10/10
·832 syf.··
Beğendi
·
2026 65. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 07:36
Zaman çarkı döner, Çağlar gelir ve geçer, efsaneleşen anılar bırakır. Efsaneler solarak mit olur ve onları doğuran çağ yeniden geldiğinde mitler bile unutulur. Üçüncü Çağ’da, kehanetler çağında, Dünya ve Zaman dengede durduğunda, olmuş olan, olacak olan ve olmakta olan, gölgenin karşısında düşebilir… Zamanın şafağında, Yaratıcı olarak da bilinen tanrı, evreni ve tüm yaşamların ipliğini ören Zaman Çarkını oluşturdu. Çark, her biri bir çağı temsil eden yedi tane çubuktan oluşur ve Gerçek Kaynak’tan akan Tek Güç sayesinde döner. Esasen saidin ve saidar olarak bilinen eril ve dişil yarıları birbirini itip çekerek ahenk içinde hareket ederler. Çarkı döndüren güç de budur. Aes Sedailer Tek Güç şeklinde tabir edilen evrenin ve zamanın yaşam kaynağı olan olguyu yönlendirirler. Eski dilde Aes Sedai, ‘Herkesin Hizmetkârı’ anlamına gelmektedir. Shai’tan yani Karanlık Varlık, Yaratıcı tarafından, yaratım anında hapsedilmiştir. Ancak, Efsaneler Çağı diye bilinen zamanda, bir Aes Sedai deneyi yanlışlıkla Karanlık Varlık’ın hapishanesine gedik açmış ve onun dünyaya dokunmasına olanak sağlamıştır. Asıl amacı zamanı ve gerçekliği yeniden yapmak olan Shai’tan’ın bu gayesine ulaşmak için zindanından tamamen özgür kalması gerekir. Onu zindanından kurtarmaları için yozlaşmış, hırslı ve güçlü hizmetkârlarını görevlendirmiştir. Çark, bu tehlikeye cevap olarak muazzam bir güç yönlendirici olan Ejder’i ışığın şampiyonu olması için seçmiştir. Efsaneler Çağı’nda Karanlık Varlık’ın güçlerine karşı Aes Sedai’leri ve ittifaklarını komuta eden Lews Therin Telamon Ejder diye anıldı. On yıllık zorlu savaşın ardından Lews Therin ve yüz yoldaşı Karanlık Varlık’ın zindanına açılan gediği mühürleyerek, onu tekrar hapsetti. Ancak Karanlık Varlık’ın karşı saldırısı Saidin’i lekeledi ve tüm erkek Aes
Dünyanın GözüRobert Jordan · İthaki Yayınları · 20192,136 okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2025 102. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 13 Aralık 2025 01:07
İncirlik Üssü, 1949 yılında Sovyetler Birliği'nin ilk atom bombasını başarı ile patlamasının ardından, ABD'nin değişen dünya politikasının bir sonucu olarak hayata geçirildi. Türkiye ile gerçekleştirilen diplomatik pazarlıkların neticesinde, üssün inşaatına Demokrat Parti iktidarında, 1951 baharında başlandı. İncirlik Üssü de, o dönem ve sonrasında inşa edilen hem amerikan hem nato üsleri gibi aslında bir Türk üssüdür. NATO Antlaşması'nın 3. maddesi "Antlaşmanın amaçlarına daha etkin biçimde ulaşabilmek için tarafların, tek tek ve ortaklaşa olarak, sürekli ve etkin öz yardım ve karşılıklı yardımlarla, silahlı bir saldırıya karşı bireysel ve toplu direnme kapasitelerini korumalarını ve geliştirmelerini" amaçlar. Ancak bizim amerikalılara verdiğimiz imtiyazların boyutu aslında onları bu hâle getirmiştir. Özellikle Aralık 1954'teki antlaşmada Türkiye'nin İncirlik kullanımı sınırlandırılmış, buraya yalnızca eğitim personeli gönderilmesi istenmiş ve amerikalılar uçurdukları uçaklar için haber vermemektedirler. 1958 yılındaki Lübnan olaylarında, İncirlik'ten kalkan Amerikan uçaklarının kullanılması hem antlaşmalara aykırıydı hem de Türk tarafına bilgi verilmemesi aslında hukuksal süreci sorgulatan olaylardı. Öyle ki, defalarca kez amerikan üssü tabirinden rahatsız olunmuş ve bildirilmiştir. 1969 senesinde Amerika ve Türkiye arasında Ortak Savunma ve İşbirliği Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmada, önceki antlaşmalarda nerdeyse abdye bırakılan üslerin işleyişine; ortak üslerde görev yapan amerikan personeline dair Türk tarafından onay alınması gerekliliği, tesisler içerisindeki her türlü yapının Türkiye'ye ait olduğu ve Türk Hükümeti'nin Türk personelini istediği gibi tesislere yerleştirmesi gibi maddeler eklenmiş ve daha etkin bir Türk tarafı oluşturulmuştur. 1975'te
İncirlik AğacıOrkun Özeller · Nergiz Yayınları · 2024136 okunma
İlelebet Cumhuriyet
10/10
·264 syf.·
2025 34. kitabı
"Bazı kişilerle hiç karşılaşmamış olsanız da oldukça iyi tanırsınız. Hani bir darbımesel vardır, 'Köroğlu gelmeden namı gelir.' denir; işte Orkun Özeller öyle biridir. Kendisini görmeden namını bilenlerdenim." Bu sözler Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz'a ait. Ve bu yorumunda hislerimiz tamamen ortak. Onu "Amerika'nın verdiği madalyayı almayan şerefli komutan" olarak tanıyanlar çoksa da ben Orkun komutanımı sosyal medyadaki paylaşımlarıyla tanımıştım. Sanki fikirlerimi her seferinde yazılı olarak okuyor ya da dinliyor gibi hissediyordum onun paylaşımlarını gördüğümde. Her seferinde de durup onun yorumlarına kulak kabartmışımdır. Bunlarla beraber tabii kendi kitabını tanıttığını ve fuarlarda imzaladığını gördüm. "Hemen almalıyım" diyerek imza takvimini takip ettim. Ankara'ya geldiğini öğrendim ama imza gününde maalesef orada olamadım, bu yüzden ağabeyimden alması için rica ettim. Sağ olsun, isteğimi kırmadı ve kitabı benim adıma edindi. Komutanımı telefonla dinleme fırsatı buldum. Onun etrafındaki insanların aksine genç bir kız olduğumu öğrenince epey şaşırmış ve saygı duymuştu. Bütün konuşma boyunca gülümsemeden ve heyecanlanmadan edemedim. Bu görüşme benim için çok özel bir anıdır, yüz yüze bile olmamasına rağmen onu çok iyi tanıdığımı hissetmiştim: Hem fikirlerini hem duruşunu hem kalemini... Ona olan büyük saygımdan kitabı için doyurucu bir inceleme yapmalıyım diye düşünüyorum. Bu yüzden bu incelemeye saatlerimi, hatta günlerimi, ayırdım. Umarım inceleme hak ettiği değeri görür diyerek başlıyorum. Öncelikle "İncirlik Ağacı" ismini sorgulamakla başlamak gerek. Kitap 2 bölümden oluşuyor. Birisi -kitabın büyük bir bölümü de oluşturan- İncirlik Üssü (güncel ve tam adıyla 10. Ana Jet Üs Komutanlığı), diğeri de sığınmacılar. İncirlik Üssü ve "ocağa incir ağacı dikmek"
Siyaset
İncirlik AğacıOrkun Özeller · Nergiz Yayınları · 2024136 okunma
7/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2025 37. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Mart 2025 00:00
Dikkat spoiler içerir. 2010lu yıllarda başlayan ve hala devam eden Suriye iç savaşı ile ilgili olarak yazılmış güzel bir araştırma eseri. Rusya'nın SSCB döneminden itibaren Suriye ile olan ilişkisi, Esad ile yapılan anlaşma neticesi ülkedeki faaliyetleri, 33 askerimizin şehit olmasına sebep olan hava saldırısı, ABD'nin YPG örgütüne destekleri, iç savaşın başında ABD ve ülkemizin eğit ve donat taktiği ama başarısız olması gibi konular anlatılıyor. Eski adı El Nusra yeni adı HTŞ olan örgütün İslib tarafında hakimiyet kurması, Rusya'nın bu örgütü terörist kabul etmesi, onları zorlaması, rejim birlikleri ile beraber kısaca alması, Astana ve Soçi anlaşmalarına rağmen ülkemiz ile arada yaşanan sorunlar anlatılıyor. Çoğu Doğu Türkistan'lı Türkistan İslam Partisi elemanlarının para karşılığı keskin nişancılım yapması, Kürtlerin ele geçirdiği bölgelerde Arap isimlerini Kürt isimleri ile değiştirmesi, devlet olacak gibi davranması, Barzani'nim yardımı, IŞİD elemanlarının hapisten çıkarılması ile kurulan yeni örgütler, bunların faaliyetleri, kurduğumuz üsleri terk etmek zorunda kalmamız, M4 otoyolu savunması ile ilgili konular, HTŞ'nin ılımlı hale getirilmesi çalışmaları, ABD ve Rusya'nın farklı amaçlarla benzer davranması ve bu hareketlerin ülkemiz aleyhine olması anlatılıyor. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri.
Suriye DosyasıErcan Çitlioğlu · Destek Yayınları · 20246 okunma
10/10
·238 syf.··
2023 17. kitabı
1995 yılında ilk baskısı yapılan Puslu Kıtalar Atlası İhsan Oktay Anar'ın ilk kitabı. Bendeki baskı kitabın 29.baskısı ve 2006'da basılmış. Dili eski Türkçe ağırlıklı olan kitap ilk sayfalarda sıkıcı gelse de sayfalar ilerledikçe bu dile alışıyorsunuz. "tui lucent oculi sicut solis radii sicut splendor fulguris lucem donat tenebris" Kitabı açtığımda bu satırlar karşıladı beni. Bu kelimelerin ne anlattığına ilişkin bir fikrim yoktu. Sonrasında ufak bir araştırma ile "senin karanlıktan uzak, erdemli gözlerin güneşin ışıkları gibi parlıyor." anlamına geldiğini öğrendim. Kiitapta hiç kimse baş karakter değil.Yazar dikkat çekici yan karakterlerle olayları birbirine çok güzel bir şekilde bağlamış. Olaylar M.S 1681 yılında İstanbul'da geçiyor.Puslu Kıtalar Atlası'nda temel olarak Uzun İhsan Efendi ve oğlu Bünyamin'i görüyoruz. Dünya'yı dolaşmak isteyen ve bunu zihninde gerçekleştiren Uzun İhsan Efendi gördüklerini satırlara döküyor ve okuduğumuz kıtaba da ismini veren Puslu Kıtalar Atlası'nı yazıp oğlu Bünyamin'e veriyor. Bünyamin yaşadığı zorluklarda kitabı açıp bir cümle okuyor ve çözüm bulmaya çalışıyor. Yazarın kitapta bahsettiği Rendekar Descartes'tır. "gördüğün her şey benim düşüncemden ibaret. Bunu sakın unutma. Zihnimle bütün olaylara yön verebilirim. eğer ister ve düşünürsem, şu gemiyi içindekilerle birlikte yok edebilirim. Rendekar doğru mu söylüyor ? "düşünüyorum öyle ise varım" oldukça makul. Fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar. Düşünen bir adamı düşlüyorum. Düşündüğümü bildiğim için ben varım.Düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da var olduğunu biliyorum. Böylece o da benim kadar gerçek oluyor. Bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor. Düşündüğünü düşlediğim bu adamın beni düşlediğini
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,9bin okunma
10/10
·360 syf.··
Beğendi
·
2024 237. kitabı
" Off The Record" Yavuz Donat Kitabı. Söyleşi: Şebnem Bursalı. Yavuz Donat, 1942 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de okudu. AİTİA'ni bitirdi. 1963 yılında öğrenciyken Ulus gazetesinden gazeteciliğe başladı. Akşam gazetesi, Tercüman gazetesi, Meydan ve Milliyet gazetelerinde muhabir, yazar ve Ankara temsilcisi olarak görevler yaptı. 1998'den bu yana Sabah gazetesinde yazarlık yapmaktadır. Şebnem Bursalı, 1972'de Aydın'da doğdu. Ankara Üniversitesi iletişim Fakültesi gazetecilik bölümünden mezun oldu. TRT, Yeni Asır, Takvim gazeteleri, ATV'de görev aldı. Sabah gazetesinde çalışıyor. Yavuz Donat tüm Türkiye'nin tanıdığı bir gazetecidir. Şebnem Bursalı nehir söyleşisi şeklinde hazırladığı, bu biyografik eser ile Yavuz Donat'ın medya mahallesi'ndeki 56 koca yılını onun ağzından satırlara dökmüştür. Yavuz Donat Türk siyasi hayatını takip eden önemli gazetecilerden birisidir: bu nedenle 56 yıllık süre içerisinde, siyaset adamları, parti genel başkanları, darbelerdeki üst düzey komutanlarla hep ilişki içerisinde olmuş, Ankara'nın havasını kendine has üslubu ile gazetedeki köşesinden halkımızla buluşturmuştur. Söyleşiyi yapan iki tarafında gazeteci olması dolayısıyla, sorular kısa cevaplı olsa da Şebnem Bursalı, Yavuz Donat'ın elindeki belgelerden de faydalanarak, yaşananları uzun bir metin haline getirmeyi becerebilmiştir. #Kitapşuuruinsanlıkşuurudur.
Off The RecordŞebnem Bursalı · Turkuvaz Kitap Yayınları · 201967 okunma