Peygamberler sultanı, Allah'ın övüp yücelttiği şahsın efendim!(2)
Çaresizlere sürekli bir dayanaksın, efendim!Allah'ın "Le emrük"³ fermanıyla yüceltilensin, efendim!Allah'ın yüce meclisinde en önde bulunan sensin, efendim!Sen Ahmet ve Mahmut ve Muhammed'sin, efendim!
Sayfa 1005 - (2)Şeyh Galib'in meşhur na'tının ilk kıtası.|| (3)Burada Hicr suresinin “(Ey Muhammed) ömrüne and olsun ki..." diye başlayan 72. ayetine işaret edilmektedir. Ayetin meali: "Ömrüne and olsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde kör, sersemdi·Kitabı okuyor
"Efendim dedi ortalığın hali malum. Devir bizi karı kızlarımızı çalıştırmak zorunda bıraktı. Ne diyelim bu da geçer ya hu demekten başka elimizden bir şey gelmiyor ki."
Kumkapı'da çadır kurmuşum "Gereği Düşünüldü" müziklini oynuyorum. Çadır aşırı kar yüküne dayanamayıp kısmen çöktü. Kısa bir süre içinde onarmam gerekiyordu. Yeterli ekonomik güce sahip değildim. Aklıma Başbakan'dan yardım istemek geldi. Başbakan, Süleyman Demirel'di. Randevu aldım, gittim yanına. Sıcak karşıladı beni. Durumu anlatım kendisine, "böyleyken böyle," dedim. "Onarımı gerçekleştirip tekrar perdemi açabilmem için paraya ihtiyacım var. Bunu bir bankadan kredi olarak almak istiyorum, bana yardımcı olabilir misiniz?.. " Biraz düşündü. Sağa sola gerdan kırdı. Alt dudağını düşürdü ve başladı yayık yayık konuşmaya. "Bu kredi sana çok pahalıya mal olur. Ödeyemezsin, belin bükülür. Gel şöyle yapalım; parayı sana ben vereyim. Geri ödemen de gerekmez. (Bundan 20 yıl önceki bir paradan söz ediyoruz. Miktar 200 milyar TL) Sevdiğim bir sanatçısın. Sana katkıda bulunmak beni de mutlu eder." Daha ben cevabımı vermeden yanı başındaki telefonu kaldırdı ve özel kalem müdürüne "Bana çek defterimi getir," dedi. Odada sessiz bir beklemedeyiz ikimiz. Gözlerini devire devire beni izliyor, ben de henüz soğumamış çayımı haşlana haşlana yudumlamaya çalışıyorum. Teklif ettiği parayı ondan kabul edip almam mümkün değil. Ne var ki, bu "nazik" teklifi onu kırmadan nasıl geri çevireceğim?.. Az sonra çek defteri ulaştı kendisine. Tam çeki yazacak, "Efendim," dedim. "Eğer yanlış anlayıp darılmazsanız, ben teklif ettiğiniz ve geri almayacağınızı söylediğiniz bu parayı sizden alamam. Özür diliyorum ama bunu yapamam." Alt dudağı daha da düştü çenesine, gözleri büyüdü. Başı geri gitti. Gerdanı bir iken iki oldu. Şu soruyu sordu: "Niye almıyormuşsun, sebep ne?.. " Cevabım hazırdı, "Ben sizin partiliniz değilim. Görüşlerimiz farklı. Hem bu parayı alacak olursam, sizi özgürce eleştiremem."
Ankara'da Tuncer Cücenoğlu'nun yazdığı "Dosya" adlı bir oyun oynuyoruz. Yerden yere vuruyoruz Özal'ı. Eşi Semra Hanım ile birlikte el ele oyunumuzu izlemeye geldiler. Oyun bitiminde de kuliste bizi kutladılar. Ben biraz günah çıkaracak gibi oldum:
"Boş ver!" dedi. "Sanatçının vazifesi muhalefet etmektir." Ertesi gün beni Başbakanlık Konutu'na kahvalhya davet etti.
Bu kahvalhya gittim. Tek bir not aktaracağım size:
Sekreteri yanımıza geldi, "Efendim," dedi Özal'a, "Genelkurmay Başkanımız arıyorlar... " Özal’ın cevabı şuydu: "Sonra arasınlar. Şimdi bir sanatçıyla, Levent'le kahvaltı yapıyorum."
“İş, gönüller rahat olsun değil mi efendim? İnsan yurduna ve amirlerine faydalı olduğunu bir an için vicdanının köşesinde hissetsin. Yeter efendim yeter, yeter. Gözlerimi kaparım vazifemi yaparım.”