Bastırılan her şey yıkıcı bir şekilde gösterir kendini. İkinci dünya savaşında Almanya'nın korkunç ilkelliğini göstermesi buna örnektir Jung'a göre. Modern insanın sembollere verdiği olumsuz kayıtsız tepkiler de onun bilinçdışını yeraltına itmesidir. Böylece modern dünyanın insanı sadece batıl inançlardan uzaklaşmaz, maneviyat ile olan bağını da koparır.
Maalesef bu etki bizim ülkemizde de görüldü. Devlet daha yapıcı bir mücadele yerine top yekün bir ezberci yaklaşımla müdahil olunca, eşkiya denilen gruplaşmalar büyüdü büyüdü içimize kadar girdi.
Aylımcılık yaratılmalı, kin olmalı, nefret olmalı, öfke olmalı, savaș yaratılmalı, nifak tohumları beslenmeli, sevmemeli insanlar birbirlerini, kardeș kavramı olamamalı; olmamalı ki, savaș ticareti gelișsin, silah satıșını arttırsın; olmamalı ki, șu anda dünyadaki mevcut silahlarla insanlık yok edilsin (var olan silahlar dünyayı 17 kez yok edecek güçte). Silahı üreten güçlü kabul edilsin.
Ne acı değil mi… hepimiz çocuk yaşlarda belli saflara tutunduruluyoruz. İnsanın sahip olduğu değeri sevmesi, yüceltmesi elbette güzel, ama kendisi gibi olmayana elini uzatmayacak, sarılıp kucaklaşamayacak kadar düşmanlaştırılması ne acı 😣
İnsanların konumlandırmaya çalıştığı yerden sıyrılabilmişsin ne mutlu sana ☺️ Sadece önyargıların yıkılması değil ciddi anlamda bir insan ve kültür sempatisine yol açtığını buradan hissettim yolculuğununuzun. 🌸
Kitap 1969 senesi ve öncesindeki Diyanet islerinden bahsediyor. Dolayisiyla cümle o zamanin iskence çektiren diyanet (!) islerine göre yapilmis bir yorumdur
“Hayatta her şey emek ister. İnanmaktan vazgeçmemek gerekir. İşte bunun için önyargının duvarlarını yıkmalıyız ve bu yürek ister. Yürek sahibi olabilmek için korkuya hâkim olmak gerekir. Böyle uzar gider. Hayatımızla barışık olmalıyız. Hayatla aynı tarafta olduğumuzu unutmamalıyız. Hayat da iyileşmek ister. Ona yardım etmeliyiz!”