"Çok dinliyorsun, çok fazla kahve içiyorsun, yabancı odalarda çok uzun oturuyorsun, gereksiz şeylere çok fazla kafa yoruyorsun, çok fazla umutlanıyor,
kendini çok fazla avutuyorsun."
Mutluluk arzuda değil, arzunun yokluğundadır, daha kesin bir ifadeyle; içinde yuvarlanmak, mahvolmak, yok olmak, haykırmak istediğimiz bu yokluktan duyduğumuz coşkudadır.
Mutluluk, ödüllendirilmesi gereken bir servet değil, bir düşünce biçimi, ruh hali. Bunalımlı zamanlarımız elbette olacak ama saatlerle hesaplanmayan, sonsuzluğa akan başka zamanlarımız da olacak. Onun tebessümünü yakaladığımda bileceğim ki birlikteyiz, bu yolda yan yana yürüyoruz ve hiçbir fikir ya da düşünce çatışması aramıza giremeyecek.
Umudun mutsuz kişilikleri hiçbir zaman anımsamanın mutsuz kişileri gibi acı çekmez. Umutlu kişilikler daima daha umut verici bir hüsrana sahiptir. Bu nedenle en mutsuz olanı daima anımsamanın mutsuz kişilikleri arasında aramak gerekir.
Bizi en katlanılmaz acılarımızdan kurtaran şey, mutsuzluk içinde olduğumuzu "algılamayan" "başkaları" için yeterince yalnız sayılmadığımız, terk edilmiş ve yalnız olma duygusudur. Bu anlamda, mutluluk dakikalarımız bazen, yüzüstü bırakılmışlık duygusuyla içimizin kabardığı, içimizde sonsuz bir acının dalgalandığı dakikalardır. Yine aynı anlamda mutluluk, mutsuzluğumuzun merhamete gelmesinden başka bir şey değildir.