Tren ilerliyor şairlere, ölümlere aldırmayarak
Sevdiğim şairlerin çoğu intihar ediyor sonunda
Ölümü bir yaşam boyu gözaltında tutmuş gibi...
Ama her gün herkes intihar etmiyor mu şu dünyada?
Bir genç kız, duraklarda bekleterek sevgilisini,
Müdürünün önünde el pençe divan durarak bir memur
Sahte gülücükler, yalan dolanlar, üleşmelerle
Binlerce insan intihar ediyor farkında olmayarak.
Ve tren ilerliyor, kara bir yılan gibi, yalpalayarak.
Bir denizde hesabsız cevherlerin aksamıyla dolu bir definenin bulunduğunu farzedelim. Gavvas dalgıçlar, o definenin cevahirini aramak için dalıyorlar. Gözleri kapalı olduğundan el yordamıyla anlarlar. Bir kısmının eline uzunca bir elmas geçer. O gavvas hükmeder ki; bütün hazine, uzun direk gibi bir elmastan ibarettir. Arkadaşlarından başka cevahiri işittiği vakit hayal eder ki; o cevherler, bulduğu elmasın tâbileridir, fusus ve nukuşlarıdır. Bir kısmının da kürevî bir yakut eline geçer; başkası, murabba bir kehribar bulur ve hâkeza... Herbiri eliyle gördüğü cevheri, o hazinenin aslı ve mu'zamı itikad edip, işittiklerini o hazinenin zevaid ve teferruatı zanneder. O vakit hakaikın muvazenesi bozulur. Tenasüb de gider. Çok hakikatın rengi değişir. Hakikatın hakikî rengini görmek için tevilata ve tekellüfata muztar kalır. Hattâ bazen inkâr ve ta'tile kadar giderler.
Antonio José Bolívar Proaño, takma dişlerini çıkarıp mendiline sarmaladı ve bu trajediyi tetikleyen gringoya, Belediye Başkanı'na, altın arayıcılarına, canından çok sevdiği Amazon Ormanı'nın bekâretine göz diken herkese lanet okudu; sonra palasıyla kestiği kalın bir dalı baston gibi kullanarak El Idilio'ya, barakasına ve birbirinden güzel sözcüklerle aşktan bahsederek insanların ne kadar barbar olduğunu ona unutturan romanlarına doğru yola koyuldu.
2006 yılında Albay Muammer Kaddafi ile yapılan bir sohbette Amerikalı tarih profesörüne Washington’a iletmesi için verdiği mesaj şuydu:
“Hep İran’dan endişeleniyorsunuz, sanki dünyaya karşı esas tehdit onlarlarmış gibi. Esas tehlike, tüm sıkıntılarınızın, tüm bu terörizmin, tüm bu radikal şiddetin kaynağı Suudi Arabistan‘dır. El-Kaide ve diğer terörist örgütleri kuran ve eğiten Suudilerdir. Tüm Müslüman dünyasını size karşı kışkırtmaya çalışan da onlardır.”
Ne yapsam nafileydi artık. Bundan sonra, gözlerimin bebeğine yapışmış bir resim gibi yalnız o duracak, bütün dünya onun etrafında mânâsız bir gölge ve bulut âlemi gibi akıp gidecek.
Usame (ra)'dan Rasûlullah (sav)'in şöyle dediği rivâyet edilmiştir:
"Kıyamet günü bir kişi getirilip cehenneme atılır da bağırsakları derhal karnından çıkar. Sonra o kişi bağırsakları etrafında değirmen merkebinin değirmende döndüğü gibi döner. Bunub üzerine cehennem halkı da o kişinin etrafına toplanıp:
"Ey filan! Halin nedir? Sen bize iyilikle emreden, bizi kötülükten nehyeden değil miydin?" derler. O da: "Ben size iyiliği emreder ama kendim yapmazdım, münkerden nehyeder de kendim işlerdim." diye cevap verir."