Ahmet Ümit, en sevdiğim yazarlardan biridir. Bu kitabını da çok büyük bir merakla okumaya başladım. Bir öykü kitabı olduğunu bilmiyordum. Kitabın içinde 15 adet öykü bulunmakta. Bu kitap okumuş olduğum ilk, polisiye öyküleri içeren kitap oldu. Öyküler gayet güzeldi fakat inanılmaz derecede eksiklikler vardı. Her bir öykü bir roman olabilme niteliğindeydi, bence. Yapılması gereken çokça betimleme ve ayrıntı vardı. Bir öykü kitabı olunca ayrıntı aramak maalesef ki imkânsız. Kısa oldukları için aradığım hazzı bulamadım ama yine de zevkle okudum kitabı. Kısa ve akıcı bir kitap okumak isterseniz, bu kitap tam sizlik!
Keyifli Okumalar! :)
Zülfü Livaneli kalemini gerçekten çok sevdiğim bir yazar, eserlerini çok severek okudum ve okumaya devam edeceğim. Daha önce Huzursuzluk ve Kardeşimin Hikayesi okumuştum. Serenad, okumayı çok istediğim, uzun süredir okuma listemde bulunan bir kitaptı. Beklentim yüksek bir şekilde okumaya başladığım kitap, beklentimi yeterince karşılamakla birlikte beni hüzne boğdu ve bazı bölümlerde gözyaşlarımı tutamadım diyebilirim.
Maximilian Wagner, İkinci Dünya Savaşı yıllarında, Yahudi olan eşi, Nadia ile Yahudi soykırımından kaçarken eşini kaybetmiş ve en sevdikleri “Serenad” adlı eseri çalmak için kalkıp tekrardan İstanbul’a gelmiş olan bir profesör. Profesör, bu yolculuğunda ona eşlik edecek ve ona tekrardan hayat verecek olan Maya ile tanışır. Profesörün isteği üzerine bir kış günü, Şile’ye giderler. Kemanını çıkarıp denizin önünde “Serenad” adlı bestesini çalmaya başlayan Wagner, Maya’yı hayretlere düşürür. Ve ona, bunun nedenini açıklamak ister. Olayları Wagner'dan öğrenen Maya, araştırmaya başlar. Bu araştırma ile hem Wagner’nın neler yaşadığını hem de kendi aile geçmişi hakkında bilgiler edinir. Batan bir gemi, ölen insanlar, arkada kalan hatıralar… Maya, araştırmaları sonucu üç adet kadının hayatı hakkında insanı heyrete düşürecek olan bilgiler edinir. Üçünün de kaderleri benzerdir. Sürekli birilerinden kaçan, ismini, dinini, dilini değiştirmek zorunda kalan insanlardır, bu kadınlar.
Karakterleri tek tek ele almayı çok isterim: Maya, okuduğum kitaplar arasında uzun zamandır aradığım "güçlü kadın" izlenimini bırakan bir karakter. Kendi ayakları üstünde durmaya çalışan, oğlu, Kerem için her türlü zorluğa katlanabilecek bir kadın, bir anne. Max ise kalbimi kibar oluşu ile kazanmış, yaşadıkları onca olaydan sonra sarılmak isteyeceğim, beni ağlatan bir karakter. Max'i nasıl hayal
Kırmızı Saçlı Kadın, Orhan Pamuk ile tanışmamı sağlayan bir eser oldu. Kitabı çevremdeki çoğu insandan duymam, hakkında güzel yorumlar almış olmamdan dolayı çok büyük bir beklenti içerisinde okumaya başlamıştım. Fakat kitap beklentimi karşılayamadı. Belki bu kadar büyük bir beklentiye girmiş olmamadan kaynaklıdır, bunu bilemem.
Kitap, Cem adındaki bir liseli öğrencinin, babasının onu ve annesini bırakıp gitmesinin ardından kendi ayakları üzerinde durma çabası ve bu serüvende yaşadıklarını anlatıyor. Kuyu kazma işinde usta olan, Mahmut Usta'nın yanında çırak olarak işe başlayan Cem, tesadüfen karşılaştığı Kırmızı Saçlı Kadın ile tekrardan karşılaşmak onu bir kez daha görmek için bazı riskler alıyor. Bu risklerin Cem'e neler getirdiğini öğrenmek için kitabı okumak gerekiyor.
Kitabın diline gelecek olursam: Okurken zorlandığım bir kitaptı. Olaylar o kadar hızla gerçekleşiyor ki bir sayfayı bile anlamadan okursanız çok şey kaçırmış oluyorsunuz. Çoğu olayın birbiri ile bağlantılı çıkması beklenen bir şeydi. Hatta sonunu bile bile okudum diyebilirim. Kitabının adını duyduğum zaman daha gizemli ve daha merak uyandıran bir eser olacağını düşünmüştüm.
Tekrardan okur muyum? Hayır. Fakat vakit geçirmek için ideal bir kitaptı. Kitapta anlatılan efsanelere bayıldım. Çoğu yeni bilgi edinmiş oldum. Kültür seviyenizi arttıracak bir kitap. Orhan Pamuk'un diğer eserlerini de merak ediyorum doğrusu. Umarım onları da okumaya fırsatım olur. Bu kitabı ben çok beğenemedim belki siz okuyup beğenirsiniz.
Keyifli Okumalar! :)
Felatun Bey ile Rakım Efendi, 1875 yılı, Tanzimat Dönemi’nde Ahmet Mithat Efendi tarafından kaleme alınmış romantizm akımının etkisinin izlerini taşıyan bir eserdir. Kitap, dönemin şartlarına bakıldığında gayet başarılı bir kitap olmakla beraber, yanlış batılılaşmayı konu alan bir kitaptır.
Kitabın konusuna gelecek olursam. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere iki ana karakterimiz var. Kitapta geçen olayların hepsi bu iki karakter, arkadaş arasında dönüyor. Bu iki arkadaş bir yerlerde denk geliyorlar ve biz onların konuşmalarına, başlarına gelenlere şahit oluyoruz.
Felâtun Bey, diğer adıyla Platon, yanlış batılılaşmanın örneği olan karakterimizdir. Kendisi oldukça kibirli, gösterişli, çokbilmiş bir kişiliğe sahiptir. Kitap, romantizm akımının etkisiyle yazıldığı için iyi-kötü çatışmasındaki “kötüyü” canlandıran kişidir. Yazar çoğunlukla aşağılar, Felâtun Bey’i. Diğer karakterimiz, Râkım Efendi ise oldukça bilgili, dürüst, tokgözlüdür. O da “iyiyi” canlandırmıştır. Yazar ise onu çokça kez över, iyi bir insan olduğu için.
Kitap hakkında yorumlarım ise şöyle olacak: Kitap keyifli bir kitaptı. Ona söyleyecek tek sözüm yok. Fakat yazarın araya girip olayları yorumlaması, sürekli kendi fikirlerini dile getirmesi beni çok rahatsız etti diyebilirim. Şöyle ki yazar sürekli olaylar karşısında bir yorumda bulunduğu için ben kendi yorumlarımı dile getirmekte zorlandım açıkçası. Yazar sanki beni köşeye sıkıştırdı ve yorum yapmama engel olmuş gibi hissettirdi. Ayrıca, yazarın kötü özellikleri aşağılayıp kendisinin adil davranmamış olmasını ben biraz garipsedim. “Yazarın adil davranmamış olması” ne demek? Kitap iki ana karaktere sahip fakat olayların çoğu Râkım Efendi’nin etrafında döndüğü için yazar, Felâtun Bey’in varlığını bazen unutmuş gibi hissettirdi bana. Kendisi de öyle hissetmiş olacak ki,
Nermin Yıldırım’ın okumuş olduğum ilk romanı oldu, “Dokunmadan”. Emin olun son kitabı olmayacak çünkü yazarın diğer kitaplarına karşı içimde büyük bir merak var. Nermin Yıldırım’ın kalemini ben çok sevdim.
Dokunmadan’ı yorumlayacak olursam: Kitabı okuyan arkadaşlarımdan aldığım görüşler ve internetten yapmış olduğum araştırmalar doğrultusunda ilk sayfalarda sıkılacak ve daha sonradan akıcılık kazanan bir kitaba başlayacaktım. Buna hazırlamıştım kendimi. Fakat hiç de öyle olmadı. İlk cümleden itibaren beni içine çeken bir kitap oldu. İlk cümlesi, “Öleceğimi öğrenince çok şaşırdım.” olan bir kitap, sizde merak uyandırmıyor mu? Ya da benim meraklı bir yapım olduğu içindir belki, bilemem.
Yapılan betimlemeler, psikolojik tahliller vs. beni bambaşka bir dünyaya götürdü. Ben kitaplarda yer alan betimlemeleri gerçekten çok severim çünkü okuduğum cümleleri zihnimde canlandırmama yardımcı olurlar. Bu kitapta da çokça betimleme vardı ve benim için artı yönde bir etki yarattı.
Size şok etkisi yaratan eserleri seviyorsanız eğer bu kitap tam size göre. Örneğin, kitap başlarında anlatılan olaylar birkaç sayfa sonra açıklaması ile anlatılıyor ve sizin aklınıza gelen çoğu tahmin yok oluyor. Şahsen benim için öyle oldu. Mesela Adalet’in hayali arkadaşlara sahip olduğunu biz sonradan öğrendiğimiz için Adalet, bize bunu anlattıktan sonra bir boşluğa sürüklüyor bizi. Kitabı okurken, birkaç dakika kitabın kapağını kapatıp okuduğumu sindirmeye çalıştığım zamanlar oldu. Hatta bunu çoğu kez yapmış olabilirim. Adalet, olabilecek her ihtimali sıralarken nefesinizi tutup öyle okuyorsunuz kitabı. Daha sonra gerçek, acı verici bir şekilde vuruluyor yüzünüze.
Kim ne derse desin, kurgusu çok güzel bir kitaptı. Çoğu cümleyi çizdim. Rahatlıkla bu kitaptan çokça alıntı çıkardığımı söyleyebilirim.