Mutlu muyum? Mutsuz muyum? Mutluluk ne demek? Mutsuz değilsem içimde bitmek bilmeyen bu arayış ne? Uzun İhsan Efendi gibi ifade edecek olursam; "Düşünüyorum, dolayısıyla varım. Ama ben kimim? "
Bunca yıldır okuduğum en naif, en benzersiz, en gerçek, en hayal, en en en kitap. İçimizdeki bir şeylerin arasında kalma hali gibi. Gece ile gündüz. Uyku ile uyanıklık. Varlık ile hiçlik. Rüyayla gerçek. Dahası Tarih ve Edebiyat. Felsefe ile Dünya. Hatta Coğrafya. Ve birbirine görünmez iplerle bağlı fantastik karakterler.
Kitabın muhteşem bir akışı var. Hikayeler değişirken, karakterlerin birbirine dokunuşu her defasında içinizde bir yere çizik atıyor. Ali Said Çelebi gibi "bende mi düşüm" diye düşünecek kadar kırılıp yine de kendini düşe kaptırırken, Arap İhsan'ın mertliğine, korkusuzluğuna hayran kalıp gerçek ile yüzleşiyorsun.
Sonra Bünyamin. Babasının kendine verdiği Atlası, sanki fal gibi kullanan, kaderin, geleceğin ve hikayenin sonunu hiçbir zaman bilemeyeceğimizi her adımında yüzümüze çarpan, bütün güçsüzlüğüne rağmen vazgeçmeyen oradan oraya savrulan en gerçek düş Bünyamin. "Zaten görülen ve görülmeyen bütün düşler bu karanlığın ta kendisi değil miydi?" diye karanlıkta puff diye kaybolan Bünyamin.
Elime bu kitabı alıp, "lütfen sende oku" demek istediğim halde, neden okumalıyım diye soracak olursan, gerçekten bilmiyorum. Belki bir mucizeye tanık olmak istersin. Kimbilir belki kaybolmak istersin yada bulunmak. Çünkü bu kocaman bir sır.
Kendi adıma söyleyecek olursam, bir türlü kendi yolunu bulamadığını düşünen, Tanrı yla ortak dertlerimiz olan, çok sevdiğim birinin tavsiyesiyle okudum bu kitabı.
Şimdi düşünüyorum da, acaba ben düşündüğüm için mi siz varsınız? Yoksa siz düşündüğünüz için mi ben varım? Yada ben var mıyım? Peki siz, siz var mısınız?