Hücremde bir parça sükûnet ararken, zihnim cenk meydanında süvarisi ölmüş, kan ter içinde, yaralı bir doru at gibi oradan oraya savruluyor, yalpalıyor. Cenk meydanında kendimi arayıp duruyorum.
Sordular: «Söyleyiniz, nedir en büyük cihad?»
Toprağa bağlı cenkler öz gayeye bahane;
Cihadlardan biri var... Ekber Cihad... Ya o ne?...
Hikmetli sahabîler düşündü uzun uzun;
Dediler ki: Cevabı sizdedir sorunuzun!
Buyruldu: «Tek kişinin teke tek çarpışması...»
Yakasına nefsinin, dört elle yapışması...
Yoksa milyonla ferdin milyonla cengi değil!
Düşmanın kalbindedir; eğil, nefsine eğil!
Gör ki, bütün iş, nefsin hisarına girmekte,
Allah nuruna engel, duvarı devirmekte...
Nefs, yol vermez bir kale, düşürülmez bir bölge,
Üstüne kum döktükçe hep üste çıkan gölge...
Bin pençeli bir şahin, yüz başlı bir atmaca;
Korkunç bir oyunu var: Ruhla köşe kapmaca...
Dış cenk... Şehid... Ölüp de ölmeyenler çevresi...
İç cenk... Veli... Ölmeden ölenlerin töresi...
Peygamberlik ilminin yolu bâtın demişler;
Sırrı O'nda, insanın, kâinatın demişler.
Soylu atlar üstünde, yağız, kır, beyaz, doru;
Dönüyorlar, asgardan Ekber Cihada doğru...