Hayatını acı çektiği için değil, acıyı dindirmenin bir yolu olmadığına kendini inandırdığı için bitirmek istediğini anlamıştı. Hem depresyonu yaratan şeydi hemde korkuyla umutsuzluk arasındaki ayrımdı bu.
Ah keşke bu korkunç kışın sessizliğini ebediyen geride bırakmış olsak! Şimdi seni yeniden bulduğuma göre, yaşam, düşünceler, ruhlarımız, her şey bana güzel, sevilesi ve hiç tükenmeyecek kadar bereketli görünüyor.
Hüzün hissetmek istedi, kaybettiği bir duygunun hüznünü ama doğruda durabilmiş olmanın huzuru o hüznü silip geçti. Çünkü birlikte olmayı seçtiğimiz insan, derinliğimizin, temizliğimizin ölçüsü, kimliğimizin özüydü.
Bir düşünceyi iki zıt ucuyla düşünebiliyorsan ve tüm zıtlıklarını hesaplayabiliyorsan ancak o zaman gerçekten anlayabilirsin. Fikrin bir ucunda durmak sadece dengeyi bozar, o fikri öldürür. Fanatiklerin sorunu da budur, öldürürcesine inandıkları fikre sadakatleriyle ihanet ederler aslında. Ortada durmayı beceremiyorsan fikri öldürürsün. Peki nasıl ortada durmayı öğreneceğiz?! Nasıl o incecik, belli belirsiz çizginin üstünde, dengede, cambazlar gibi durup inandığımız her şeye hakkını vereceğiz?