Biz talebeyken şeydik
iyi arkadaştık şeylen
Biliyorsunuz şeylen şey olunmaz
Ben şeyi bitirince babam
Şey dedi Şey Partisine girdim
Zaten Şeyle evlenmiştim
Şey şeye gidelim dedi gittik
Şeysiz de olmuyor döndük
iki şeyim oldu büyüdüler
Doktor sende bir şey var diyor şimdi
Tabiy bende bir şey var: sayamadığın kadar
Kimse dokunamaz benim şeyime
Çünki ben bir şeyim
Her şey de bir şeydir ama
Ben başka bir şeyim
Ben şeyim
1915'te Henry Chapin isimli bir doktor, on yetimhaneyi ziyaret etmiş ve bunların dokuzundaki bütün çocukların iki yaşını görmeden hayatlarını kaybettiklerini keşfetmişti. Bütün çocuklar. Avrupa'da uygunsuz doğan bütün çocukları bekleyen kara kader buydu. Örneğin Doris Drucker, 20. yüzyılın başında Almanya'daki orta sınıfın yaşamına dair anılarında bir köyde, evlilik dışı doğan bebekleri annelerinden alarak 'küçük çocukları açlıktan ölmeye mahkum eden melek yapıcıları' anlatıyor. Düşüncesi bile dehşet verici olan bu bebeklerin öldürülmesi işlemi, Malinowski'nin zamanıyla da sınırlı değildi. Yüzyıllar boyunca, milyonlarca Avrupalı çocuk yetimhanelerin duvarlarına gizlice yerleştirilen döner kutulardan geçmişti. Bu kutular, çocuğu bırakan kişinin kimliğinin saklı kalmasına yarıyor ancak çocuk için yeterli koruma sağlamıyordu. Yetimhanede sağ kalım oranı, kutuların doğruca krematoryum fırınına açıldığı durumlardan ancak biraz daha iyiydi. Bu kurumlar sağaltıcı olmak şöyle dursun, hükümet ve kilise onaylı mezbahalardı; varlıklarıyla çekirdek ailenin 'doğallığına' dair uygunsuz sorulara yol açan çocuklar kurumsal şekilde öldürülüyorlardı.
Doktor dedi "Böbreğinde bir kitle var. İyi huylu mu, kötü huylu mu bilemiyoruz." "Kötü huyludur" dedim, "kesin. Bir şeyin iyisi beni bulmaz. Neyim iyi olmuş da tümörüm iyi olsun?"