Şiirden başka tutunacak hiçbir şeyi yokmuşçasına şiir yazan ve yapan; var oluş kaygısıyla hayatın verdiği tereddüdün farkında olan; bir eksikliği, yerine getirilememiş bir talebi, her an karşılaşılmaya ve karşılanmaya hazır umutsuzluğu sözle aşmaya çalışan,
"Ben ona, gülbeyaz kadına eski yalnızlığımı söylerdim.
Ben söyledikçe o eskirdi." diyecek kadar yalnız;
"Katlandıkça arınıyorum
Katlanmanın tadında acısında arınıyorum
Bir yerlerim temize çıkıyor sanki öyle güzel
Kara kara geceler abandıkça üstüme
Arapkanlı duygular abandıkça
Öksüzoğlan balıkları gibi kuytulara kaçıyorum
Akçaburgaz yalnızlığıma sarılıyorum."
yazarak da katlanmanın, arınmanın bir imkan olduğunu bize belleten; büyük, kalın, içi delice akan kanla dolu bir damar gibi şiiri olan "Acemi Usta"dır kendisi...
Cemal Süreya gözüyle, Turgut Uyar'ın şiiri:
“Şöyle deyince daha çok yaklaşıyorum onun şiirine: Turgut Uyar özellikle son yıllarda büyük bir şiirin ortasını yazıyor. Büyük bir gövdedir onun şiiri. Kımıldadıkça kendine benzeyen yeni gövdeler hazırlar, çoğaltır. Bir anıttan çok bir dirim belirtisidir. Bu yüzden kolay kolay tanımlamaya gelmez: Görülür, tanık olunur. Blok halinde bir izlenimler bütünüyle gireriz ona. Şiirsel işlevini bütünüyle ve sürekli bir şekilde hareket ederek sürdürür. Tek tek şiirleri yok, şiiri vardır. Bölerek parça parça düşünmek silahsızlandırmaktır onu biraz. Parça parça en güzel şeyleri söylediği halde böyle konuşuyorum. Asıl Turgut Uyar, daha yukarı bir kesimden sonra başlar. Ayrıntılar ayrıntı olarak değil, bütünün küçük organları olarak önem kazanırlar. Tekrarlar, yığıntılar o bütüne göre anlamlanırlar. Tarih içinde değil; küçük olayların öyküsü, daha doğrusu o olayların “ben”le ilişkisinden doğan mitoloji içindedir. “Ben” kendisiyle samimi ilişkiler kurmuştur. Bu da dünyayı