Bir çok erkek için de geçerli!
Kişilerin sınıfları üzerindeki dolaylı etkilere değil, kişiler üzerindeki doğrudan etkilere bakmayı öğreten kadınlara verilen eğitim -ki bu, bir anlayış eğitiminden çok bir düşünce eğitimidir- ile tüm yaşamları boyunca onlara aşılanan alışkanlık, onların hayırseverlik ya da yardımseverliğin herhangi bir biçiminin nihai kötü eğilimini görmelerini engeller ve bunları kabul etmekte onları isteksiz kılar. İnsanların yaşamlarını kendi ellerinden alan ve kendi eylemlerinin hoş olmayan sonuçlarından onları azat eden aydınlanmamış ve dar görüşlü iyiliğin büyük ve devamlı artan kütlesi, hem bireysel refahın hem de sosyal erdemin temel koşulları olan öz-saygının, öz-denetimin ve kendine yeterliliğin bizzat temellerini baltalar. Kaynakların ve iyilikle değil, kötülükle sonuçlanan iyicil duyguların israfı, muazzam bir oranda kadınların katkılarıyla şişmektedir ve onların etkisi altında güçlenmektedir. Yine de kadınlar, büyük ölçüde, hayır işlerinin uygulamalı idaresinden sorumludurlar. Kimi zaman, kamusal bağışları idare eden kadınlar -erkeklerden özellikle üstün oldukları mevcut gerçeğe yönelik o anlayış ve doğrudan ilişkide olduklarının zihinlerine ve duygularına yönelik o dürtüyle- verilen sadakaların ya da sağlanan yardımın kişinin cesaretini kıran etkisini en açık şekilde bilirler ve bu konu üzerine çoğu kişiye erkek bir siyasal iktisatçı kadar ders verebilirler. Ancak, yalnızca para vermiş ve bunun ürettiği sonuçlarla yüz yüze gelmemiş kadınların, söz konusu sonuçları öngörmeleri nasıl beklenebilir? Kadınların mevcut yazgısına doğmuş ve ondan hoşnut olan bir kadının kendi kendine yetmenin değerini takdir etmesi nasıl beklenebilir? Kadın, kendi kendine yetmez; çünkü ona kendi kendine yetmesi öğretilmemiştir. Onun kaderi, her şeyi başkalarından almaktır ve onun için yeterince
Sayfa 150·Kitabı okuyor
Alıntı
Arkadaşım (Hz. Ebû Bekr [r.a])'dan sonra aranızda ben kaldım. Ben sizinle imtihan ediliyorum, siz de benimle imtihan ediliyorsunuz. İşleriniz ancak (tarafımdan atanacak) emin ve ehil görevliler vasıtasıyla yürütülecektir. Eğer onlar işlerini güzel yaparlarsa, kendileri de güzelce karşılık göreceklerdir. Ama eğer işlerini kötü yapacak olurlarsa, onların canlarını muhakkak acıtırım. HZ.ÖMER
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
zâyi olurken gönüller ehil olmayan ellerde umutsuzluk tehlikeli ve yasaktır, çünkü yavaşlatıyor hâllerin yaklaşmakta olanı
Sayfa 44
Şiir
İnsan, nur-u iman ile a'lâ-yı illiyyîne çıkar; Cennet'e lâyık bir kıymet alır. Ve zulmet-i küfür ile, esfel-i safilîne düşer; Cehennem'e ehil (olacak) bir vaziyete girer. Çünki iman, insanı Sâni'-i Zülcelal'ine nisbet ediyor; iman, bir intisabdır. Öyle ise insan, iman ile insanda tezahür eden san'at-ı İlahiye ve nukuş-u esma-i Rabbaniye itibariyle bir kıymet alır. Küfür, o nisbeti kat'eder.
Sonuç olarak büyümekle yavru kalmanın, insan olmak ile özneleşememiş bir nesne olmanın çelişkisidir bu. Diğer bir deyişle büyümenin ve özne olmanın, hukuki dildeki medeni ehliyete benzer şekilde sosyal olarak artık ehil olmaya başlamanın bir sonucudur. Yaşıyorsan büyürsün, büyürsen yitirirsin. İkinci kısım yani fark etme ilkinin yani yenilginin ve vazgeçmenin acısını da içerir. Yitirdiğinin farkında olmayı, aslında zaten yitirmiş olduğunu. Üçüncü ve ilk ikisi ile ilişkisini sürdüren ve diğerlerini niteleyen ve Freudyen açıdan asıl olan tema ise bu hem yitirmenin kaçınılmaz olduğu hem de yitirmeye direnmenin de başka bir yitirme ile bedellendirildiği gerçeğinin fark edilmesidir. Lacancı psikanaliz daha çok üçüncüyü tema, ilk iki kısmı ise kader travma olarak görüp bütünü vurgular. Aslında Lacancı yaklaşım, tam da bir nitel analiz yaparak Freudyen öyküden uzaklaşmış ancak öyküyü kısmen içeriksiz de olsa çocuk öznenin trajedisi, üçlemenin yaşantılaması olarak yeniden yazmıştır.
Ejder Akgün Yıldırım·Kitabı okuyor
KiTaPHaNe
İÇİMİZDE KURTULMUŞ DEĞİLİZ Kİ...
5 Şubat 1983... “İstikbal İslâmındır” mevzuu; güvendiği gence bu mevzuda yaptırdığı etüd... Doktor Kusto... Profesör Roger Graudy... Üstadım devam ediyor: “Bu, siyasî aksiyon şeklinde belli olmaz... Tıpkı şöminenin yanması için şu ateşi elde edinceye kadar ne zahmet çektik bugün... Hele temel... Büyük... Fikrî sahada olur hidâyetler çoğalır, şu olur, bu olur... Yarı aksiyoncu bir adam harekete geçer; dernekler, kulüpler filân... Böyle olur... Bir ân gelir iş büyük aksiyona dönebilir... Bu mânâda Avrupa’da bir bâtınî hazırlanış olduğuna kaniim... Farkında olduğumuz, olmadığımız... Bâtınî, iç hazırlanış olduğuna kaniim... Bu arada biz her zaman olduğu gibi, İslâm’ın hakikatinin üstüne küf üstüne küf buluyoruz... Ve gazeteler yapamıyor... İçimizde kurtulmuş değiliz ki, başkalarını kurtarmaya ehil olalım... Başkası var mı?”
Yevmiye: Gazetelerin Hâli, ″DÜMDÂR KILIÇ KUSTO″ başlıklı 8 Haziran bölümü, İBDA Yayınları
Gazeteler