• Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
    Sevgili Dost,
    O'nun adıyla başlamak, kalbe öyle bir kuvvet verir ki, meşguliyet ne kadar çetin, ne kadar girdaplarla dolu olursa olsun, sonsuz irâdenin emânetidir artık...

    Sevgili Dost
    Neden insanlar kendi çıkmazlarının ağrısını, başkalarının mutluluğuna gölge düşürerek dindirmeye çalışıyor? Neden kendimizi kabullenmek yerine, bir başkasının erdemine imreniriz.Her insan muazzam bir haritadır.
    Ruhun sarp yokuşları, olağanüstü manzarayı görmek içindir, dinginliği bulmak için göl kıyısında bir çakıl taşı ışıltısı, bir mısranın serinliği...Çöl kızgınlığında içimize attığımız adımlar, kimsenin görmediği asude ziyalar...

    Sevgili Dost;
    İnsan uçurumunu da sevmeli, yankının son bulduğu, sesine ses gelmediği anları da bilmeli...Ki O'nun görüntüsünü hissedebilsin, görüntüsüyle bile varolmanın o hiçbir ruha sığmayan derinliğine erişebilsin...Yalnızlık, O'nun Sonsuzluğu'dur Dost...Kendi sonsuzluğumuza, bir an gibiyiz...

    Sevgili Dost;
    Bir kuşun tevekkülüyle taşıyabilseydik bize verilenin direncini, ah bu azalmalar çağında, ölmeden olmanın izahı yok ve başıboş bir avuntudan öte değil bildiklerimiz...İçimiz dünyanın rengini alalıberi, bütün ubudiyet şerhleri terkeyledi bizi...Zamanın virgüllere tahammülü yoktu ve bitmemiş cümlelerle ahdi soldu...

    Sevgili Dost,
    Sızıyor anların dehlizinden, varlığın sırları...Azaldığı bir yanılgıdır zamanın, gün yarını büyüten bir annedir.Bìldim, asıl yokluk, varlığın kalbine inen vehimmiş.Bildim, ben'im dediklerim, zaaflarıma vefa imiş.Bildim bildiklerim sanrılardan bir dağ imiş, Bildim konuşmanın tadı susmakta pinhan imiş, Bildim bu zaman, sualsiz kabul değil, yanılgı mektebiymiş. Bildim, ilim ince bir hesap, varım diyene girdap, hiç'im diyene arkadan yırtılan gömlek imiş...

    Sevgili Dost,
    Masum görünen dünyevi bir heves zamanla hırsa dönüşür, sonrası hasettir, haset kalpte kini besleyen bir oluktur, kin büyüdükçe, şeytanın lâyık görüldüğü en bedbaht mertebeye, kibre dönüşür...Heveslerimiz hezimetlerimizdir...

    Abd makamına talip olmak için 'ben'i, her fırsatta kuyulardan çekip çıkarmak yerine, kuyunun derinine 'ben' keçesini sermeli...
    Bil ki ; hayret dahi, ilm-i vazifelerin ve yıldırılmamış bir iç muhasebenin ünsiyetine kanat geriyor...

    Sevgili Dost,
    İnsan hissettikçe kavrıyor içine sırlanan mucizevi sonsuzluğu...Belki de hepimiz kalbinde ki göğü arayan yılgın kanatlarız...Yahut yelesinde ki rüzgârı ayaklarında ki çatlaklardan bilen yılkı atlar...Yılkı cümleler yaralıdır Dost...Allah için sarfedilmeyen emek emânete eziyet,zahmettir. Oysa zahmetin Rahmete inkişafı, yâlnız kâlbin secdeden ayrılmaması ile mümkündür.

    Özledim…
    O umursamaz hallerinde bile
    İçinde ki çağlayanları görebilme mutluluğunu…

    Sevgili Dost,
    Samimi olandan daha tesirli bir söz, hakiki olandan daha derin bir cümle yoktur.
    Bazen ağır gelir içimizin boşluğu...
    Ansızın artar dozu şiirin...
    Zaman içimizi adımlar, meczup yangınıyla.
    Anlamak diye biri, üfler kandilini hecenin
    Zihnin pervazlarında tüllenir, o istihza...Çünkü gün batımı bir ayrışmadır artık, umursamaz ışığın, karanlıkla sırt sırta verişi.Göz kapanmazsa eger yaş kirpiğe takılır.
    Acı, bütün kirpikleri olgunlaştırır...Rahman’a azalan nefesinle şükredersin, biliyorum gececek Rabb’im dersin, daha büyük mucizelerin var senin…

    Sevgili Dost,
    Çocukken sokaktan geçen seyyar satıcının sesi hayatın neşe ile akıp gittiğinin emaresiydi. Şimdi hiçbirşey duymuyoruz içimizde ki uğultudan başka...Kent,hala iç sesimizi bastırabiliyorsa , acının adabını, hassasiyetin ve zerafetin hayatı kavrayan derinligini soldurmuşuz demektir… Başkalarının tebessümünü yitirmeye başlayınca azalıyor insan'' demişti annem...Şimdi anlıyorum, birinin tebessümünü yitirmenin, saf coşkuyu ve temelinde yatan ince sızıyı, o mukaddes hüznü özleyecek kadar uzak düşmek olduğunu...

    Sevgili Dost,
    Soluğunu kesen, hayatın üstüne örttüğü kanatları değil, ölümün lahuti sırları olsun...Nedir ki düş-ledigin şiir, özmısraların yanında?..İnan kendine ve bunun için başkalarının sana inanmasını bekleme!..

    Sevgili Dost,
    Şimdi her makas, her kumaşı lime lime ediyor,
    {S}özün sesi o kadar yüksek çıkıyor ki, özü susturuyor...
    Kıvrılalım h/içimize...
    Sessizlik ve ertesi,
    Tıkırdasın sonsuzluk tavan arasında...
    Kim dünü kapatmamıştır, yarının yarasına?..Bir içleniş kadarız, yankı bulursa sesimiz bir başka içsesin uçurumunda ne âlâ. An'ki izdihamdır, canı nefsinden ayırmaya izinli, biz dahi yitiğiz katremizde...

    Geçmişin hüzünlü sadeliği, bugünün aranan şiiriyse, hızla tükeniyor oluşumuzdan...Hüzün kendisinden azad eder insanı, mutluluk ise esir eder kendine...

    İnsan kendinden başlar özlemeye...Ağlıyor muydun?..O herkesin ilk iyilik hasadı, sesin miydi kanayan...

    Sevgili Dost,
    Benim binlerce düğümden yaptığım bir gemim vardı, benim...Alaboradan dümen, dümenden alabora...İçim gök benizli kuşların kanadında sallanan bez parçası, içim... Ölmek direnmekti ya, ölemedim...

    Sevgili Dost,
    Sonlar lûtuftur bazen,başlangıçlar azap...Ah o İlk anın derinliğiyle sürdürebilsek hayreti... Yargılarımızla bölmesek, keşkelere kurban etmesek...

    Sevgili Dost,
    Herşeyin azında ki lezzeti,düşlemenin hazzında dahi bulamazsın.
    Ne olmuş kelimesizsek...
    Birbirimizin kimsesiysek...
    Alışmaktan ziyâde ölüm yok Rabb'im demiştik...Fikrimiz fakirse de, merhamet et içsesimize...

    Ateş taşın ruhudur Dost!
    Göğün turabı ah'tır.

    İçimde kundurası delinmiş bir sağnağın ceziri ve Sen halâ ufka nazır bir avlunun kanat sesi, medd-i enisim, güzneva soluğumsun!..

    Sevgili Dost,
    Sen sana mı imreniyorsun
    Bilmez misin ellerim silik, gözüm görmüyor
    imrenen sensen imrenenilen de sensin! Elinden başka su verenim yok, dilinden başka söz edenim, ve gözünden baska ışık nicedir bilinmez oldu!...

    Sevgili Dost,
    Her insanın melekliğe ve şeytanlığa iştiyakla meyleden yanları vardır,mesele bizim hangisine yakınlık duyduğumuzla ilgilidir...Dakikalarca düşündüm üzerine, Araf’ı düşleyen halimizi düşündüm, düşlediğimizi bilmeden gece gündüz Arafa yaptığımız hazırlığı, durmadan köşeye attığımız belirsizliklerimizi, uçlara çekilmiş kimliklerimizi, ansızın uçuruma koşan ve tam boşluğa savrulacakken, kendi boşluğumuzdan yükselen vaadlerimizi…

    Takât, Aşk'ın terazisidir Dost,
    Titrer "Ya Hu!.." ölmeden evvel ölenlerin nefesinde...
  • "Mahkeme konusunda yanılıyorsun, yasanın giriş yazısında bu yanılgı ile ilgili şöyle denir: Yasanın önünde bir bekçi vardır. Köyden gelen bir adam bekçinin yanına gider, yasaya girmek için izin ister. Bekçi onu içeriye salamayacağını söyler. Adam düşünür ve daha sonra gelirse içeriye girip giremeyeceğini sorar. 'Olabilir,' der bekçi, 'fakat şimdi değil.' Yasanın kapısı her zamanki gibi açık olduğundan bekçi yana çekildiğinde adam büyük kapıdan içeriyi görebilmek için eğilir. Bekçi bunu fark edince güler ve şöyle der: 'Seni bu kadar çok cezp ediyorsa, yasaklamama rağmen içeriye girmeyi dene. Yalnız unutma: Ben güçlüyüm. Ve ben sadece en aşağı basamaktaki bekçiyim. Her salonda bir bekçi durur, her biri diğerinden güçlüdür. Üçüncü bekçinin görüntüsüne ben bile katlanamam.' Köyden gelen adam böylesi zorluklarla karşılaşacağını düşünmemiştir; aslında yasanın herkese ve her zaman açık olması gerekir, diye düşünür."
    Franz Kafka
    Sayfa 201 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / Dokuzuncu Bölüm: Katedralde
  • Sana bağlanınca düşmem sandım...
  • Bizler, ben, sen, o, herkes..
    Bazen hiç istemediğimiz halde bulunduğumuz yerden ayrılmak zorunda kalırız. Ya da kendi gerçeklerimizden kaçarız, bencilce davranırız ve geride bıraktıklarımızı önemsemeyiz..

    Hiç bilmediğimiz, hiç tanımadığımız yollar çıkarır hayat karşımıza. Bir şekilde uyum sağlamaya çalışırız ve sağlarız da. Ne kadar olur orasını bilmiyorum tabi. En azından yaşamak zorunda olduğumuzu biliriz. Bu kaybolmuşlukla başkalarının hayatına dokunur onları da kaybederiz.

    Bilmediğimiz insanlarla aynı yerde yaşamak zorunda kalırız. Hepimiz birbirimizden o kadar farklıyızdır ki.
    Bilinmeyiz, anlaşılmayız, anlatmayız...

    Heh işte bir de aramızda muhakkak biri olur ki o da umutlarıyla yaşar. Her gün bıkmadan usanmadan amacına ulaşmaya çalışır. Bu süreçte ölmekten korkar.. Çünkü tek bir hayalini de gerçekleştirmeden ölmek istemez. Özgür olmak ister! Yaşamak ister... Ama bazen sadece istediğiyle de kalır. Her şey mutlu sonla bitmeyebilir di mi?

    İçimizde biri olur, koşulsuz sevginin nasıl olduğunu gösterir bizlere. Sevilmeyeceğini bildiği halde sever. İçi nasılsa dışı da öyle siyahlara bürünür. Bekler, sadece bekler. Ama neden? Kaybedecek bir şeyin yokken neden sadece beklersin ki?

    Onca farklılığın arasında bile geçmişten hatıralar bulabiliriz. Geçmişin ne zaman ve nerede peşimizden geleceği belli olmaz. İstediğin kadar uzağa kaçsan bile bir gün hiç beklemediğin bir an gelip seni bulabilir. İşin garip tarafı da sen her şeyin aynı olacağını sanırsın. Ah ne büyük yanılgı. Bir insan yaptığı hatalardan ve kendi büyük benciliğinden sonra karşı tarafın onca yıl geçmesine rağmen aynı olmasını nasıl bekleyebilir ki? Az önce dedim ya size “ah ne büyük yanılgı,” diye.. İşte hayat bazen eyleme geçmeden önce yanıldığımızı bizlere gösterir.

    Karakterlerden bahsetmek yerine böyle ufak bir yazı yazmak istedim. Eğer olur da kitap elinize geçerse incelememi neden böyle kapalı yazdığımı anlarsınız. Yazarı zaten seviyordum ve yazmış olduğu ilk kitabı okuyunca da bu değişmedi. Yer yer betimlemelerinin çok fazla olması beni rahatsız etti ama genel olarak hoştu. Bir de bazı kitaplarda her sayfada bir kişinin farklı isimlerle yazılmasından hoşlanmıyorum. Yani bazen anlaşılamayabiliyor ve akışı bozduğunu düşünüyorum. Ama genel olarak güzel bir hikaye ve güzel bir kurguydu. Her kitap mutlu son ile bitmek zorunda değil. Bazen gerçeklerle yüzleşmek daha iyi gelebiliyor. Hele de benim gibi hayal dünyası çok geniş olan insanlar için...
  • "Ne yazabildim sana ne de anlatabildim,
    Bakışımdan anlarsın, tüm hikayem böyledir."

    Kapağına göre kitap seçimi benim için büyük bir yanılgı olsa da bu kitabın önce kapağına hayran oldum, sonra okumak istedim. Çok sade bir kapak olabilir ama bir o kadar da kibar duruyor. Kapağını kaldırdıktan sonra da içerisi baya bir kalabalık...

    İçerikten bahsetmek gerekirse yazar bu kitabında baya uzatmalara gitmiş. İki genç adamdan başladık, sonra bunların çocukları evlendi derken baştaki iki genç adam oldular en sonunda dede. Neden bu kadar kuşağı bir kitaba topladı yazar, bilmiyorum ama yine doyurucu bir kitaptı.

    İlk, küçücük çocuklar olan Melek ve Cuma'dan başlıyor kitap. Masumane bir sevginin başına gelenler sarsıyor başta okuru. Sonrası bilindik senaryolardan oluşuyor kitap. Şirkete sahip olma, mal mülk sevdası, bir adama uyup aileyi hiçe saymalar, kırılan kalpler, dağılan aileler...

    Kitap böyle uzadıkça uzuyor. Uzaması okuru sıkmıyor, yanlış anlaşılmasın. Yazarın kalemini seven benim gibiler için ideal bir kitap. Ayrıca yazar diğer kitaplarında olduğu gibi bunda da okuru boş bırakmıyor. Anlayana gerekli dersler veriyor.

    Tavsiye edilir.
  • İnsanlar "Ruh Eşi" nin mükemmel uyum olduğunu düşünür ve hepimiz ona kavuşmak isteriz.
    Ruh eşi; seni hayattan geri koyan şeyleri gösteren bir aynadır.

    Sen gibi bakan, sen gibi gören, sen gibi hisseden...
    Seni; hayatını değiştirebileceğine dair farkındalığa kavuşturan kişidir. Kendini ararken size yol gösterendir.
    Sizi, kendi değerlerinizi anlamanız için; zaman zaman kışkırtan, gerektiği zaman hırpalayan; "Gönüllü Yol Arkadaşıdır."

    Ruh Eşi; muhtemelen hayatın boyunca tanıyıp tanıyabileceğin tek önemli kişidir.
    ("7/Arâf suresi-189.ayet" Allah sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir.")

    Herkesin hayatına bu tip kişilerin girmesi çok da mümkün görünmese de, bazı şanslı kişiler vardır ve bu kişilere rast gelen...Ama fark edemeyen, anlayamayan ve elinden kaçıran.

    Tüm duvarlarını yıkar "Ruh Eşi" ve seni hayatın içinde uyanık tutar. Amacı; seni bir güzel sarsmak, ego'nu biraz yıkmak, kalbini biraz biraz kırmaktır, sana bağımlılık ve engellerini göstermektir. Çoğumuz bu davranışları gönül kırgınlığı olarak görür, hisseder ve uzaklaşırız. Yapılan en büyük yanılgı ve kayıp burda başlar.

    Oysa ki; Ruh Eşi'nin amacı: İçindeki olumsuz duyguları su yüzüne çıkarabilmek ve yüzleşmeni sağlayabilmek; en önemlisi de; Ruh Eşi'ne kavuşup var olabilmek, içeriye yepyeni ışıkların girmesini istediği içindir..Ancak O zaman ruhuyla içeriye akabilir
    Ruhunu ruhuyla buluşturabilir.
    Ruh Eşi'ni bulmak mucize gibi görünse de;
    Kişilik ve benlik savaşı duygusunu serbet bıraktığımızda... Her Yeni Gün En Güzel Mucize ve İkramlarıyla gelir kapımıza..

    Yeterki; Hisset...Anla...Fırsat ver...VE Farket...

    Burcu Gülen (2015 esinti yayınları)



    ( "Rum süresi 22.ayet") "O'nun mucizelerinden biride sizin için kendilerine ısınasınız ve aranızda sevgi,şefkat oluşsun diye nefs'inizden (ruhundan) eşler yaratmasıdır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.)
  • Dediğim gibi, erkekler birbirinden farklıdır, ve aslında her birini iyileşmez bir klinik vaka olarak görmek gerekir, başka deyişle, ders kitaplarında ve ilgili öteki kitaplarda yazılı olanlar, tek bir erkeği bile tüm doğasıyla açıklamak ve anlamak yeterli değildir. Bir erkeğin beyninden kaynaklananları anlamak bin kez daha kolaydır, bu en azından benim için kesinlikle böyle. Ama bu, hiç kuşkusuz herkeste ortak olduğu söylenen şey değil. Ne büyük bir yanılgı! Bir genelleştirmeye olanak sağlayabilecek böyle bir malzeme, yüzyıllar boyunca bile toplanamazdı. Tek bir kadın bile çok fazla sayıda tuhaflığın üstesinden gelmek zorundadır, ve kendini hangi hastalık belirtilerine göre ayarlaması gerektiğini ona daha önce söyleyen olmamıştır, denilebilir ki, erkeğin bir kadın karşısındaki tutumu tümüyle hastalıklıdır, üstelik tümüyle kendine özgü biçimde hastalıklıdır; dolayısıyla erkekleri hastalıklarından kurtarabilme olanağı asla yoktur. Kadınlar için ise, olsa olsa, acılara katılıp birlikte acı çekme yoluyla kaptıkları bulaşıcı hastalıkların izlerini az çok taşıdıkları söylenebilir.
    Ingeborg Bachmann
    Sayfa 243 - Yapıkredi