Tella, Dante’nin yanında iyi sözcüğünün sönük kaldığını düşünüyordu. İnsanlar iyi kelimesini gece nasıl uyuduklarını ve fırından yeni çıkmış ekmeği anlatmak için kullanırlardı. Dante daha ziyade ateş gibiydi. Kimse ateşi iyi diye tanımlamazdı. Çocukların oynamamaları için uyarıldıkları, sıcak ve yakıcı şeylerdi ateşler.
Yine de Tella bir an bile ondan sakınmayı aklının ucundan geçirmemişti. Eskiden bir kızın, beraberinde kendisini yok etme gücünü de verdiğini bilmesine rağmen, kalbini bir oğlana kaptırması fikrini saçma bulurdu. Tella’nın başka delikanlılarla takas ettiği şeyler olmuştu ama kalbi bunlardan biri değildi; ne var ki, şu anda kalbini Dante’ye bırakmak gibi planları olmamasına rağmen bir insanın farkına bile varmadan yüreğini yavaş yavaş başka birine nasıl verebildiğini anlamaya başlıyordu. Yalnızca bir bakışın ya da Dante’nin az önce onunla paylaştığı gibi nadir rastlanan savunmasız bir anın, kalbin küçük bir bölümünü çalmaya nasıl yettiğini fark ediyordu.