Sayfa 54
Tasavvuf ve Din
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İnsanların çoğunluğu onu yapıyor diye yanlış yanlış olmaktan çıkmaz.
HUŞÛ'NUN ÖNEMİ/FAZİLETİ
Hz. Ali'nin oğlu Hz. Hüseyin'den rivayet olunmuştur. Kendisi abdest aldığı zaman rengi sapsarı kesilirmiş, ailesi bunun üzerine kendisine "Nedir abdest aldığın zaman bu sararmanın sebebi?" dediklerinde, der ki "Siz biliyor musunuz ki, ben kimin huzurunda durmak istiyorum, bunun farkında mısınız?"
Çelik Yayınevi·Kitabı okuyor
Din
YENİ DİN ÂLİM(!)LERİNİN CEHALETİ...
(...) Yeni din âlim(!)lerini görmemize yol açmış olan mevzudur. […] Yalnız itirazı baştan aşağıya okudum da, olmamış… Din âlimliğiyle kültür fukaralığı birlikte olunca, ortaya böyle istenmeyen sonuçlar çıkabiliyor… Maalesef zamanımızda çok arttı bu türden insanlar: En basit bir kültürel meseleden habersiz, ama baktın mı din âlimi… Bir gün inkılâb yaparsak, bunu tamamen yasaklayacağız. Din âlimi dediğin aydın olacak… Öyle sesini çirkinleştirerek, kasarak, boğuntulu konuşan vaizleri de inşaat işlerine süreceğiz; orada türkü söyleyip seslerini açarlarsa görevlerine dönebilirler… Din ve cahillik, din ve çirkinlik, bizim dünyamızda asla bir araya gelmeyecek iki zıt şey olacak… Şimdi bu arkadaş, mevzunun farkında mı, değil mi?.. Farkında olduğu hâlde mi bunu yapıyor, tam da emin olamadım. Baştan bakıyorsun, işte “görmekle olsaydı Ebu Cehil de sahabî olurdu” diyor… Anlıyorsun ki, Sahabînin ne olduğunu bilmiyor… Alt satırında -aslında- bildiğini gösteriyor: Sahabî dost demek, arkadaş demek falan diyor… E tamam diyorsun… Sonra yine dememiş gibi, bilmezmiş gibi, o adam öyle dedi, bu adam böyle dedi, devam ediyor… Bakın; sahabî, sohbet’ten gelir… O’nun sohbetinde bulunan… Sohbet, daima kelimeyle değil, bazen nazarla da olur… Buna nazaran; O’na imân ettiği hâlde, dünya gözüyle O’nu bir defa görmüş veya O’nun tarafından bir defa görülmüş herkes “sahabî” sayılmıştır… Şimdi burada Ebu Cehil‘in, Ebu Leheb‘in, falancanın, filâncanın yeri yok… O’na imân etme şartı var… **Bu imân, din nazarında o kadar büyüktür ki, sadece O’na imân etmiş, ama getirdiği din hakkında hiçbir şey bilmeyen bir kişi (ümmî) kurtulur da, imân ettikten sonra akıl ve fikir keşmekeşleri içinde O’nun öğrettiğinden ayrı bir yola giden kurtulamaz… Bakın, bunları bilmeden, din üzerinde
SAHÂBÎLERİN ROLÜ VE MÂNÂSI -“Peygamber Halkası” -II-, 13 Nisan 2013, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Sahabîler
Öncelikle bilelim ki Kur'an'ın ilk emri zannedildiği gibi sadece "Oku!" değildir. Nedir peki? Yaratan Rabbinin adıyla oku!'dur. Çünkü sadece "oku!", hedefi olmayan dolayısıyla da herkesin kendine göre bir amaç belirlediği bir okuma tarzıdır. Böyle bir okumayı ise, inanan inanmayan herkes yapabilir. Zaten yapıyor da. Okunan şey ise, hayatın kendisi ve tüm varlık... Kimi bu okumayı şöhret için, kimi güç elde etmek için yapar. Kimi zenginlik için, kimileri ise başka bir gaye için... İnsanlar bakış açılarına göre varlığa ve hayata bir anlam yükler.
Din