İnsanlar bilmiyor; insanlar O’nu zikretmesine O’nun ihtiyacı yok. O, hiçbir şeye ihtiyaç duymayandır. Buna bizim ve hatta tüm yaratılmışların ihtiyacı var. Hele ki namaz, namaz kılmayanlar nasıl da nasipsiz. Diyorlar ki “ben namaz kılmıyorum. “Ya da binbir bahane üretiyorlar. “Kılamıyorum,“ diye. Oysa bir dönüp baksalar, sorsalar kendilerine; ben nasıl hâl içindeyim ki Allah beni huzuruna kabul etmiyor? Senin yaratıcın, her şeyin sahibi, varliginin sebebi sana gel diyor, gelkulu ve sen gitmiyorsun. Eğer bu kadar nasipsiz olmasaydın O’nun huzuruna koşa koşa giderdin. Bu hâl, şifa denizinde bir geminin içinde hiç suya dokunmadan yaşayıp, o denizin hiçbir nimetinden faydalanamayan bir insanın hâli gibi. Sıcak güneş altında geçirdiği buhranlara rağmen denizin suyuna dalıp ferahlayamayanın hâline ne denir?
Oruç Aruoba "Hani" adlı kitabında, şöyle diyor:
Kendin olmayı yeniden öğrenmen gerek — yıllar yılı unuttun onu yalnızca: Bunu da "koşullar"a, "hayatın akışı"na, "sorumlulukların"a falan bağlamaya kalkışma — bahane bulmağa çalışma: Sendin, sendeki asıl senin anlamını, önemini, değerini gözardı eden: korkaklıkla işin kolayına kaçan... O işte şimdi hesabını soruyor o sahici senin, senden : ne yaptın sen sana?!...
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İntihar edin mi diyor yazar?
Yaşamın yolu gibi ölmenin yolunu da kendimiz seçmeliyiz.
Sayfa 59·Kitabı okuyor
Birbirlerinin dillerine veya adetlerine aşina olmamalarına, kullandıkları nesnelere, aletlere, gülümsemelerine, bir anlam taşıyan el hareketlerine, yani her şeylerine yabancı olmalarına karşın acaba kitaplar yoluyla bir anlaşmaya varabilirler mi? Bu aslında tek olası yol değil mi? İnsanlar aynı kitapları okursa aynı dünyayı yaşar, diyor Kircher,...
Sayfa 997 - Everest·Kitabı okudu
Edebiyat
TOHUM (KİM GELDİ?) DÜŞVARİ: 8 Aralık 2014... Dün akşam, Trabzon'da konferansa gitmiş olan Sadeddin Ustaosmanoğlu'ndan telefon gelmiş; Mahmud Efendi'nin torunu Muhammed Fatih Ustaosmanoğlu, Dedesi'nin ziyaretine gidebileceğimi söylemiş... Ben, feci şekilde Telegram yorgunu, bu yüzden yatarken, haberi aldım; tabiî Telegramcılar da beni gece hiç uyutmadılar... Saat 11'i 25 geçe, Sadeddin Hoca ve Muhammed Fatih, beni aldılar ve düştük yola... Arabada, Efendi Hazretleri'nin rahatsızlığı ve yorgunluğundan, dalgınlığından dem vuruldu; yaşına bağlandı... Ben, yorgunluk, dalgınlık, yaşlılık hepsi tamam, ama bunun ona eksiklik kondurucu kelimelerle konuşulmaması gerektiğini genel bir ifadeyle söyledim. Bunun üzerine torunu, "ruhuna gark olanların bedeni zayıf düşer!" mânâsına gelen bir Farsça beyti Dedesi'ne söyleyince, onun, "Hâlim tamam bu!" dediğini aktardı. İkamet ettiği yere vardığımızda, Cemaat'ten gençler ve hizmette bulunanlar bizi karşıladı ve hemen Efendi Hazretleri'nin genişçe odasına aldı. Bir koltuk üzerinde, kıbleye dönük oturuyor, elinde tesbih, gözleri kapalı ve neredeyse baygın gibi başı biraz yana eğik oturuyor. Sadeddin Hoca ve Muhammed Fatih, benim geldiğimi kulağına eğilerek söylüyorlar; iyi işitmiyormuş, Allah bilir ama, iyi işitmeme değil de, istiğrak hâlinden olabilir... Bir ara gözleri açılınca, ben davranıp elini öpmek istiyorum: "KİM geldi?" diyor... Ben ismimi söylüyorum... "KİM geldi, KİM geldi!" diyor ve ben ismimi tekrar söylerken, elini öpüyorum. O tekrar dalıyor, ben önünde eğilmiş, eli elimde yüzüne bakarken, birkaç kelime ediyorum. O ânda, elini kıpırdatmaksızın, avucunda bir damarın birkaç saniye titreyişini hissediyorum. Bu damar titremesi, benim hemen o ânda aklıma gelen; ben bu yaşıma kadar ne böyle tâbir duydum, ne de avuç içinde benim
Sayfa 150 - İBDA Yayınları·Kitabı okuyacak
İslam ve batının güç anlayışı
1) Düşmanlarınıza arkadan saldırarak hainlik etmeyin 2) Ganimet malından saklamayın 3) ölülerin cesetlerini parçalamayın 4) kadın, çocuk ve yaşları öldürmeyin 5) düşmana ait olan meyveli ağaçlara zarar vermeyin 6) Yaralılara saldırmayın 7) Mabedtlerinde ibadetle meşgul olan insanlarla karşılaşırsanız onları ibadetleriyle baş başa bırakın ve onlara dokunmayın" diyor. Hz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem İslam devletindeki askeri gücün görevi; adaleti sağlamak, kanun ve insanları korumaktır. Ancak günümüz Avrupa'sının askeri gücü, herkesin de müşahede ettiği üzere zulüm ve tamahkarlıkların bir sembolü haline gelmiştir.
Sayfa 143·Kitabı okuyor
Alıntı